Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’da yürütülen baskı politikalarına dair çarpıcı bir tanıklık daha ortaya çıktı. Güvenlik gerekçesiyle adının gizlenmesini talep eden bir Uygur Türkü tanık, bölgede sistematik bir şekilde uygulanan asimilasyon politikaları ve zorla çalıştırma düzenini tüm detaylarıyla Uygur Haber’e anlattı.
Tanığın ifadeleri, yalnızca bireysel bir hikayeyi değil, geniş çaplı ve planlı bir politikanın izlerini gözler önüne seriyor. Ailesinden koparılan bireyler, zorla değiştirilen kimlikler ve sürekli gözetim altında sürdürülen bir yaşam… Röportaj, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine dair karanlık tabloyu bir kez daha gündeme taşıyor.
“HER ADIMIMIZ İZLENİYORDU”
Tanık, günlük hayatın sıradan bir yaşamdan çok uzak olduğunu vurgulayarak sözlerine başladı. Bölgedeki dijital gözetim sisteminin yalnızca güvenlik amacı taşımadığını belirten tanık, bunun toplum üzerinde psikolojik bir baskı aracı olarak kullanıldığını ifade etti.

“Evden çıktığımız andan itibaren izleniyorduk. Sokaklarda kameralar, telefonlarımızda takip uygulamaları vardı. Kiminle konuştuğunuz, ne söylediğiniz, hatta ne düşündüğünüz bile sorgulanıyordu. İnsanlar artık fısıldayarak konuşuyor. Çünkü duvarların bile dinlediğine inanıyoruz.”
AİLELER PARÇALANIYOR
Tanığın en çarpıcı anlatımlarından biri, ailelerin sistematik şekilde ayrılması oldu. Özellikle genç erkeklerin ve dini hassasiyeti olan bireylerin hedef alındığını, bu süreçte çocukların devlet kontrolündeki yatılı okullara alındığını aktaran tanık, aile bağlarının bilinçli şekilde zayıflatıldığını söyledi:
“Bir gece kapınız çalınıyor ve bir daha geri dönmeyen insanlar oluyor. Kardeşim götürüldü, hâlâ nerede olduğunu bilmiyoruz. Çocuklara kendi dilimizi konuşmaları yasaklanıyor. Kendi kültürlerini unutmaya zorlanıyorlar.”
ZORLA ÇALIŞTIRMA DÜZENİ
Tanık, bölgede kurulan sistemin yalnızca güvenlik değil aynı zamanda ekonomik bir boyut taşıdığına dikkat çekti. Gözaltına alınan veya “eğitim programına” tabi tutulan bireylerin daha sonra fabrikalara yönlendirildiğini anlattı:

“Bize bunun bir meslek edindirme programı olduğu söylendi. Ama gerçekte bu bir zorunluluktu. Çalışmayı reddedenler cezalandırılıyordu. Bu bir iş değil, kontrol altında tutulmanın başka bir yoluydu. İsimlerimiz değiştiriliyor, dilimiz yasaklanıyor, ibadet etmek neredeyse imkânsız hale getiriliyor.”
Geleneksel kıyafetlerin ve dini sembollerin de yasak kapsamına alındığını belirten tanık, bu sürecin “kimliği yok etme projesi” olarak tanımlanabileceğini söyledi.
“KONUŞMAK BİLE BİR RİSK”
Tanık, bu röportajı vermenin kendisi için büyük bir risk taşıdığını açıkça ifade etti:
“Bunu anlattığım için başıma ne geleceğini bilmiyorum. Ama susarsam her şey daha da kötü olacak.”
ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI
Uzmanlar, bu tür tanıklıkların Doğu Türkistan’daki durumun anlaşılması açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtiyor. Ancak bölgeye bağımsız erişimin sınırlı olması, iddiaların yerinde doğrulanmasını zorlaştırıyor.Buna rağmen ortaya çıkan anlatımlar, sistematik baskı iddialarını güçlendiren önemli veriler olarak değerlendiriliyor.



İlk yorum yapan siz olun