Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, 2 Ocak 2026 tarihinden itibaren Çin vatandaşlarına turistik ve transit geçişlerde vize muafiyeti tanınması, Doğu Türkistan davasına gönül veren milyonlarca insanı derin bir hayal kırıklığına uğratmıştır. Ankara, Pekin yönetiminin pasaport taşıyan vatandaşlarına kapılarını sonuna kadar açıp 180 gün içinde 90 gün kalış hakkı tanırken, kendi öz kardeşleri olan Uygur Türklerinin maruz kaldığı soykırım politikaları karşısında “stratejik” bir sessizliğe gömülmeyi tercih etmiştir. Bu karar, sadece turistik bir kolaylık değil, aynı zamanda zalimle kurulan ilişkinin mazlumun hukukundan üstün tutulduğunun resmi ilanıdır.
Ekonomik ilişkileri güçlendirme bahanesiyle atılan bu adımların arka planında, Türkiye’nin Çin karşısında verdiği devasa ticaret açığı yatmaktadır. TÜİK verilerine göre 2024 yılında Çin’den yapılan ithalat 44,9 milyar dolar seviyesine ulaşırken, ihracatımız sadece 3,4 milyar dolarda kalarak tarihi bir uçurum yaratmıştır. Türkiye, neredeyse tek taraflı işleyen bu ticari bağımlılık yüzünden, Doğu Türkistan’daki toplama kamplarını ve asimilasyon politikalarını görmezden gelmekte, 48 milyar doları aşan ticaret hacminin hatırına kardeşlik hukukunu feda etmektedir.
Hükümetin “kazan-kazan” olarak sunduğu bu tablo, aslında Çinli elektrikli araç devleri BYD, Chery ve SAIC Motor’un Avrupa pazarına Türkiye üzerinden gümrüksüz sızma planının bir parçasıdır. Eylül 2024’te gündeme gelen nadir toprak elementleri ortaklığı ve batarya fabrikası anlaşmaları, Türkiye’yi Çin’in Avrupa Birliği vergilerinden kaçış rotası haline getirirken, bu ekonomik entegrasyonun bedelini sesi kısılan Doğu Türkistan ödemektedir. Çin sermayesi Türkiye’de fabrika kurup vizesiz dolaşırken, Uygur Türklerinin en temel insan hakları dahi pazarlık masasında bir teferruat olarak kalmaktadır.
İlişkilerin 2010 yılında “Stratejik İş Birliği” düzeyine çıkarılmasından bu yana, Ankara’nın Pekin’e karşı tonu giderek yumuşamış ve bugün gelinen noktada Çin vatandaşlarına “buyurun geçin” denilen bir vize politikasına dönüşmüştür. Oysa Çin, kendi sınırları içerisindeki Uygur Türklerine seyahat özgürlüğü bir yana, nefes alma hakkı bile tanımazken; Türkiye’nin bu tek taraflı jesti, diplomatik nezaketten öte, yaşanan zulmü normalleştiren bir adımdır. Çin pasaportuna gösterilen itibar, o pasaportu taşıyan rejimin elindeki kanı temizlemeye yetmeyecektir.
Bugün Türkiye’nin turizm ve ticaret adına attığı bu imza, tarihe sadece ekonomik bir karar olarak değil, aynı zamanda manevi bir kırılma noktası olarak geçecektir. 2 Ocak 2026’da başlayan bu uygulama ile Çinli turistler İstanbul sokaklarında özgürce dolaşırken, Doğu Türkistan’daki kardeşlerimiz dijital diktatörlük altında hayatta kalma mücadelesi vermeye devam edecektir. Ekonomik menfaatlerin, milletin vicdanında kanayan bir yara olan Doğu Türkistan davasının önüne geçmesi, ne tarih ne de millet vicdanı tarafından affedilecek bir durum değildir.
Kaynak: İletişim Başkanlığı, Euronews, BBC Türkçe



İlk yorum yapan siz olun