Çin bağlantılı olduğu belirtilen bir veri tabanında, 103 ülkeden 2 bin 580 kişinin kişisel ve mesleki bilgilerinin toplandığı öne sürüldü. Uygur Türkü aktivistler, Tibet araştırmacıları, gazeteciler ve insan hakları savunucularının da yer aldığı sistemin, Çin’in etnik politikalarına ilişkin uluslararası söylemi izlemek ve etkilemek amacıyla kullanıldığı değerlendiriliyor.
Siber güvenlik araştırma ekibi VULONE, Çin’in etnik meseleler hakkındaki uluslararası tartışmaları izlemek amacıyla oluşturulduğunu belirttiği bir veri tabanının internette korumasız biçimde erişime açık olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmacılara göre sistemde, yurt dışında yaşayan Uygur Türkleri başta olmak üzere Tibet meselesi üzerine çalışan akademisyenler, insan hakları savunucuları, gazeteciler ve siyaset çevrelerinden isimler bulunuyor.

VULONE’un 31 Ekim 2026 tarihli raporuna göre veri tabanı, 24 Ekim’de keşfedildi. “Azınlık Milliyetleri Dış Propaganda Çalışmaları Kilit Kişiler Veri Tabanı” adıyla tanımlanan sistemin, Çin İnternet Bilgi Merkezi (CIIC) ve DeepChina ile bağlantılı olduğu belirtildi.
Araştırmacılar, veri tabanında test kayıtları hariç 103 ülkeyi ve 1.550 kuruluşu kapsayan 2 bin 580 kişiye ait kayıt bulunduğunu bildirdi.
TELEFON NUMARALARINDAN ADRESLERE KADAR
VULONE’un incelemesine göre veri tabanı, sıradan bir isim listesinden çok daha kapsamlı bir yapıya sahip. Sistem, kişileri 22 ayrı bilgi alanında sınıflandırıyor.
Kayıtlarda kişilerin adları, vatandaşlık bilgileri, doğum tarihleri, meslekleri, çalıştıkları kuruluşlar ve uzmanlık alanlarının yanı sıra kişisel ve kurumsal e-posta adresleri, telefon numaraları, fiziksel adresleri ve sosyal medya hesapları gibi bilgiler bulunuyor.

Raporda ayrıca 190 kişinin özel olarak önceliklendirilen bir grupta sınıflandırıldığı belirtiliyor. Bu kişiler için Çincedeki isim karşılıklarının ve sosyal medya hesaplarının da kaydedildiği aktarılıyor. Araştırmacılara göre sistem, Çin’in etnik meseleler hakkındaki uluslararası tartışmaları izlemek, sınıflandırmak ve bu tartışmalara müdahale etmek amacıyla kullanılabilecek bir altyapıya sahip.
Bununla birlikte, veri tabanında kayıtlı olmak tek başına kişilerin fiilen takip edildiğini, tehdit edildiğini veya kendilerine yönelik bir operasyon yürütüldüğünü kanıtlamıyor. Sistemin hangi kişiler hakkında ne tür işlemler için kullanıldığına ilişkin ayrıntılar ise ayrıca doğrulanmayı bekliyor.
UYGUR AKTİVİSTLER VE ULUSLARARASI ÇEVRELER LİSTEDE
Raporda adı geçen kişiler arasında Uygur Türklerinin insan hakları mücadelesiyle bağlantılı isimler de bulunuyor. ABD merkezli Uygur gazeteci ve aktivist Gulçihre Hoca, insan hakları araştırmacısı Rayhan Asat ve aktivist Abdulhakim İdris, veri tabanında yer aldığı belirtilen isimler arasında sıralanıyor.

Listede ayrıca Tibet meselesi üzerine çalışan akademisyenler, uluslararası insan hakları kuruluşlarının temsilcileri, Birleşmiş Milletler yetkilileri, düşünce kuruluşu uzmanları ve gazetecilerin bulunduğu aktarılıyor.
Dikkat çeken nokta, farklı siyasi görüşlere sahip isimlerin ve Çin yanlısı yorumcuların da aynı sınıflandırma sistemi içerisinde yer alması. Bu durum, veri tabanının yalnızca Çin yönetimini eleştiren kişileri kapsayan bir listeden ibaret olmadığını gösteriyor.
Bununla birlikte, kişilerin aynı sistemde bulunması onların aynı amaçla sınıflandırıldığını veya hepsinin hedef alındığını tek başına ortaya koymuyor.
PEKİN’İN DIŞ PROPAGANDA FAALİYETLERİ GÜNDEMDE
Veri tabanının adı ve içerdiği sınıflandırmalar, Çin’in etnik meseleler hakkındaki uluslararası söylemi yönetme çabalarına ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik baskılar, zorla çalıştırma iddiaları, kültürel asimilasyon ve insan hakları ihlalleri yıllardır uluslararası gündemin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Çin yönetimi ise etnik politikalarını savunuyor ve kendisine yöneltilen eleştirileri reddediyor.

Yurt dışındaki Uygur kuruluşları, gazeteciler ve insan hakları savunucularının bu konuları uluslararası kamuoyuna taşıması, Pekin yönetiminin karşılaştığı siyasi ve diplomatik baskının önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu nedenle ortaya çıkarıldığı belirtilen veri tabanı, yalnızca bir siber güvenlik sorunu olarak değerlendirilemez. Kişisel bilgilerin nasıl toplandığı, kimlerin erişimine açık olduğu ve hangi amaçlarla kullanılabileceği, ifade özgürlüğü ve sınır ötesi baskı tartışmaları açısından da önem taşıyor.
Özellikle kişisel adreslerin ve doğrudan iletişim bilgilerinin korumasız bir sistemde tutulması, bilgilerin kötüye kullanılması, kimlik avı saldırıları ve kişisel verilerin izinsiz yayılması gibi riskleri beraberinde getiriyor.
VERİ TABANININ GÜVENLİĞİ DE SORU İŞARETLERİ DOĞURDU
VULONE, sistemin şifrelenmemiş HTTP bağlantısı üzerinden erişilebilir olduğunu ve veri sorgulama ile dışa aktarma işlevlerinin kimlik doğrulaması olmadan kullanılabildiğini bildirdi.

Araştırmacılar, hassas kişisel bilgiler içeren sistemin bu şekilde erişime açık bırakılmasının, kayıtlardaki kişileri üçüncü tarafların veri toplama ve kötüye kullanma girişimlerine karşı savunmasız bırakabileceğine dikkat çekti.
Raporun yayımlandığı sırada sistemin erişime açık olduğu belirtilirken, verilerin kimler tarafından görüntülendiği veya kopyalandığı konusunda kesin bir tespit sunulmadı.
Ortaya çıkarılan sistemin kapsamı ve bağlantıları, Çin’in yurt dışındaki etnik meseleleri nasıl ele aldığına ilişkin önemli sorular doğuruyor. Ancak veri tabanının varlığına ilişkin teknik bulgular ile kişilerin fiilen gözetim altında tutulduğu iddiası birbirinden ayrı değerlendirilmeli.



İlk yorum yapan siz olun