İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Şair Medinay Bavudun ile röportaj: Şiirde yansıyan vatan hasreti

Uygur şair ve aktivist Medinay Bavudun ile hayatı, şiirleri, yaptığı etkinlikleri ve babası, ünlü şair, eğitimci, araştırmacı Bavudun Niyaz hakkında röportaj gerçekleştirdik.

Önce Medinay Bawudun’u tanıyalım. Şair ve gazeteci Medinay Bawudun kimdir?

1968 yılında Urumçi’de doğdum. İlkokul ve ortaokulu memleketimde tamamladıktan sonra 1986 yılında Xinjiang Üniversitesi iletişim bölümünde lisans eğitimi aldım. 1991-1997 yılları arasında Urumçi televizyonunda muhabirlik yaptım.

Çin’in dışlama ve zulüm politikalarını gönlüm kaldıramadığı için 1997 yılında Doğu Türkistan’da yaşananları dış dünyaya anlatma çabalarına destek vermek için, yani vatanım için vatanımdan ayrılmaya karar verdim.

1998’de Türkiye’ye geldim ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde 2 sene eğitim aldım. Sonra Özgür Asya Radyosu’nda çalışmak üzere ABD’ye gittim ve on sene muhabirlik yaptım.

Babam şair Bawudun Niyaz’ın vasiyeti doğrultusunda 2014 yılından itibaren şiir yazmaya başladım. Şiirlerimin bazıları Türkiye Türkçesi’ne çevirilerek Türkiye’de dergilerde yayımlandı.

Babanız Bawudun Niyaz’dan bahseder misiniz?

Şair yönüyle tanınan babam, Doğu Türkistan genelinde en ünlü ve en kaliteli lise olarak bilinen Urumçi Tecrübe Lisesi’nin dil ve edebiyat öğretmenliğini yaptı. Yine uzun bir süre Maarif Neşriyatı’nda Uygur Dili ve Edebiyatı ders kitaplarını hazırladı.

Ders kitaplarında kendi milli değerlerimizin yansıtılmasına özen gösterdi. Ders kitaplarında ünlü şair ve yazarlarımızın eserleri, tarihi şahsiyetlerimiz ve destanlarımızın yer almasına büyük katkılar sağladı.

Bunun, şu dönem gençlerinin milli duygularının korunması ve arttırılmasında belirli derecede önemi olduğunu düşünüyorum. Evde kitap hazırlarken kimi zaman biz de yanında olurduk. Bu nedenle o dönem dilbilgisi kitabındaki örnek cümlelerde benim ve ablamın adlarına çok rastlanır.

Babamı çok seviyorum ve onunla çok gurur duyuyorum. Kendisi büyüklere saygılı, vefalı, çok temiz, giyim kuşamına dikkat eden, çağdaş bir insandı. Tüm bu yönleriyle bize çok etki göstermişti. Hem yazar hem edebiyat öğretmeni olan babam, iyi bir konuşmacıydı. Güzel ve mantıklı konuşmalarıyla her ortamda herkesin odak noktası haline gelmeyi başarırdı. Bu yönüyle ben dahil herkesin saygısını kazanmıştı. Arkadaşları, tanıdıkları babamın sohbetlerini dinlemek, fikir alışverişi yapmak için sık sık bizim evde toplanırlardı. Babama duyduğum hayranlıkla babamın izinden giderek şair olma yolunu seçtim.

Babanız daha çok şair kimliğiyle tanınıyor. Onun yazdığı şiirler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Eleştirmenler babamın şiirlerini genellikle “az ama kaliteli yazdı” diye değerlendirir. Babam şiirleriyle tanındı fakat şiirlerinin sayısı çok değildir. Şiirleri beğenilir, değerlendirilir, bazıları popüler olurdu. Örnek olarak Cahanda Hemmidin Uygur Bolmak Tes (Cihanda En Çok Uygur Olmak Zor) şiirini gösterebilirim.

Babamın, Doğu Türkistan’da Çin’in zulmünün yine şiddetini en sert gösterdiği, Uygurların yaşamlarının çok zorlaştığı bir dönemde; herkesin bunu dile getirmekten korktuğunun altına çizerek “Ortaya çıkıp söylenmesi gereken her şeyi söyledikten sonra öldürücü bir ilaçla hayatıma son verebilsem” dediğini hatırlıyorum.

Babamdaki bu duygunun, babamın vatandayken sonunu düşünmeden bu şiiri kaleme almaya cesaret etmesini sağladığını düşünüyorum. Bu şiir, elbette Doğu Türkistan’da yayımlanamazdı. Fakat gerçeği yansıttığı için çok beğenildi, elden ele dolaşarak yayıldı. Babam bu şiiri 25 dörtlük olarak yazmıştı. Okuyucular ve kopya edenler tarafından genişletilerek 50 dörtlüğe ulaştı.

Geçtiğimiz günlerde “İstanbul’da Atadan Nida Kızından Seda” etkinliği düzenlendiniz. Babanız Bawudun Niyaz’ın eserlerinin de seslendirildiği bir film gösterimi yapıldı. Etkinlikle ilgili duygularınızı anlatabilir misiniz?

Program hayal ettiğimden çok daha güzel oldu. O günlerde İstanbul’da -bizi programı iptali etmeyi bile düşünmek zorunda bırakan- çok yoğun kar yağmasına rağmen davet ettiğimizden bile daha çok katılım sağlandı. İstanbul’daki Uygur diasporasından önemli isimler, kıdemli ve genç şairler, akademisyenler ve aktivistler katıldı.

Katılımcılardan aldığım dönüşlere göre, bu program özellikle de gençler için çok etkileyici oldu. Böyle etkinlikler vesilesiyle sunulan edebi eserler, vatanımızda yaşanan zulmü ve özgürlük arzumuzu duyurmak için çok faydalı oluyor.

Şiirlerinizde daha çok hangi konulara yer veriyorsunuz?

Şiirlerimde daha çok vatan konusunu ele alıyorum. Şiir aracılığıyla vatanda yaşananları anlatmaya, vatan sevgisini ifade etmeye çalışıyorum. Babam da bu konularda çok yazardı. Ben vatandan ayrılalı uzun süre olduğu, vatana olan özlemimin oldukça derinleştiği nedeniyle şiirlerimde genellikle vatan hasreti yansıtılmış oluyor.

Bundan sonrası için ne tür planlarınız var?

Tabii ki bunun devamı gelecek. Elimden geldiği kadar yazmaya devam edeceğim. Kaleme aldığım şiirlerin seslendirilmesi veya bestelenmesinin etkisinin daha çok olduğunu düşünüyorum.

Bugüne kadar Yanarım Bar, Vatanım, Kozğal Uygurum gibi birçok şiirim bestelendi veya seslendirildi. Hepsinden çok olumlu dönüşler aldım. Bundan sonra da şiir yazmaya devam ederken, sesli olarak sunmak için de gayret göstereceğim.

Sizi şair kimliğinizin yanı sıra Uygur diasporasının tanınmış ismi, bu sene Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen Uyghur Human Right Projekt’in (UHRP) direktörü Ömer Kanat’ın eşi olarak da tanıyoruz. Eşinizin başta ABD olmak üzere evrensel anlamda Uygur insan hakları mücadelesi için sonuç alıcı pek çok çabanın altında imzası olan isimlerden. Siz kültürel alanda, o siyasal alanda öne çıkıyor. Birbirinizi destekliyorsunuzdur, biraz bahseder misiniz?

Ömer Kanat benim sadece eşim değil. Onun dava yolundaki yorulmaz, solmaz ruhu; vatana, halka olan sevgisi beni çok etkilemişti. Ben de milli duyguların yoğun olduğu bir ailede yetiştiğimden, bu ortak ruh bizi birleştirdi.

Onu her zaman destekledim. Dava için yaptığı çalışmalarından ötürü onun evde bulunduğu vakti çok az oluyor. Bu da ailemiz ve çocuklarımız için belirli zorluklar yaratıyor.

Onun çalışmaların önemini çok iyi bildiğim ve hissettiğim için aile için olan bu zorlukları tek başıma halletmeye çalışıyorum.

Nobel adaylığı, onun ne kadar doğru yolda, doğru yöntemlerle çalıştığını gösteriyor. Yıllardır verdiği emeklerin, yoğun çabalarının bir sonucu bu adaylık.

Ben sonuna kadar onu desteklemeyi sürdüreceğim. O da benim şiir yazmama ve kültürel faaliyetlerime destek veriyor. Ailecek Uygur insan hakları mücadelesinin hizmetinde olmaya devam edeceğiz. Bizim kaderimiz bu.

Şairenin Türkiye Türkçesine çevirilen şiirlerinden:

VAR

Deniz, okyanuslar geçerek, yokuş dağlar aşarak,
Ana yurdum, mekanım, diyarıma varasım var.

Göbek bağım kesilen, dedelerim gömülen,
Yükselen, dimdik duran Tanrıdağı göresim var.

Kız yiğide hor bakılan, ayak altı yapılan,
Ezilmiş şu halkımın ellerinden öpesim var.

Feryadım ta göklere, sel gibi kan döküldü,
Ejderhanın ağzından vatanımı alasım var.

Kalk ey Uygurum vatan elden gitmesin,
Ay yıldızlı bayrağı gökyüzünde göresim var.

DONUŞUN VAR
(Sevgili Abdülkadir Celaleddin’e)

Bir köşede tek başına kalsan bile
Seni özlemle bekleyecek sevgilin var
Umudunu kesme geceleri, aydınlık sabahtan
Düşmanına galip gelebilecek imanın var

Sen Uygur yiğidisin silinmez adın
Tanrıdağı gibi gönüllere destan, şeref ve şanın
Kahpe feleği heba eder ah û zarın
Pakça gönlünde yarına veren kararın var

Mevsimleri bilerek dur köşelerden
Müjdeler de gelir bir gün çiçeklerden
Bu hasret geçse bile kemiklerden
Elbet bir gün pis cehennemden dönüşün var.

İlk yorum yapan siz olun

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: