İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İhsan yazdı: Bir kriz nasıl haber olmaktan çıkar?

Uluslararası medyada Uygur meselesinin giderek daha az yer bulması, yalnızca siyasi baskılarla açıklanabilecek bir durum değil. Paris merkezli Uygur gazeteci Umun İhsan, gazeteciliğin kendi işleyiş dinamiklerinin de bu “sessizleşme” sürecinde belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor.

Uyghur Times’ta yayımlanan analizde, bilgiye erişimin engellenmesi ile modern gazeteciliğin doğrulama, haber değeri ve ekonomik yapısının birleşerek Doğu Türkistan’daki insan hakları krizini nasıl görünmez kıldığı inceleniyor.

ERİŞİM ENGELİ VE DOĞRULAMA PARADOKSU

Gazeteciliğin temel ilkelerinden biri olan “yerinde doğrulama”, kapalı rejimlerde tersine işliyor. Sahada teyit imkânı ortadan kalktığında, haber üretimi de durma noktasına geliyor.

Çin’in gazetecilere yönelik baskıları, sınır dışı etmeler ve sürekli gözetim uygulamaları, yalnızca bireysel muhabirleri değil; onların kurduğu tüm haber ağını işlevsiz hale getiriyor. Böylece rejim, doğrudan sansür uygulamadan, haber üretiminin altyapısını ortadan kaldırarak etkili bir sessizlik oluşturuyor.

“OLAY MERKEZLİ” HABERCİLİK KRİZİ GÖRMEZDEN GELİYOR

Modern medya düzeni ani gelişmelere odaklanıyor: savaşlar, patlamalar, seçimler… Ancak Doğu Türkistan’daki baskı; zorla çalıştırma, kültürel asimilasyon ve sistematik kontrol gibi zamana yayılan süreçlerden oluşuyor. Bu durum, “yeni görüntü yoksa haber de yok” anlayışını doğurarak krizin gündemden düşmesine yol açıyor.

EKONOMİK GERÇEKLER VE ARAŞTIRMACI GAZETECİLİĞİN GERİLEYİŞİ

Kapalı bir bölgede gerçeğe ulaşmak imkânsız değil. Nitekim 2020’de yapılan bir araştırma, açık kaynak istihbaratı (OSINT) ve uydu görüntüleriyle yüzlerce toplama kampını ortaya koydu.

Ancak bu tür çalışmalar yüksek maliyet, zaman ve uzmanlık gerektiriyor. Küresel medya sektöründeki ekonomik daralma ise tam da bu alanı zayıflatıyor. Sonuç olarak, gerçeklere ulaşma kapasitesi ile bu kapasiteyi sürdürecek kaynaklar birbirini etkisiz hale getiriyor.

TEK KAYNAKTAN KÜRESEL SESSİZLİĞE

Günümüzde birçok medya kuruluşu, kendi muhabirleri yerine büyük ajanslara bağımlı hale gelmiş durumda. Bu da şu anlama geliyor: Çin gibi kapalı bir alanda birkaç ajansın erişiminin kısıtlanması, yüzlerce medya kuruluşunun aynı anda sessizleşmesine yol açıyor.

TİCARİ ÇIKARLAR VE “GÖRÜNMEZ SANSÜR”

Habercilikte bir diğer kritik unsur ise ekonomik çıkarlar. Çin pazarına erişim, reklam gelirleri ve ticari ilişkiler, medya kuruluşlarının editoryal kararlarını dolaylı biçimde etkileyebiliyor. Açık bir yasak olmasa bile, “olası tepkiyi önceden hesaplama” refleksi, birçok konunun daha baştan elenmesine neden oluyor.

DİASPORA KAYNAKLARI DA SUSTURULUYOR

Sahaya erişim olmadığında gazeteciler genellikle diaspora kaynaklarına yönelir. Ancak Doğu Türkistan örneğinde bu kanal da baskı altında. Bölgede yaşayan aile bireylerine yönelik tehditler, tanıkların konuşmasını engelliyor. Böylece kriz hakkında bilgi sağlayabilecek son kaynaklar da susmak zorunda kalıyor.

SONUÇ: SİSTEMATİK BİR SESSİZLİK

İhsan’a göre ortaya çıkan tablo, tek bir aktörün planlı sansüründen ziyade, sistemin kendi dinamiklerinin ürettiği bir “kolektif sessizlik.” Doğrulama zorunluluğu, haber değeri kriterleri, ekonomik kısıtlar ve ticari kaygılar birleştiğinde; Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri küresel medyada giderek daha az görünür hale geliyor.

İlk yorum yapan siz olun

Bir Yorum Yazın