HRW, Türkiye’de yaşayan Uygurların keyfi biçimde “kamu güvenliği tehdidi” olarak sınıflandırıldığını, hukuki statülerinin zayıflatıldığını ve sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya bırakıldığını açıkladı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından 12 Kasım 2025’te yayımlanan rapor, Türkiye’de yaşayan binlerce Uygurun göç idaresi ve güvenlik mekanizmaları tarafından uygulanan “tahdit kodları” nedeniyle sistematik olarak ayrımcılığa maruz kaldığını ortaya koyuyor. Rapora göre Türkiye makamlarının özellikle “G-87” kodunu kullanarak Uygurları “kamu güvenliği tehdidi” kategorisine yerleştirdiği, bunun ise ikamet izni iptali, uluslararası koruma başvurularının reddi ve sınır dışı işlemlerine zemin oluşturduğu belirtiliyor.
50 bin Uygurun hukuki statüsü tehdit altında
HRW, Türkiye’de yaklaşık 50.000 Uygurun yaşadığını hatırlatarak, Türkiye’nin uzun yıllar boyunca Uygur topluluğu için güvenli bir liman olarak görüldüğünü ancak son yıllarda bu algının hızla değiştiğini ifade ediyor. Örgüte göre değişimin nedeni hem Türkiye-Çin ilişkilerinin yakınlaşması hem de Türkiye’nin göç politikalarında 2022 sonrası belirginleşen sertleşme.
Raporun bulgularına göre, hukuki statüsü olmasına rağmen çok sayıda Uygur bu kodlamalar nedeniyle aniden “riskli” kategorisine düşürülebiliyor ve hak kaybına uğruyor. Görüşülen Uygurların çoğu Türkiye’de hem bürokrasi hem de güvenlik birimleri nezdinde sürekli “şüpheli” olarak muamele gördüklerini ifade ediyor.
Geri gönderme merkezlerinde kötü muamele iddiaları
HRW, görüştüğü 13 Uygurdan 9’unun en az bir kez geri gönderme merkezlerinde tutulduğunu raporladı. Bu kişilerin ifadelerinde, merkezlerde çıplak arama yapıldığı, kötü muameleye maruz kalındığı ve bazı durumlarda baskı altında “gönüllü geri dönüş” formlarının imzalatıldığı belirtiliyor.
Bazı Uygurlar, formu imzalamalarının ardından Çin ile işbirliği yapan üçüncü ülkelere gönderilebilecekleri korkusuyla yaşadıklarını aktardı. Raporda, geri gönderme merkezlerinde uzun süre belirsizlik içinde tutulan kişilerin büyük psikolojik baskı altında oldukları da yer alıyor.
Tahdit kodlarının kaynağında Çin’den gelen listeler var
HRW’nin dikkat çektiği önemli unsurlardan biri, Türkiye’deki tahdit kodlarının bazılarının Çin’den gelen istihbarat bilgileri temel alınarak verilmesi. Raporda, Çin makamlarının “terörle bağlantılı” olduğu iddiasıyla hazırladığı listelerde adı geçen bazı Uygurların Türkiye’de otomatik olarak risk kategorisine alındığı belirtiliyor.
HRW, bu listelerde yer alan kişilerin çoğu için uluslararası standartlara göre hiçbir suç isnadı olmadığını, Çin’in “aşırılık”, “bölücülük” ve “terör” tanımlarının son derece geniş ve keyfî olduğunu vurguluyor.
Mahkeme kararlarında belirsiz gerekçeler
Rapor, Göç İdaresi Başkanlığı ve mahkemeler tarafından verilen kararları da inceledi. İncelenen 12 sınır dışı dosyasında, dört ikamet izni ret kararında ve üç vatandaşlık başvurusu reddinde “kamu düzeni” ve “milli güvenlik” gibi gerekçelerin somut kanıt sunulmadan kullanıldığı görüldü.
HRW’ye göre idari mahkemeler çoğu durumda bu kararları rutin şekilde onaylıyor; mahkemelerde Uygurların Çin’e gönderilmeleri halinde karşı karşıya kalacakları işkence, keyfi gözaltı ve kötü muamele riskinin yeterince değerlendirilmediği ifade ediliyor.
“Geri Göndermeme” yükümlülüğü ihlal ediliyor
Rapor, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalar gereği geri göndermeme (non-refoulement) ilkesine uyma yükümlülüğüne sahip olduğunu hatırlatıyor. Özellikle Çin’e gönderilen Uygurların yüksek risk altında olduğu; Çin’de işkence, siyasi soruşturma, zorla çalıştırma ya da zorunlu “yeniden eğitim” kamplarında tutulma ihtimalinin bilindiği belirtiliyor.
HRW’ye göre Türkiye’deki işlem süreçleri Uygurlar için şeffaf değil ve etkili bir itiraz mekanizması çoğu zaman işlemiyor. Kodların gerekçesi açıklanmadan verildiği, kişilerin neden “tehdit” kategorisinde gösterildiğini öğrenemediği ve itiraz etse bile kararların nadiren değiştiği ifade ediliyor.
HRW’den Türkiye’ye çağrı
Raporda Türkiye’ye yönelik kapsamlı tavsiyeler yer alıyor:
– Uygurlar hakkında uygulanan tahdit kodlarının kaldırılması
– Sınır dışı işlemlerinin durdurulması
– Kod verilme süreçlerinin şeffaf hâle getirilmesi
– Geri gönderme merkezi uygulamalarının bağımsız izlemeye açılması
– Çin’den gelen listelere dayanarak işlem yapılmamasına yönelik güvence sağlanması
– Etkili, hızlı ve adil itiraz mekanizmalarının kurulması
HRW’nin araştırmasında toplam 20 kişiyle görüşüldü: 13 Uygur, 6 göç avukatı ve bir devlet yetkilisi. Ayrıca çok sayıda mahkeme kararı, göç idaresi dosyası ve idari belge de incelendi.
Rapor, Türkiye’de yaşayan Uygurların yalnızca hukuki statülerini değil, aynı zamanda fiziksel güvenliklerini ve aile bütünlüklerini tehdit eden bir düzene maruz kaldığını ortaya koyuyor.





İlk yorum yapan siz olun