Freedom House ile yapılan bir soru-cevap oturumunda, Uygur Araştırmalar Merkezi İcra Direktörü Abdulhakim Idris, Çin Komünist Partisi’nin baskısını ortaya çıkarma çalışmalarını ve Çin yetkililerinin kendisini ve ailesini konuşmaktan alıkoymak için nasıl tehdit ettiğini tartışıyor.
Çin Halk Cumhuriyeti, insan hakları savunucularını, gazetecileri, öğrencileri, sanatçıları ve dini ve etnik azınlıkların üyelerini hedef alan dünyanın en gelişmiş ve kapsamlı ulusötesi baskı kampanyasını yürütmektedir. Uygurlar, onlarca yıldır Çin’in baskısı ile karşı karşıyadır. Yurtdışında, grubun birçok üyesi gözaltına alınma, yasadışı sınır dışı edilme, Çin’e teslim edilme, vekalet yoluyla zorlama, gözetim ve dijital taciz yoluyla ulusötesine yönelik baskılara maruz kalmaktadır. Çin yetkilileri ayrıca komşu ülkelerin hükümetlerini Uygurları gözaltına almaya ve aktivizmlerini engellemeye zorlamıştır. Uygurlar, 2014’ten 2025’e kadar dünya genelinde doğrudan fiziksel vakaları kataloglayan Freedom House’un ulusötesi baskı veri tabanındaki olayların yüzde 20’sinden fazlasında yer almaktadır.

Geçen ay, Washington, DC’deki Uygur Araştırmalar Merkezi başkanı ve önde gelen Uygur akademisyeni ve savunucusu Abdulhakim İdris Çinli yetkililerin isteği üzerine Malezya’da havalimanında bir gün boyunca gözaltına alındı ev sınırdışı edildi. Bu baskı kendisinin Menace: China’s Colonization of the Islamic World and Uyghur Genocide adlı kitabının Malayca baskısını başlatmasını engellemedi. Idris’in açıkladığı gibi, bu ulusötesi baskı eylemi, yurtdışında faaliyet gösteren diğer tüm insan hakları savunucuları, gazeteci ve araştırmacılar için tehlikeli bir emsal oluşturmaktadır. Aşağıda yer alan röportaj, Idris Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) ihlallerini ve Malezya ile başka yerlerde onu susturmaya çalıştığını anlatmaktadır.
Freedom House: Uygur Araştırmalar Merkezi’nin icra direktörü olarak yaptığınız çalışmaları anlatabilir misiniz?
Abdulhakim İdris: Uygur Araştırmalar Merkezi (CUS) icra direktörü olarak, Doğu Türkistan’daki (resmi adıyla Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi) krizi ele almak için insan hakları savunuculuğu, akademik araştırma ve diplomatik katılımın kesişiminde bir misyon yönetiyorum.[KL1] [AI2] Titiz, kanıta dayalı raporlar üreterek ve küresel yasama organlarını bilgilendirerek, Çin Komünist Partisi (ÇKP) anlatılarını ortaya çıkarmaya ve Uygur soykırımı üzerine uluslararası tartışmanın akademik verilere ve kültürel uzmanlığa dayanmasını sağlamaya çalışıyorum. Çalışmalarım, bu araştırmayı eyleme dönüştürüyor; medya çalışmaları ve üst düzey brifinglerle farkındalık yaratarak değişim yaratabilecek en yetenekli kitlelere ulaşıyor. Ayrıca, Çin ekonomik baskısının genellikle sessizliği satın aldığı Müslüman çoğunluklu ülkelerle de ilgilenmeye çalışıyorum. Orta Doğu, Afrika ve Asya’daki dini liderleri ve sivil toplumu bilgilendirerek, Uygurlara yönelik zulmün ortak inancımıza bir saldırı ve Çin’in dini inançlara karşı savaşının bir parçası olduğunu gösteriyorum.

İnsan hakları savunuculuğum derinlemesine kişisel: 2017’den beri ailemden 24 kişi kayıp; bunlar arasında annem Habibehan Idris de var; kardeşim Abdurehim; kız kardeşim Buhedichehan ve tüm yeğenlerim. Ağustos 2023’te babamın vefat ettiğini öğrendim. Babam Ocak 2023’te Hotan’da vefat etti. Bu acı haber Çin’in baskıları nedeniyle bana 7 ay sonra iletilebildi.
Uygur Diasporası ile uluslararası toplum arasında bir köprü olarak, kişisel verilerimizi küresel eyleme dönüştürmek için gerekli stratejik önerileri ve tanıklıkları sunuyorum.
Uygur halkı adına insan hakları savunuculuğu faaliyetlerinde ne kadar süredir bulunuyorsunuz?
1968 yılında Doğu Türkistan’ın Hotan kentinde doğdum. Yolculuğum inanç ve akademik temelle başladı; Hotan’daki medreselerde İslam Bilimleri ve Arapça okudum, ardından 1986’da Mısır’daki El-Ezher Üniversitesi’nde eğitim almak üzere ayrıldım. Bu arka plan, ÇKP’nin şu anda silmeye çalıştığı dini kimlik hakkında derin bir anlayış kazandırdı.
1990’da Almanya’ya sığınma arayan ilk Uygurlardan biri oldum. Münih’e yerleşince, Endüstri Yönetimi eğitimimi insanlarımızı organize etme misyonuyla dengeledim. Avrupa’daki Doğu Türkistan Birliği’nin (1991) kurucularından biriyim; ki bu kıtadaki ilk Uygur örgütüdür. Sonraki yirmi yıl boyunca, mücadelemizin kurumsal mimarisini inşa etmeye odaklandım. Yürütme komitesi başkanlığı yaptığım Dünya Uygur Gençlik Kongresi’nin (1996) ve farklı liderlik rolleri üstlediğim Dünya Uygur Kongresi’nin (2004) kurucularından biri olmaktan gurur duyuyorum.
2009’da Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındıktan sonra bu çalışmayı Washington, DC’de de sürdürdüm ve Uyghur Amerikan Derneği’nin yönetim kurulunda görev yaptım. 2017 yılında, eşim Rushan Abbas ile birlikte devam eden soykırıma daha acil bir farkındalık getirmek amacıyla Uygur Haraketini (CFU) kurduk.
Son yıllarda mücadelenin doğası değişti. Çin hükümeti baskı kampanyasını tam ölçekli bir soykırıma dönüştürürken, yanıtımızın daha güçlü olması gerekiyordu. Bu beni Uygur Çalışmaları Merkezi’ni kurmaya yöneltti; burada savunuculuğu, özellikle Müslüman çoğunluğun bulunduğu ülkelerde Çin’in etkisine meydan okumak için gerekli entelektüel ve akademik boyutla birleştirdim.
Neden Malezya’ya seyahat ediyordunuz? Vardığınızda ne olduğunu anlatabilir misiniz?
2022’den beri Malezya’da Uygur insan hakları savunuculuğu yapıyoruz ve o zamandan beri orada birkaç kez bulundum. Yaptığımısz temaslar arasandı arasında Malezya Başbakanı Anwar İbrahim ile bir görüşme de var.
ÇKP, Müslüman çoğunluklu ülkelerde etkisi konusunda beni en önde gelen uzmanlardan biri olarak görüyor. Benim kitabım Menace: China’s Colonization of the Islamic World and Uyghur Genocide şu anda Türkçe, Arapça, Malay ve Bahasa Endonezya’ya çevrildi. Çin’in Müslüman çoğunluklu ülkelere sızması konusunda göz açıcı bir deneyim oldu. Yayınlandıktan sonra, hem eşim hem de ben koordineli ölüm tehditlerine ve dijital tacize maruz kaldık. Kitabın Endonezya’daki lansmanı için Jakarta’ya gittiğimde, Çin büyükelçiliği, yerel temsilcileri aleyhimize protestoları düzenlemek için seferber etti; bunlar arasında fotoğrafımın ve kitabımın kopyalarının yakılması da dahil.
Malezyalı işbirliği yaptığımız organizasyon bu insan hakları savunuculuğu gezisini planladı ve beni katılmaya davet etti. Raporlarla iyi hazırlanmıştık ve kitabımın Malayca baskısını Uygur Araştırmaları Merkezi’nden birkaç yeni raporla birlikte başlatmayı planladık. Kuala Lumpur’a varışım 29 Mart’ta gerçekleşti ve ayrılışım 8 Nisan 2026 olarak planlanmıştı.
Kuala Lumpur’a 29 Mart’ta yerel saatle saat 7:00’de vardım. Göçmenlik salonuna geldiğimde, Malezyalı bir göçmenlik memuru beni kenara çekti, pasaportumu aldı ve ofisine götürdü. Bir memur kendini Malezya Kraliyet Polisi olarak tanıttı ve girişimin reddedileceğini ve sınır dışı edileceğimi söyledi. Bu konuşmanın beşinci saatinde beni havaalanındaki geçici bir gözaltı merkezine koydular. [Not: ABD vatandaşlarının Malezya’da 90 günden kısa bir iş veya turizm konaklaması için vize başvurusu yapmak zorunda değildir.][KL3] [AI4]
ABD pasaportuma el konuldu ve gerekçesiz 21 saat boyunca gözaltında tutuldum, sadece bir küçük öğün ve bir şişe su verildi, ardından dört polis memuru tarafından bir sınır dışı uçuşuna götürüldüm.
Beni bir Türk Havayolları uçağına bindirdiler ve 30 Mart yerel saatiyle saat 4:25’te İstanbul’da transit üzerinden ABD’ye geri gönderdiler; pasaportumu İstanbul’a geri aldım. 30 Mart İstanbul saatiyle saat 15:50’de Washington’a aktarma uçuşu yaptım ve saat 22:50’de Dulles Havalimanı’na vardım.
Yaklaşık 70 saatlik kesintisiz seyahat ve gözaltının ardından, Amerika Birleşik Devletleri’ne güvenle geri döndüm. Malezya’daki ev sahibimiz, girişimin reddedilmesinin doğrudan Pekin’den gelen baskı sonucu olduğunu doğruladı.
Bu tek başına bir olay değil, Çin’in bir sindirme yöntemlerinden biridir. Geçen yıl, Jakarta’daki Çin büyükelçiliğinin baskısı altında benzer şekilde Endonezya’ya girişim reddedildi, ancak o sefer, ABD hükümetinin müdahalesiyle giriş sağlayabildim. Bu sefer, Dışişleri Bakanlığı ve Kuala Lumpur’daki ABD büyükelçiliği konuyu Malezya göçüne çıkarmasına rağmen, Pekin galip geldi. Bu tırmanma endişe verici.
Pekin’in amacı, araştırmamı Malay konuşan topluluklara ulaşmadan önce susturmak. Tek “suçum”, Çin hükümeti tarafından zulme uğrayan bir topluluktan muhalif olmak ve Çin’in insanlık, özgürlük ve demokrasi üzerindeki daha geniş tehditlerini ortaya çıkarmak. Çin, şimdi üçüncü bir ülkeyi bir ABD vatandaşını gözaltına almak ve sınır dışı etmek için başarıyla kullandı. Eğer bu geçerliyse, yurtdışında faaliyet gösteren her Amerikalı insan hakları savunucu, gazeteci ve araştırmacı için tehlikeli bir emsal oluşturur. Bu, özellikle ABD vatandaşı olarak beni hedef alan Çin’in ulusötesi baskısının açık bir örneği.
Bu deneyim size nasıl hissettirdi?
Göçmenlikte kenara çekildiğim andan itibaren hayatım için endişe ettim. Şimdi, benim gibi insanları zaten ortadan kaldıran bir devletin talebiyle Malezya kolluk kuvvetleri tarafından tutuluyordum. Memurun tonu saldırgancaydı, bana bir suçlu ya da tehdit gibi davranıyordu. Sivil kıyafetli ve koyu gözlüklü birkaç adam oradaydı. Kendilerini tanıtmadılar, bana hiçbir şey söylemediler ve sessizce izlediler. Kim olduklarını ya da kim için çalıştıklarını bilmiyordum.
Hiçbir göçmenlik memuru neden tutulduğumu açıklamadı. Havaalanından beni almaya gelen Malezyalı organizasyon temsilcisi, dışarıdan mesajlar gönderiyordu; Çin’in Malezya’yı beni kırmızı listeye alması için baskı yaptığını söylüyordu. Pekin’in emriyle, Malezya topraklarında, ABD vatandaşı olarak haklarımı kullandığım için gözaltına alınıyordum.
Beni geçici gözaltı alanına taşıdıklarında, 20’den fazla tutuklu bulunan ve hiçbir görevlinin olmadığı bir odaya taşıdıklarında, korkum daha da arttı. Uygur aktivistlerin yurtdışında öldürüldüğünün farkındayım ve bu cinayetlerin Pekin’e kadar uzandığını biliyorum. Köşede 15 saatten fazla oturdum, bu aca gerçekle yalnız kaldım.
CCP tarafından bu şekilde hedef alındıktan sonra, derin travmatize bir şekilde eve döndüm. O zamandan beri uyumakta büyük zorluk çekiyorum.
Daha önce böyle bir şey oldu mu?
Evet. 11 Temmuz 2024 ile 20 Temmuz 2024 tarihleri arasında Endonezya’ya bir insan hakları savunuculuğu programı düzenledik. Endonezya’da işbirliği yaptığımız organizasyon etkinlikleri organize etti ve beni davet etti. Seyahat, politikacılar, STK liderleri ve dini figürler dahil olmak üzere önemli Endonezya paydaşlarıyla çok sayıda toplantı, seminer ve yuvarlak masa tartışmalarını içeriyordu. Toplamda, Jakarta, Pontianak, Surabaya, Yogyakarta ve uzaktan Medan’da olmak üzere beş şehri ziyaret ettik ve etkinlikler düzenledik.
Bu gezi sırasında karşılaştığımız birkaç zorluk vardı. ÇKP propaganda kampanyası artık Endonezya genelinde, TikTok, X ve Facebook gibi STK’lar ve sosyal medya platformları arasında yaygın durumda. Çin hükümetinin sosyal medya reklamları ve yerel liderler üzerindeki etkisi dahil kapsamlı propaganda kampanyaları önemli bir engel yarattı.
Pontianak’ta etkinliğimizi düzenlediğimizde, Endonezya göçmenlik yetkilileri geldi, vizemi kontrol ettiler ve turist vizesiyle etkinliklerde konuşmama izin verilmediğini, bunun için C10 vizesine ihtiyacım olacağını söylediler. Sonra yaklaşımımızı değiştirdik: Tüm sunumlarımı Endonezyalı ortaklarımıza yaptım, onlar da seminerlere devam etti. Endonezyalı meslektaşlarımızın iki yıl birlikte çalıştıktan sonra Uygur meselesinde eğitimli ve deneyimli olmasının sebebi sayesinde uyum sağlayabildik.
26 Nisan 2025 ile 6 Mayıs 2025 tarihleri arasında Endonezya’ya yaptığım sonraki bir seyahatte, konuşmacı vizesiyle seyahat ettim ve ABD[AM5] hükümetinin müdahalesiyle ülkeye girmeme izin verilmeden önce havaalanında üç saat boyunca gözaltında tutuldum.
Her iki durumda da Malezya’da olduğu gibi, baskı Pekin’e kadar uzanıyordu. Fark şu ki, Endonezya’da sonunda netlik ve güvenli giriş arayabildim. Malezya’da ise değildim.
Ailenize yönelik tehdit, taciz veya zorlama gibi başka ulusötesi baskı biçimleriyle karşılaştınız mı?
Ulusötesi baskı benim için soyut bir kavram değil. Bu, ailemin hayatını kökten değiştiren acı verici, günlük bir gerçeklik. Çin hükümeti, Batı’daki Uygur insan hakları savunuculuğumuzu susturmak için sık sık sevdiklerimizin güvenliğini ve özgürlüğünü koz olarak kullanıyor. 2017’de soykırımın yoğunlaşmasından bu yana, Hotan’daki akrabalarımla tüm iletişimimi kaybettim. Uygur kültüründe aile her şeydir. Köklerinden kopmak psikolojik savaşın bir biçimidir.
Ağustos 2023’te, anonim bir kaynaktan yıkıcı bir mesaj aldım. Babam Abdulkerim[AI6] Zikrullah İdris’in yedi ay önce, Ocak 2023’te memleketimiz Hotan’da vefat ettiği bildirildi. ÇKP, diaspora ile Doğu Türkistan’daki ailelerimiz arasındaki tüm iletişim hatlarını kestiği için, onunla birlikte olamadım, konuşamadım ya da olay olduğunda onun gittiğini bile bilemedim. Babamın sesini en son Nisan 2017’de duymuştum. O telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra kitlesel gözaltılar başladı ve iletişim tamamen kesildi. Altı yıl boyunca, onun güvende olup olmadığını, bir kampta mı yoksa hayatta olup olmadığını bilmemekte yaşadığım acı verici bir belirsizlikle yaşadım.
Bu, diasporadaki yüz binlerce Uygur’un her gün karşılaştığı psikolojik işkence biçimidir. Bölgedeki tam şeffaflık eksikliği nedeniyle, ölümünün kesin koşulları belirsizliğini koruyor. Tıbbi bakıma erişimi olup olmadığını ya da devam eden zulmün stresinin ölümüne katkıda bulunup bulunmadığını bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, çocuklarının ona son görevlerini yerine getiremediği bir polis devleti ortamında öldüğüdür.
Hedef alınan tek ailem değildi. Eylül 2018’de, eşim Rushan Abbas’ın ailemin kayboluşunu kamuoyuna açıklayarak Çin hükümetinin Uygurları kitlesel gözaltına almasını vurgulamasından sadece altı gün sonra, kız kardeşi Dr. Gulshan Abbas Urumçi’deki evinden zorla kaybedildi. Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, 31 Aralık 2020’de terörizmle bağlantılı esassız suçlamalarla 20 yıl hapis cezasına çarptırıldığını resmen [AI7] doğruladı. Dr. Gulshan Abbas, siyasete hiç karışmamış emekli bir tıp doktoruydu. Hapsedilmesi, ailemizi terörize etmek, bizi susturmak ve halkımız için savunuculuğu bırakmamızı zorlamak amacıyla ulusötesi baskı eylemi olmaya devam ediyor.
ÇKP’nin ulusötesi baskı taktikleri başka biçimler de aldı. 2021’de Londra’daki Uygur Mahkemesi’nde ifade verdikten sonra, Çin’in Uygur halkına karşı soykırım ve insanlığa karşı suçlar işlediği sonucuna vardı; Çin devlet televizyonu fotoğrafımı yayınladı ve tanıklık ettiğim için beni kınadı. Bu, beni kamuoyunda korkutmak ve gerçeği söylemenin sonuçları konusunda başkalarını uyarmak içindi. 2024 Dünya Uygur Kongresi Genel Kurulu’ndan önce, eşimle birlikte doğrudan ölüm tehditleri içeren çevrimiçi bir video mesajı aldık. Federal Soruşturma Bürosu (FBI) benimle iletişime geçti ve tehditten haberdar olduklarını doğruladı.
Karalama kampanyaları, karakter suikastı ve hayatlarımıza yönelik tehditlerin hedefi olduk. Çin dışında bile sürekli korku ve korkutma altında yaşıyoruz. Bu taktiklerle Çin hükümeti sadece bireyleri cezalandırmayı değil, aynı zamanda korku tüm ailelere ve topluluklara yaymayı hedefliyor.
Başına gelenler, işinize, savunuculuğunuza ya da seyahatinize yaklaşımınızı değiştirdi mi?
Evet. Yaşadığım baskı ve kişisel kayıplar, hem fiziksel hem de psikolojik olarak işimi ve hayatımı derinden etkiledi. İyi uyuyamıyorum. Seyahat ederken güvenliğimi düşünüyorum. Gözaltı odasında tutulmanın ne demek olduğunu düşünüyorum, beni izleyen adamların kim olduğunu ya da onları kimin gönderdiğini bilmeden. O korku gerçek.
Bu durum benim kişisel olarak öteye uzanıyor. Yurtdışındaki bizimle birlikte hareket eden organizasyonlar artık bizimle ilgili baskı altında tutuluyor. Bir zamanlar bizi ağırlayan kuruluşlar, bir Uygur insan hakları savunucusunu ağırlamanın ulusal gizli kolluk kuvvetlerinden ve Pekin’den istenmeyen ilgiyi çekebileceğini bildikleri için tereddüt [AI8] ediyor. Bu da işi zorlaştırır ve çalışabileceğimiz alanı daraltır.
Ancak korku içinde yaşamayı reddediyorum. Dünyanın dört bir yanında, Avrupa Parlamentosu’na, Birleşmiş Milletler’e ve Müslüman çoğunluklu ülkelerde olup bitenleri gerçeği söylemek için seyahat etmeye devam ediyorum. Bu suçlar beni ya da Müslüman çoğunluklu ülkelerdeki bazı ortaklarımızı caydırmadı. Aksine, Müslüman çoğunluklu ülkelerdeki ortaklarımız, ÇKP’nin ülkelerine sızmasını ve bunun egemenliklerini zayıflattığını görüyor. Çin Komünist Partisi’nin ulusötesi baskı kampanyası beni susturmak için tasarlanmıştı. Ailemi ve yengem Dr. Gulshan Abbas’ı rehin alarak ve babamla tüm iletişimi onun ölümüne kadar keserek, ÇKP ruhumu kırmaya çalıştı. Bunun yerine, bu suçlar kalan tereddüdü ortadan kaldırdı. Zaten çok şey kaybettiğim için, kalan tek yolun başkalarının aynı kaderi yaşamaması için daha da sert savaşmak olduğunu anladım. Kendimi sustursam ya da hareketlerimi kısıtlarsam, bu, ÇKP’nin korkutma kampanyasının başarılı olduğu anlamına gelir. Buna izin vermeyeceğim. Aileme ve kamplarda ve hapishanelerde acı çeken milyonlarca Uygura kendi adına konuşamayanlar adına konuşmayı borçluyum.
Aldığım her tehdit ve ailemin zorla yaptığı her fedakarlık, kararlılığımı daha da güçlendiriyor. Aslında, bu baskı eylemleri görevimin aciliyetini ve önemini doğruluyor. Hesap verebilirlik, adalet ve her Uygur ailesinin devlet destekli baskının korkusundan özgür yaşayabileceği bir gelecek olana kadar durmayacağım.
Özellikle Uygurların yaşadığı ülkelerden demokratik hükümetlerden ne tür bir yanıt görmek istersiniz?
İhtiyacımız olan yanıt iki taraflı olmalı: hem Müslüman çoğunluklu ülkelerin ahlaki cesaretini hem de Batılı demokrasilerin ilkeli liderliğini gerektirir. Dünya artık ekonomik çıkarların soykırımın gerçeğine bir göz bandı olmasına izin veremez.
ÇKP’nin ulusötesi baskı kampanyası, küresel istikrara yönelik artan bir saldırıdır. Uygurların, Tibetlilerin ve Hong Kongluların susturulmasıyla başlamışken, şimdi Tayvan halkını ve her demokratik ulusun egemenliğini tehdit etmeye başladı. Pekin, otoriter taktiklerini ihraç ederek dünya çapında özgürlük ve demokrasinin temellerini aktif olarak aşındırıyor. Özgür dünya, birine yönelik tehdidin herkesin güvenliğine yönelik bir saldırı olduğunu kabul etmelidir.
El-Ezher’de eğitim gören ve hayatımı İslami bilimlerle geçirmiş biri olarak, Müslüman çoğunluklu ülkelere ve küresel topluma mesajım kesindir: sessizlik sona ermeli. Çin Komünist Partisi sadece Orta Asya’dan bir etnik grubu hedef almıyor; İnanç, kimlik ve insan onuruna sistematik bir saldırı yürütüyor. Bu, dine karşı bir savaştır. Müslüman liderler bunun ne olduğunu kabul etmeli ve ahlaki açıklıkla konuşmalı. Müslüman dünyasının onurunu savunduğunu iddia eden ülkeler, Uygur Müslümanları inançları nedeniyle hapsedilmiş, silinmiş ve zulme uğrarken sessiz kalamaz.
Batılı demokrasiler de aciliyet ve prensiple hareket etmelidir. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada gibi hükümetler, Uygurların öncelikli koruma ve yeniden yerleşime ihtiyacı olan benzersiz bir zulme uğrayan grup olarak tanıdığı politikaları ilerleterek yasal korumaları güçlendirmelidir. Sürgünde yaşayan Uygurlar, ister Türkiye, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ya da başka yerlerde, geçici ikamet izininden fazlasına ihtiyaç duyuyor. Ulusötesi baskıdan anlamlı bir korumaya ihtiyaçları var. Çin devletinin yurtdışındaki Uygurlara yönelik taciz, gözetimi ve sindirmesi, ulusal egemenliğin doğrudan ihlali olarak görülmeli ve ciddi hukuki ve diplomatik sonuçlarla karşılaşmalıdır.
Aynı zamanda, hükümetler Uygur dilini, dinini ve kültürünü korumak için toplum okulları, kültürel kurumlar, belgeleme çalışmaları ve sürgündeki Uygur aileleri için güvenli alanlar gibi kurumsal destek sağlamalıdır; böylece ÇKP bizi silmeye çalışırken, kimliğimiz özgür dünyada hayatta kalabilir ve gelişebilir.
Uygur krizi, günümüzde uluslararası insan hakları sisteminin en açık sınavlarından biridir. Dünya insan hayatı yerine ticaret anlaşmalarını tercih etmeye devam ederse, “Bir daha asla” vaadi boş kelimeler olarak ortaya çıkacaktır. Biz bu vahşetin ölçeğine uygun bir eylem talep ediyoruz.
Ve bunu özellikle Malezya dahil olmak üzere Müslüman çoğunluklu ülkelere söylüyorum: ikiyüzlülüğü durdurma zamanı geldi. Hiçbir millet, Uygurların acısını görmezden gelerek ezilen Müslümanlarla dayanışma iddia edemez. Tarih sadece bu suçları işleyenleri değil, sessizce seyirde duranları da hatırlayacaktır.
Not: Bu röportaj açıklık ve özlülük açısından hafifçe düzenlenmiştir. Röportaj yapılan kişilerin ifade ettiği görüşler, Freedom House’un resmi tutumunu yansıtmayabilir.





İlk yorum yapan siz olun