Uluslararası insan hakları kuruluşu Safeguard Defenders tarafından yayımlanan yeni rapor, Çin’in küresel yayın organı CGTN içindeki yayın mekanizmasını sarsacak tanıklıkları gün yüzüne çıkardı.
Sunucu, editör ve yapımcılardan oluşan sekiz eski yabancı çalışan; haber içeriklerinin sıkı siyasi denetimden geçtiğini, otosansürün sistematik hale geldiğini ve özellikle Doğu Türkistan’daki kitlesel gözaltı merkezlerinin “mesleki eğitim” olarak sunulmasının ciddi rahatsızlık yarattığını anlattı.
Tanıklıklardan biri, Doğu Türkistan haberlerinin kurumdan ayrılma kararında belirleyici olduğunu açıkça ifade etti.
PROPAGANDA GERÇEĞİ GÖLGELEDİ
“CGTN: See the Difference. China’s Party-State Media in Focus” başlıklı rapor, kurumda görev yapmış sekiz yabancı çalışanın anlatımlarına dayanıyor. Görüşülen isimler; Çin’in olası baskılarından çekindikleri için kimliklerinin gizli tutulmasını istedi. Araştırma kapsamında iki düzineden fazla eski çalışana ulaşılmaya çalışılsa da yalnızca sekiz kişi konuşmayı kabul etti.
Tanıklıklara göre, CGTN’nin dış dünyaya sunduğu “alternatif küresel medya” imajı ile içerideki gerçeklik arasında derin bir uçurum bulunuyor.
Bir eski çalışan, haber akışının büyük bölümünün Xi Jinping odaklı içeriklerden oluştuğunu aktarırken, diğerleri Çin hakkında olumsuz kabul edilen gelişmelerin sistematik biçimde dışlandığını belirtti.
DOĞU TÜRKİSTAN YAYINLARI VİCDANLARI ZORLADI
Rapordaki en dikkat çekici bölüm ise Doğu Türkistan’a ilişkin yayın politikası oldu.
2018’den itibaren uluslararası kamuoyunda yoğun şekilde tartışılan kitlesel gözaltı uygulamaları karşısında CGTN’nin yayın çizgisini değiştirmek yerine Pekin’in söylemini güçlendirdiği belirtildi.
Eski çalışanların ifadelerine göre:
- Kamplar sistematik biçimde “mesleki eğitim merkezleri” olarak tanımlandı
- Eleştirel içeriklere yer verilmedi
- Alternatif görüşler yayına sokulmadı
Bazı editörler bu içerikleri hazırlamayı reddederek görev değişikliği talep etti. Bir çalışan ise Doğu Türkistan yayınlarının kendisini “mesleki olarak kabul edilemez bir noktaya” getirdiğini belirterek istifa etti.
“HABER” DEĞİL, “ÇİN’İN HİKÂYESİ”
Rapora göre CGTN’de temel öncelik haber değeri değil, Çin’in uluslararası imajının korunmasıydı.
Çin yönetiminin uzun süredir kullandığı “Çin’in hikâyesini iyi anlatmak” yaklaşımının yayın politikasına doğrudan yansıdığı vurgulandı.
Bu çerçevede:
- Olumsuz gelişmeler ya görmezden gelindi ya da yeniden çerçevelendi
- Siyasi içeriklerde yalnızca Çin Komünist Partisi’nin bakış açısı aktarıldı
- “Yumuşak güç” içerikleri (mutfak, doğa, pandalar) ön plana çıkarıldı
Bir eski çalışan, “Beklediğimizden çok daha fazla propaganda vardı” sözleriyle durumu özetledi.
HABER MERKEZİNDE SİSTEMATİK DENETİM
Tanıklıklar, CGTN’de sansürün yalnızca içerik seçiminde değil, üretim sürecinin her aşamasında etkili olduğunu ortaya koydu.
Editörlerin hazırladığı metinler, “laoshi” (öğretmen) olarak adlandırılan denetçiler tarafından siyasi açıdan inceleniyor.
Bu mekanizma zamanla çalışanlarda otomatik bir filtre oluşturdu:
Gazeteciler, sorun yaratabilecek bilgileri daha baştan metne eklememeye başladı.
Sunucuların metin dışına çıkmasına izin verilmediği, röportaj sorularının dahi önceden belirlenip onaylandığı ifade edildi.
ZORLA “İTİRAF” YAYINLARI DA GÜNDEMDE
Safeguard Defenders, daha önceki çalışmalarında CCTV ve CGTN ekranlarında yer alan bazı “itiraf” yayınlarını da belgelemişti.
Bu yayınlarda gözaltındaki kişilerin, yargılanmadan önce suçlarını kabul etmeye zorlandığı; ifadelerin önceden hazırlandığı ve baskı altında verildiği ileri sürülüyor.
Yeni rapor, bu uygulamaların CGTN’yi yalnızca propaganda değil, insan hakları ihlalleri bağlamında da tartışmalı hale getirdiğini ortaya koyuyor.
ÇİN BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE SON SIRALARDA
Sınır Tanımayan Gazeteciler verilerine göre Çin, 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 178’inci sırada yer alıyor.
Bu tablo, CGTN’den gelen tanıklıkların münferit değil, sistematik bir medya düzeninin parçası olduğunu gösteriyor.
“BU KEZ İÇERİDEN İFŞA EDİLİYOR”
İstiqlal TV Türkçe Yayın Koordinatörü Muhammed Ali Atayurt, rapora ilişkin değerlendirmesinde dikkat çekici ifadeler kullandı:
“Yıllardır Doğu Türkistan’daki kamplara ‘mesleki eğitim’, baskıya ‘terörle mücadele’ denilerek bambaşka bir gerçeklik inşa edildi.
Şimdi ise bu eleştiriler dışarıdan değil, o sistemin içinde çalışmış gazetecilerden geliyor. Bazıları bu haberleri yapmak istemediğini, biri ise bu yüzden ayrıldığını söylüyor.
Gazeteciliğin görevi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Eğer bir haber merkezi gerçeği önce siyasi süzgeçten geçiriyorsa, orada gazetecilik değil propaganda vardır.
Ve sorulması gereken soru nettir: Eğer anlatılan tabloya güveniliyorsa, neden bağımsız gazetecilerin Doğu Türkistan’da özgürce çalışmasına izin verilmiyor?”
CGTN’NİN DOĞU TÜRKİSTAN YAYINLARI YENİDEN GÜNDEMDE
Raporu çarpıcı kılan en önemli unsur, eleştirilerin ilk kez doğrudan kurum içinde görev yapmış yabancı gazeteciler tarafından dile getirilmesi oldu.
Özellikle Doğu Türkistan konusunda ortaya konan tanıklıklar, CGTN’nin uluslararası kamuoyuna sunduğu anlatının güvenilirliğini yeniden tartışmaya açtı.
Bir dönem içeride görev yapan gazetecilerin dahi uzak durmaya çalıştığı bu yayın çizgisi, Çin’in küresel medya stratejisinin sorgulanmasına yol açıyor.
Ve görünen o ki, yıllarca sıkı biçimde kapalı tutulan kapılar artık içeriden aralanıyor.



İlk yorum yapan siz olun