İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sayısız Kazak’ı Açlıktan Kurtaran İsimsiz Uygur

Kaynak: falancamesele

(Yukarıdaki fotoğraf, Açlık döneminde açlıktan kurtulmak için başka bölgelere göç eden Kazaklar. Bu fotoğraf açlıkla ilgili en meşhur fotoğraflardan biri ve internette her yerde görmeniz mümkün. O yüzden kaynak göstermeden kullanmakta sakınca görmedim).

Not: Doğu Türkistan meselesi gündeme gelmişken birkaç ay önce yazdığım ama paylaşmadığım kısa bir yazıyı paylaşmak istedim. Ne yazık ki hem Kazakistan’da, hem de Doğu Türkistan’da en önemli sorunlardan biri Kazaklar ve Uygurlar arasındaki gerilimdir. Hatta Kazakistan’daki en başta gelen etnik sorunun Kazak-Uygur gerilimi olduğunu söylemem yanlış olmaz. Türkiye’deki “uzman”lar ya Orta Asya hakkında hiçbir şey bilmediklerinden, ya da kendilerini sadece güzellemeler döşemeye adadıkları için bu tarz mevzular hiç konuşulmaz. İşte şu an Doğu Türkistan’da eski dönemin aksine Kazaklar da Uygurlar gibi baskılara maruz kalırken, burada özetlediğim hikaye gibi örneklerin hatırlanmasının bu tarz sorunların çözümüne ufak da olsa bir katkı sunmasını dilediğim için şimdi bu hikayeyi paylaşıyorum.

Sayısız Kazak’ı Açlıktan Kurtaran İsimsiz Uygur

Sovyetler Birliği’nin Birinci Beş Yıllık Plan dahilindeki kollektivizasyon politikaları neticesinde milyonlarca insan hayatını kaybetti. Kollektivizasyon, zengin ve orta sınıf olarak nitelenen köylülerin (ve Kazakistan’da konar-göçerlerin) tahıl ve hayvanlarına el konulmasını içeriyordu ve bu anlamda bir sınıf savaşı politikasıydı. Temel motivasyon bu kaynakların ülkenin çok hızlı bir şekilde sanayileşmesi için kullanılmasıydı. Ancak çoğu durumda birkaç hayvana sahip olmak bile “kulak” olarak sınıflandırılmak için yeterli hale geldi ve kollektivizasyon bütün ülkede tam bir kaos halinde uygulandı. Birçok tarihçi bu dönemin köylü sınıfına karşı bir savaşa döndüğü düşüncesinde. Netice olarak kollektivizasyon Sovyetler Birliği’nin birçok bölgesine büyük felaketler getirdi. Sovyet açlıkları denince dünyada ilk akla gelen Ukrayna’da yaşanan ve yaklaşık 3.5-4 milyon insanın hayatını kaybetmesine neden olan büyük açlıktır. Ancak nüfusa oranla en büyük felaket Kazakistan’da yaşanmıştı. Farklı sayılar veren tarihçiler olsa da, bugün genel olarak 1930-1933 açlığında Kazakistan’da 1.5-1.7 milyon arası insanın açlık neticesi hayatını kaybettiği yaygın olarak kabul ediliyor. Hayatını kaybedenlerin %90’dan fazlası etnik Kazaklar’dı ve bu Kazak toplumu için demografik olarak telafisi onlarca yıl alacak olan bir trajediydi.

Hayatını kaybeden bir buçuk milyondan fazla insanın yanında yüz binlerce Kazak da memleketlerinden göç ettiler. Sovyetler Birliği içerisinde Batı Sibirya, Özbekistan ve Kırgızistan başlıca göç istikametleriydi. Bunun yanında İdil-Ural bölgesine, Türkmenistan’a ve hatta çok daha uzak yerlere göçen Kazaklar da bulunuyor. Sovyetler Birliği dışındaysa esas istikamet Doğu Kazakistan üzerinden Doğu Türkistan bölgesiydi. Yüz binlerce Kazak, Altay dağları üzerinden Orta Asya’nın Çin sınırları içinde kalan bölgesine göçtüler. Bir kısmının Çin tarafında akrabaları vardı, ancak birçokları bir bilinmeze doğru yola çıktılar.

Açlıktan kaçan Kazaklar gittikleri bölgelerde de çoğunlukla iyi karşılanmadılar. Tek tek Rus komşularından, ya da Kırgızistan’da veya başka yerlerde gördüğü yardımlardan, kendilerini açlıktan kurtaran Kazak olmayan insanlardan bahsedenler olsa da, çoğunlukla açlıktan kırılan Kazaklar gittikleri bölgelerde yerli halk tarafından yardım görmediler. Bunun birçok sebebi var, ancak netice olarak hemen her yerde açlıktan kaçan Kazaklar’ın ayrımcılığa uğradığını, yerel halkın tepkisiyle karşılaştığını ya da kendi kaderlerine terk edildiğini biliyoruz. Hatta birçok durumda şiddete maruz kaldılar. Batı Sibirya’nın yerleşik Kazaklar’ı da açlıktan kaçarak gelen mülteci Kazaklar’a karşı aynı şekilde karşılık verdi. Birçok bölgede en vahşi yöntemler kullanılarak geri gönderilmeye çalışıldılar.

Sınırın Çin tarafına göçmeye çalışan Kazaklar’ı daha başka zorluklar da bekliyordu. Can alan yalnızca açlık ya da son derece zor olan yolculuk değildi. Binlerce Kazak Sovyet sınır birlikleri tarafından yakalandı veya doğrudan vurularak öldürüldü. Göç, Sovyet hükümeti için öncelikle bir sınıf meselesiydi. Sovyetler Birliği’nden ayrılmaya çalışanlar “kulak” olmakla ve kollektivizasyonu baltalamakla suçlanıyorlardı.

Bütün bu felaketin içinde açlık kurbanlarına yardım etmek için canını dişine takan tek tük kişi vardı. Ne yazık ki Kazak açlığıyla ilgili sözlü tarih ve hatıratlar Ukrayna açlığıyla karşılaştırıldığında çok çok az sayıda. Bu yüzden elimizde yeterli kaynak olduğunu söyleyemeyiz. Ancak bu hatıratların birinde böylesine bir kahramanı hatırlıyor Nurziya Kajıbaeva. Kajıbaeva 1926’da Doğu Kazakistan (Semipalatinsk) oblastında doğdu. Açlık vurduğunda 5-6 yaşlarındaydı. Hatıralarına göre Nurziya veya ailesi açlığı çok şiddetli yaşamadılar. 1933 Martına kadar yiyecekleri olduğunu öğreniyoruz ve durum kötüleşmeye başladığında da Çin’e (Doğu Türkistan’a) göçmeyi başarıyorlar. Sovyet sınır muhafızlarından kaçmak için Tarbagatay dağlarını aşıyorlar. Yalnızca geceleri ilerleyerek 15 gün boyunca yürüyorlar. Küçük Nurziya’nın böylesi bir yolculuğu başarabilmesi ise ona göre Allah’ın ona güç vermesiyle oluyor. Aslında hatırat boyunca gerçekten erdemli bir insanın hatırladıklarını okuduğunuzu hissediyorsunuz. Nurziya ne kendini bir kurban olarak gösteriyor, ne halinden şikayet ediyor, ne hayata isyan ediyor. Her satırında bilge bir kişinin ağzından çıkanlar kulağınızda çınlıyor.

Çuguçak (Çöçek) şehrinde yetişkinler buldukları her işi kabul ediyorlar. Sahip oldukları bütün değerli eşyalar, mücevherler yiyecekle takas ediliyor. Ancak yine de çok zorluk çekiyorlar ve annesi de hastalanıyor. Nurziya annesinin kuzeni Halil’in biraz un için küçük kızı Zipaş’ı orda sattığını da hatırlıyor. Aslında bu birçok Kazak ailesinin yapmak zorunda kaldığı bir şeydi. Açlık sayısız trajediyi içinde barındırıyordu. Neticede Kazakistan’da durumun biraz düzeldiği haberini alınca aynı yıl içinde geri dönüyorlar.

Bütün bu açlık yıllarıyla ilgili ise Kajıbayeva’nın hatırladığı çok önemli bir şey var. O dönemi hatırlayanların, sayısız Kazak’ın bir Uygur Müslüman’ın “sevaplı iş”i sayesinde hayatta kaldığını anlattıklarını söylüyor. Buna göre binlerce Kazak’ın açlıktan kaçarak Çin sınırına doğru gelmekte olduğunu öğrenen bu Uygur, Tarbagatay dağları geçidinde Kazakistan sınırında bir çeşit ilkyardım kampı kuruyor. Anlaşıldığı kadarıyla oldukça zengin bir hayırsever olan Uygur’un adamları bu kampa durmaksızın yiyecek tedarik ediyorlar. Bitkin durumdaki mülteciler bu kampta sıcak yemek ve huzur buluyorlar. Kajıbayeva, ne yazık ki kimsenin bu Uygur’un adını hatırlamadığını söylüyor. Açlıktan kaçanların Allah’a kendilerine “Mürevit”e ulaşacak gücü vermesi için dua ettiklerini hatırlıyor. Ancak bu ad Uygur hayırseverin adı mı, yoksa kamp kurulan bölgenin adı mı bunu bilmiyor (hatıraları aktaran kızı bunun “Murauddin” adının yanlış telaffuzu olabileceğini not etmiş). Şöyle devam ediyor Kajıbayeva: “(İsmi) her neyse, o kişi, Kazaklar’a merhamet gösteren gerçek bir Müslüman, büyük hayranlık ve hürmeti hak ediyor. Allah ondan razı olsun! İnşallah, ruhu cennetin baş köşesindedir.

Ne yazık ki Kazakistan açlığının demografik felaket yönünün dışında insani boyutuyla ilgili çok az kaynağa sahibiz. Sovyet rejimi 1917-21 döneminin aksine kollektivizasyon açlıklarını hiçbir zaman kabul etmediği ve gizlediği için arşiv belgeleri dışında o dönemden kalma çok az sayıda kaynak var. Ukraynalılar’ın aksine Batı’da bir Kazak diasporası da oluşmadığı için Kazak açlığıyla ilgili çalışmalar çok geç dönemde ortaya konmaya başladı. Nurziya Kajıbayeva’nın hatıraları bu dönemi detaylı şekilde tasvir eden az sayıda kaynaktan biri. Ve onun sayesinde biz açlık döneminde sayısız Kazak’a yardım etmek için varını yoğunu ortaya koyan bu isimsiz Uygur kahramanı öğreniyoruz. İsmi unutulsa da kardeş Kazak halkı için canını dişine takan bu kişinin yaptıklarının unutulmamasını dilemek düşüyor bize de.

Hatıralar kızı Nazira Nurtazina tarafından derlenerek basılmıştır.

Aslı: Nazira Nurtazina, “Stalinskii golodomor v Kazahstane: vospominaniya sovremennikov,” Qazaq tarihï, 2011, no. 2 (107), s. 31–35; no. 3 (108), s. 25–28.

Kajıbayeva’nın hatıraları İngilizce’ye çevrilerek Acta Slavica Iaponicadergisinde basılmıştır. Online olarak erişime açıktır: http://src-h.slav.hokudai.ac.jp/publictn/acta/32/06Nurtazina.pdf

İlk yorum yapan siz olun

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: