ABD Kongre Binası’nda “Uygur Soykırımına Karşı Direniş” başlıklı sempozyum düzenlendi. Etkinlikte Çin’in Uygurlara yönelik soykırım politikaları, zorla çalıştırma sistemi ve kültürel yok etme uygulamaları ele alındı.
Amerika Birleşik Devletleri Kongre binasında 10 Aralık 2025 tarihinde, Doğu Türkistan mücadelesi açısından dönüm noktası niteliği taşıyan kapsamlı bir sempozyum düzenlendi. Uygur Akademisi ile Uygur Hareketi tarafından organize edilen ve Dünya Uygur Kurultayı, Amerika Uygur Birliği, Uygur İnsan Hakları Projesi ile Uygur Araştırma Enstitüsü başta olmak üzere 20’den fazla Uygur, Tibet ve Amerikan kuruluşunun iş birliğiyle gerçekleştirilen “Uygur Soykırımına Karşı Direniş” başlıklı bu bilimsel zirve, Çin’in Uygur halkına yönelik sistematik baskı ve zulüm politikalarına karşı küresel bir tepki olarak kayda geçti.
Konferansın açılış konuşmasını ev sahibi kuruluş olan Uygur Akademisi’nin Başkanı, tıbbi ilaç araştırmaları alanında çalışan bir bilim insanı ve Dünya Uygur Kurultayı Üst Düzey Danışmanı olan Dr. Rişat Abbas yaptı. Abbas konuşmasında, dünyanın farklı bölgelerinden 20 ayrı Uygur, Tibet ve Amerikan kuruluşunun bir araya gelmesinin, Çin Komünist Partisi tarafından baskı altına alınan Uygur halkının yaşadığı acıların artık küresel bir mesele olarak kabul edildiğinin açık bir göstergesi olduğunu vurguladı. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi tarafından 2020 ve 2021 yıllarında kabul edilen Uygurlarla ilgili yasal düzenlemeler için teşekkür eden Abbas, Uygur Soykırımı Sorumluluk ve Cezalandırma Yasası ile Uygur Politika Yasası’nın bir an önce yürürlüğe girmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Tayland’dan Çin’e zorla iade edilen Uygurları savunan açıklamaları ve Çin’in insanlığa karşı işlediği suçlara yönelik net tutumu dolayısıyla minnettarlığını dile getirdi.
Açılış oturumunda ayrıca Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi Üyesi Chris Smith, Çin Komünist Partisi’nin toplama kampları, camilerin yıkılması ve zorla kısırlaştırma uygulamaları gibi ağır insan hakları ihlallerini sert sözlerle kınadı. Komünizmin insan onuruyla bağdaşmayan ve başarısız bir ideoloji olduğunu belirten Smith, zorla çalıştırmaya dayalı köle emeği sistemine dahil olan şirketlerin faaliyetlerinin durdurulmasının ahlaki bir zorunluluk olduğunu söyledi. Temsilciler Meclisi Üyesi Joe Wilson ise babasının 2. Dünya Savaşı’ndaki mücadelesine atıfta bulunarak, Ronald Reagan ve Margaret Thatcher’ın komünizmi nasıl gerilettiyse, Uygur halkının da Çin komünizmini bir gün mutlaka yeneceğine inandığını ifade etti.
Açılış bölümünün devamında International Republican Institute temsilcisi Kimberly Shearer, Uygur diasporasının diplomatik alanda elde ettiği başarıları takdir ederek maddi ve manevi desteğin süreceğini belirtti. Victims of Communism Memorial Foundation’dan Dr. Eric Patterson, zulmün tarih boyunca mutlaka yenildiğini ve hakikatin sonunda galip geldiğini vurguladı. Inter-Parliamentary Alliance on China temsilcisi Luke de Pulford, sızdırılan Xinjiang belgeleri gibi materyallerin Çin’i uluslararası düzeyde yargılamak için yeterli deliller sunduğunu ve demokratik ülkelerin acilen ortak hareket etmesi gerektiğini ifade etti. International Campaign for Tibet temsilcisi Tencho Gyatso, Tibet halkının Uygurlarla omuz omuza olduğunu ve bağımsızlık için ortak bir mücadelenin zorunlu olduğunu söyledi. Yale Üniversitesi’nden Dr. Scott Worden ise Çin’in yapay zeka ve yüz tanıma teknolojilerini soykırım aracı olarak kullandığını ve bu teknolojilerin başka ülkelere ihraç edilmesinin büyük bir tehlike oluşturduğunu belirterek, Batılı şirketlerin Çinli teknoloji firmalarına yatırım yapmasının derhal yasaklanması çağrısında bulundu.
Birinci oturumda, ekonomik ve hukuki tedbirler ele alındı. Oturum, Dr. Alim Seitoff başkanlığında gerçekleştirildi. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi Yürütme Komisyonu Çin Ofisi temsilcisi Scott Flipse, akademik ve bilimsel raporların Çin’in soykırımla bağlantılı tedarik zincirlerini parçalamada en etkili araçlardan biri olduğunu belirtti. Uygur Hareketi Başkanı Ruşan Abbas, Çin’in “Uygurlar mutlu” şeklindeki propaganda söylemlerine karşı özellikle İslam dünyasında güçlü bir diplomatik karşı hamle yapılması gerektiğini vurguladı. National Endowment for Democracy temsilcisi William Nee, Çin’in inşa ettiği polis devleti modelinin otoriter rejimlere ihraç edilmesinin küresel ölçekte ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade etti. Uygur İnsan Hakları Projesi Başkanı Ömer Kanat, yayımlanan raporların suçun faillerini hukuki açıdan giderek daha fazla köşeye sıkıştırdığını söyledi. İsviçre Uygur Cemiyeti’nden Rizwana İlham ise İsviçre ve Avrupa Birliği ülkelerinde zorla çalıştırma ürünü malların ithalatını durdurmaya yönelik elde edilen somut başarıları aktardı.
İkinci oturumda, dini baskılar ve sınır ötesi sindirme politikaları ele alındı. Oturum Adam King yönetiminde gerçekleştirildi. Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa, birebir şahitliklerin Çin’in suçlarını ifşa etmede kilit rol oynadığını ve özellikle Afrika ile Müslüman ülkelerin bu gerçeklerle aydınlatılması gerektiğini belirtti. Uygur Araştırma Merkezi Başkanı Abdulhakim İdris, Çin’in diaspora toplulukları içindeki dezenformasyon faaliyetlerine karşı Türkiye ve İslam dünyasıyla ilişkilerin güçlendirilmesinin hayati önem taşıdığını ifade etti. International Campaign for Tibet temsilcisi Ryan Fiorese, Çin’in dini liderlik süreçlerine ve kurumlara sızma girişimlerini eleştirdi. Sarah Makin, Çin’in Hristiyan topluluklar üzerindeki baskısının Vatikan’a kadar uzanan küresel bir dini tehdit haline geldiğini söyledi. Dean Baxendale ise Çin’in Uygur aktivistlere ait kitapları sahte baskılarla çoğaltarak yürüttüğü kültürel korsanlık faaliyetlerini gözler önüne serdi.
Üçüncü oturumda, Uygur kimliği ve kültürünün korunması konusu ele alındı. Oturum Prof. Rebecca Clothey yönetiminde gerçekleştirildi. Uygur Akademisi’nden Dr. Nurnisa Kurban, 100’den fazla aydın tarafından hazırlanan 5 ciltlik Uygur ana dili ders kitaplarının kültürel süreklilik açısından taşıdığı önemi anlattı. Kevser Kamil, diasporada büyüyen çocuklara kimlik kazandırmanın zorluklarını ve bu sorunlara yönelik çözüm yollarını paylaştı. Amerika Uygur Birliği’nden Misran Dolan, Amerika Birleşik Devletleri’nin Virginia eyaletinde yürütülen toplumsal örgütlenme ve göçmenlere destek çalışmalarını aktardı. Uygur Akademisi Vakfı’ndan Abdulhamit Karahan, 2009 yılından bu yana sürdürülen akademik çalışmaların, 21 Şubat Ana Dil Günü ile 5 Mayıs Doppa Bayramı’nın diaspora içinde güçlü birer kültürel gün haline gelmesinde oynadığı rolü vurguladı. Mihriban Ana Uygur Okulu’ndan İrade Kaşgarlı ise bir milletin varlığını sürdürebilmesi için eğitim kurumlarının ve milli bilincin vazgeçilmez olduğunu ifade etti.
Dördüncü ve son oturumda, Memet Tohti yönetiminde 12 Aralık 1985 tarihinde gerçekleşen Urumçi öğrenci hareketinin 40. yılı ele alındı. Dolkun İsa, bu hareketin Uygur gençliğinin kendi yurdunda gerçekleştirdiği ilk demokratik kitlesel çıkış olduğunu ve bizzat şahit olduğu bu eylemin modern bağımsızlık mücadelesinin temel taşlarından biri haline geldiğini belirtti. Ruşan Abbas, 1985 eylemlerinin Tiananmen Meydanı ve Doğu Avrupa’daki demokratik hareketlerden daha önce başladığını ve Çin’in sömürgeci politikalarını derinden sarstığını vurguladı. Uygur Hareketi Baş Danışmanı Turdi Ghoja, Urumçi’deki öğrenci hareketinin 1989 Tiananmen sürecinde Çinli öğrenciler için ilham kaynağı olduğunu ve tarihi bir dönüm noktası teşkil ettiğini ifade etti. Uygur Akademisi Çin Araştırmaları Direktörü İlşat Hasan Kökböre, eylemlerden 40 yıl sonra hâlâ aynı hedef için mücadele ettiklerini, o dönemde Amerika’nın Sesi radyosundan duydukları haberlerin kendilerinde yarattığı milli heyecanın bugün de canlılığını koruduğunu söyledi. Uygur Akademisi’nden Dr. Faizullah Zaidun ise 1985 hareketinden sonra kendisi gibi pek çok öğrencinin akademik kariyerlerini milli uyanışla birleştirerek bugünkü seviyeye ulaştığını anlattı.
Programın sonunda, Uygur Hareketi İcra Direktörü ve Dünya Uygur Kurultayı İcra Başkanı Ruşan Abbas, toplantının kapanış konuşmasını yaptı. Abbas, sempozyuma katılan ve Uygur halkına verdikleri destekle öne çıkan Amerikalı siyasetçilere, araştırmacılara ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerine teşekkür etti. Ayrıca bu toplantının başarıyla gerçekleştirilmesine katkı sunan 7 Amerikan ve Tibet kuruluşu ile 13 Uygur teşkilatına şükranlarını sundu. Konuşmasında, Amerika’daki bu mücadelenin Çin’in Uygurlara yönelik soykırım politikalarının durdurulması, zorla çalıştırma sistemine son verilmesi, tutuklu Uygur aydınlarının özgürlüğüne kavuşması, toplama kamplarının kapatılması, Uygurlara yönelik sınır aşan baskıların engellenmesi ile Uygur dili ve kimliğinin korunması gibi hayati başlıklarda somut ve olumlu sonuçlar doğuracağına dikkat çekti. Uygur halkının asla umutsuzluğa kapılmaması gerektiğini vurgulayan Abbas, adalet ve özgürlük için, tek bir Uygur kalıncaya kadar dahi, demokratik ülkelerle birlikte Çin’e karşı mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Program, Uygur ressamlarının eserlerinden oluşan zengin içerikli bir serginin gezilmesi ve geleneksel Uygur yemeklerinden ikram edilmesiyle sona erdi.







İlk yorum yapan siz olun