İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Savunmasız çocukların acı çektiği bir dünyada vicdanımıza söyleyebileceğimiz bir şeyler olmalı

Onur ERKAN ile Turgut IŞIK

Ülkemizin gündemini değiştirmek gerektiği zamanlarda medya tarafından hatırlanan aslında yarım asırdan uzun süredir Türk dünyasının kanayan yarası olan Doğu Türkistan hakkında özellikle gerçekçi ve bölgeden haberleriyle tanınan araştırmacı ve yazar Onur ERKAN bey ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Doğu Türkistan meselemiz hükümetin Çin ile ilişkilerinin gelişmesi sebebiyle tekrar hasır altı edilmeye başlanmıştır. Doğu Türkistan davamızın hasırın altına sığmayacağını bir kez daha belirtmek istiyorum.

+Öncelikle okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

Onur Erkan: İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümüne başladığım 2009 yılından beri Türksolu gazetesinde çalışıyorum. 2015 yılından beri de yazılarım çıkıyor.

+Sizi özellikle sosyal medyada geniş yankı bulan Doğu Türkistan araştırmalarınızdan tanıyoruz. Öncelikle bu konuya yani Doğu Türkistan’a olan bu merakınızın ve ilginizin nedenini sormak istiyorum.

Onur Erkan: Doğu Türkistan’ı esir yurdumuz olarak çocukluğumdan beri duyuyordum. 5 Temmuz 2009’da dünya gündemine giren katliamla ayrı bir ilgim başladı. Doğu Türkistan hep bir ilgi alanım olarak hayatımın içindeydi. Toplama kamplarına dair duyumlar gelmeye başladığında bugün Silivri’de tutuklu gazetecilerden Türksolu’nun başyazarı Gökçe Fırat özellikle bu gündemle ilgilenmem ve araştırmam gerektiğini teşvik etti. Doğu Türkistan ve orada yaşanılanları takip ediyordum dediğim gibi ama bu alanda araştırmalar yapmaya ve yazıp çizmeye Gökçe Fırat’ın yönlendirmesiyle başladım.

+Doğu Türkistan özellikle son 2 yıldır iyice ulusal medyaya taşınan ve duyar için kullanılan bir konu haline geldi. Sizin bu yapay duyar çalışmalarına bir yorumunuz var mı?

Onur Erkan: Öyle bir izlenimim olmadı. Yani yapay duyar çalışması yapmak isteyenler için işlevsel bir alan olduğunu sanmıyorum. Sadece doğru anladıysam şunu söyleyebilirim. Bugüne kadar Doğu Türkistan hep Türkçülük ya da İslamcılık eksenli duyarlılıkların gündemi gibi algılanırdı. Hep de böyle algılanılması istenirdi zaten. Çünkü bu şekilde hem dar bir kitlenin hem de ideolojik tavırların yansıması olarak değerlendirilip gündemden çabuk düşüyordu. Bu sefer toplama kampları gibi hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği alçakça bir durum var. Meseleyi insan hakları ekseninde ele alan, bugüne kadar Doğu Türkistan konusunda belki de hiç hassasiyet taşımamış kesimlerden de tepkiler yükseliyor. Bunun Doğu Türkistan’daki durum açısından olumlu sonuçları olacağını düşünüyorum. Daha güçlü ve ideolojik çıkışlar bahaneleriyle savuşturulamayacak bir kamuoyu etkisi oluşturulabilir.

+Medyada yer bulan vatandaş puanlaması sisteminin Doğu Türkistan’da korkunç şekilde uygulandığı hatta pilot bölge olarak da Doğu Türkistan’ın kullanıldığına dair bir araştırmanız vardı, açıklar mısınız?

Onur Erkan: Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı vatandaş puanlama sistemi ile Çin’in geri kalanında uygulanan sosyal kredi düzenlemesi farklı. Doğu Türkistan’da kendince belirlediği kriterlere göre sosyal puan veriyor. “İdeal vatandaş” konseptine uygunluğa göre puanını arttırıyor veya azaltıyor. 100-60 arası yeşil, 60-50 arası sarı, 50-0 arası kırmızı ile gösteriliyor. Kırmızı olduğunuzda artık toplama kampına gitmeye hazırlanın demektir.

Yurtdışına giriş-çıkış yapmak, bilhassa Türkiye’ye gidip gelmek, Türk veya Müslüman kimliğine sahip olduğuna dair vurgular yapmak veya izlenim vermek, bu kapsamda namaz kılmak, kabir ziyareti yapmak, evinde dini kitap bulundurmak gibi gayet olağan şeyler bile bir suç unsuru olarak değerlendirilip puanınız düşürülebilir. Çin’in tek siyasi partisi, hem iktidar partisi hem devletin partisi olan Çin Komünist Partisi’ne muhalefet etmek gibi bir durum mevcut şartlarda olamayacağı için saymıyorum bile.

Aileden bir kişi “tehlikeli, aşırıcı hatta terörist” gibi değerlendirilirse diğer aile üyelerinin de puanı düşüyor.   Bu insanlık dışı uygulamanın Çin’in geneline yayılmasının planlandığına dair bir bilgi yok. Henüz sadece Doğu Türkistan ile sınırlı. Pilot bölge uygulaması olabileceği bir tahmin yani. Çin genelinde uygulanırsa bugünkü durumun bir pilot bölge uygulaması olduğu sonucuna varılabilinir.

Çin’in genelinde de bir sosyal kredi uygulaması var ama o bundan çok çok farklı. Çin’in geri kalanındaki uygulamada daha ziyade kredi çekip ödeyemeyenler veya devlete çeşitli şekillerde borçlanmış olarak görünen kara listeye girmiş kişilere yönelik yaptırımlar var. Kara listeye girenlere yönelik yaptırım paketinde uçak veya tren bileti almak, lüks otellerde kalmak gibi bazı haklarının yasaklanması gibi tuhaf durumların yanı sıra kredi çekememek, iş yapıyorsa çeşitli ticari avantajlardan yaralanamamak gibi evrensel meşruiyet gören kısıtlamalar da var. Doğu Türkistanlılara yönelik insanlık dışı faşizan faaliyetlerle kıyaslanacak bir şey değil yani.

İşte basında yer bulan da bu sosyal kredi sistemiydi. Doğu Türkistanlıların kırmızı, sarı, yeşil diye işlendiği puanlama faşizmine dair benim bildiğim kadarıyla yapılmış tek yayın, Türksolu gazetesinde ben ve Ali Özsoy’un Doğu Türkistanlı dilbilimci Abdulveli Ayup ile yaptığımız röportajdır. Doğu Türkistanlılara yönelik bu puanlama uygulaması Türkiye’de hemen hemen hiç bilinmiyor.

+Dünyaya akrabalaştırma politikası diye anlatılan asimile politikasını bize açıklar mısınız?

Onur Erkan : Çin’in Akrabalaşma Projesi adını verdiği bu uygulama da bir başka faşizm örneği. Dediğiniz gibi asimilasyon hedeeyen bir dayatma. Han Çinlileri ve Uygur Türkü çiftleri evlendirip projenin adında olduğu gibi akrabalık ilişkilerini güçlendirme çabası olarak sunuluyor. Ayrıca bu şekilde ev kuranlara ciddi bir maddi destek veriliyor. Fakat pratikteki uygulama hep Çinli erkek ile Uygur Türkü kadının evliliği üzerine kurulu.

Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlılardan konuştuğum herkes aynı şeyi söylüyor. Bugüne kadar bu proje kapsamında evlenenler arasında bir örnek bile Çinli kadın ve Uygur Türkü erkek yok. Amaç kadınları gelin alıp Çinlilik kimliğini baskınlaştırmak. Erkekleri toplama kamplarına kapatıp genç kadınların eş seçeneğini de azaltmış oluyorlar bir taraftan.

Yani ileride doğacak Uygur nesillerinin hep bir taraftan Çinli olmasını ve bu şekilde bölgedeki Türk kimliğinin silineceğini tasarlıyorlar.

Bu proje dedikleri dayatmanın asıl acımasız tarafını ortaya koyan ise bu evliliklerin Uygur ailesine bir önceki kısımda konuştuğumuz puanlamada artı sosyal puan olarak dönmesi. Uygur kadınlar babalarının, annelerinin veya kardeşlerinin o kamplara gönderilmesini engellemek ya da gönderilmiş olanları serbest bıraktırabilmek için bu projeyi kabul ediyorlar. Aile bireylerinin puanı yükseliyor. Yani Türk kadını tarihte pek çok örnekte olduğu gibi gene sevdikleri için bu ağır bedeli ödemeye razı oluyor. Bu hikâye kardeşinin hayatı için zalime hanım olmayı kabul eden Hanzade’den beri böyle sürüp gidiyor. Hanzade’nin hayranlık uyandırıcı fedakârlığının sonucu hayatı kurtulan kardeş tarihe kendini Babür Şah olarak geçirdi. Bugün Uygur kadınının direnişinden Doğu Türkistan’ın Babürlerinin çıkması umudunu taşıyorum!

+ Bölgeyle sağlıklı bir bilgi akışı maalesef yok. Çin’in bölgedeki son uygulamalarıyla ilgili bize ne söyleyebilirsiniz?

Onur Erkan: Çin Devleti kamplara göndermediği Doğu Türkistanlıların evlerine dönem dönem, görevi rejim propagandası yapmak olan memurlar gönderiyor. Bu memurlar evlere gidip rejimin makbul insanı olmanın gereklerini anlatıyor. Bu ziyaretlerde memurların kendi kafalarına göre gece yatıya da kaldıkları oluyor.

Bununla ilgili yeni öğrendiğim bir şey var. Çin Devleti genelde bu propaganda turlarına Han Çinlisi memurları gönderiyor. Ama sayı yetersizliğinden dolayı Uygur memurları da

görevlendirdiği oluyormuş. Yani Uygur memurlar gidip Uygur halkından insanların evinde Çin rejiminin Çin rejiminin mükemmeliğini anlatmak zorunda bırakılıyor. İşin esas çelişkili tarafıysa muhtemelen gönderilen tüm Uygur memurların ailesinden bir kişinin aşırıcı, potansiyel terörist gibi zanlarla kamplarda bulunuyor olması. Kardeşi ya da eşi aşırılıkçıdan kamplarda olup kendisi aşırılıkları önlemek için evlere propagandaya gönderilen insanların olduğunu duydum.

Hiç akıl mantık alıyor mu? Bir kişiyi devlet terörist şüphesiyle kampa alsın kardeşini radikal terörist düşünceleri önlemek için evlere resmi görevle göndersin. Asıl bundan korkar bir devlet ve bu riske girmez. O da aynı aşırıcı görüşlerden etkilenmiş olamaz mı resmi görevli gittiği evlerde rejim karşıtı propagandalar yapamaz mı?

“Uygurlar arasında radikal düşünceler var” yaygın yalanını çok güzel gözler önüne seren bir örnek bence bu. Çin böyle bir şeyin olmadığını biliyor. Milyonlarca insanın radikal İslamcı terörist olma potansiyeli olsaydı tek bir terör eylemi olmadan bunca sene oturmazdı bu insanlar. Çin kendi etnik temizlik amaçlarına kılıf bulmak için bunları öne sürüyor.

+Türkiye’nin diplomatik olarak bu meseledeki hamlelerini değerlendirir misiniz ?

Onur Erkan: Değerlendiremem. Aslında değerlendirmeyi çok isterim. Ama ortada değerlendirilecek bir şey yok. Maalesef Doğu Türkistanlılar Türkiye’nin devlet ve hükümet katlarında umurunda bile değil. Doğu Türkistanlı tanınmış sanatçı Abdurehim Heyit’in toplama kampında öldüğüne ilişkin haberler dolayısıyla Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinden kamplarla ilgili kaygı duyulduğuna ilişkin bir açıklama ve bu kampların kapatılmasına dair bir çağrı yapılmıştı. Heyit’in ölmediğine yönelik videonun yayınlanmasından beri de hiç bir ses seda yok. Kamplarda ölen çok insan oldu ve bu kamplar hâlen açık.

Bakanlığın internet sitesinden yayınlanan o yazılı metin bile umut vermişti insanlara. İlk kez Türkiye bir adım atıyor diye ama insanların umudu kırıldı. Kimse “Eyyy Çin” diye başlayan nutuklar atmadığı gibi Türkiye’nin Çin rejimiyle ilişkileri tarihinde görmediği seviyelere gidiyor. Erdoğan yakın zamanda Çin’e gitti. Kamplarla ilgili en ufak bir somut adım attı mı? Yapsa bunu bilboardlara koyar, tvlerden gözümüze sokar. Hepimizin haberi olur. Hiç bir şey yaptıkları yok, umurlarında da değil.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Ankara’da Türkiye’deki baş Çin muhipleri iş dünyasına yönelik basına açık bir toplantı organize etti. Türkiye-Çin işbirliği temalı toplantıya Ethem Sancak, Murat Ülker gibi hükümete yakın en büyük patronlar da katıldı. Yapılan konuşmalarda Çincilik ajitasyonu göklere çıktı. Bu adını saydığım patronlar da aynı doğrultuda konuştu. Kimden adım bekleyeceğiz.

+Son olarak okuyucularımıza bu konuyla ilgili ne söylemek istersiniz?

Onur Erkan: Doğrudan Çin markası olan ürünleri satın almayalım. Huavei, Xianobi gibi cep telefonlarını almayalım. Bunlar doğrudan toplama kamplarını finanse ediyor. Dünyanın en aşağılık insanlık suçunu üstelik de göz göre göre yapanlara bile bile destek olmayalım.

Az önceki bölümde bahsettiğim patronlar da nasibini almalı. Bisküvi alırken de, çikolata alırken de, zincir bir markete girerken de bunu unutmayalım.

Doğu Türkistan’da ve tabi dünyanın her yerinde işlenen insanlık suçlarına duyarsız kalmamalıyız. Hayatımızın bir yerinde buna yer ayırabiliriz. Savunmasız insanların, savunmasız çocukların acı çektiği bir dünyada vicdanımıza söyleyebileceğimiz bir şeyler olmalı.

Kaynak: Kam Davulu dergisi 2019 (6)

İlk yorum yapan siz olun

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: