Bir hükümet yetkilisi, Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin, Çin ziyaretinde cuma günü (26 Ekim) Çin Başbakanı Li Keqiang ile yaptığı görüşmede Çin’deki insan hakları durumuyla ilgili…
Uygur Haber
ÇİN DEVLETİ’NİN UYGUR TÜRKLERİNE KARŞI BAŞLATMIŞ OLDUĞU ZULÜM KAMPLARI HAKKINDA BİZE BİLGİ VEREBİLİR MİSİNİZ? Çin’in genel olarak sınırları içindeki veya etkisi altına aldığı, farklı bütün…
Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, Doğu Türkistan’a giden diplomatların toplama kamplarına dair raporlarının doğru olduğunu belirttiklerini aktardı. Hunt, konuyla ilgili endişelerini Çinli mevkidaşına bildirdiğini…
Uluslararası Af Örgütü, Çin’in kuzeyindeki Sincan Uygur Özerk Bölgesi valisinin, çoğunluğu Müslüman neredeyse bir milyon kişinin gözaltında tutulduğu kampları “ücretsiz mesleki eğitim” merkezleri olarak tanımlaması üzerine bir açıklama yayımladı.
Uluslararası Af Örgütü Çin Araştırmacısı Patrick Poon, yaptığı açıklamada “Valinin açıklamaları mevcut kanıtları hiçe saymanın yanı sıra, kamplarda acı çeken insanlara ve kayıpların ailelerine hakaret niteliği taşıyor. Neredeyse bir milyon kişi keyfi olarak gözaltında tutulurken hiçbir manevra Çin yetkililerinin Sincan (Doğu Türkistan) Bölgesi’nde sistematik baskı uyguladığı gerçeğini gizleyemez” dedi. Poon, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Toplu gözaltı kampları esas olarak öğrenme merkezleri değil, cezalandırma ve işkence mekanlarıdır. İnsanların dövüldüğüne, yiyecekten mahrum bırakıldığına ve tecritte tutulduğuna ilişkin tutarlı haberler geliyor. Bu durum, neredeyse bir milyon insanın hayatı üzerinde yıkıcı etkiler yaratıyor. Yetkililerin Sincan (Doğu Türkistan) Bölgesi’nde gerçekten neler yaşandığıyla ilgili dürüst olmasının zamanı geldi.”
Arka Plan:
Çin hükümeti, Sincan (Doğu Türkistan) Bölgesi’ndeki Uygurlara, Kazaklara ve çoğunluğu Müslüman diğer etnik gruplara yönelik toplu gözaltı, izinsiz gözetim, siyasi telkin ve zorunlu kültürel asimilasyon politikalarını geçen yıl boyunca daha da yoğunlaştırdı. Gözaltına alınanların çoğunun ailelerine sevdiklerinin akıbeti hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Aileler ise çoğu zaman seslerini yükseltmeye korkuyor.
“Aşırılıkla Mücadele Düzenlemesi”nin kabul edildiği Mart 2017’den bu yana, Sincan (Doğu Türkistan) Bölgesi’nde kamplara kapatılan ve çoğunluğu Müslüman olan etnik grupların sayısı hızla artıyor. Düzenlemeye göre “normal” olmayan sakal bırakmak, peçe veya başörtüsü takmak, namaz kılmak, oruç tutmak, alkol almamak ya da İslam veya Uygur kültürüyle ilgili kitaplar veya yazılar bulundurmak da dahil olmak üzere dini veya kültürel aidiyetin açık veya hatta özel alanda sergilenmesi “aşırılık” olarak değerlendiriliyor.
Çalışma veya eğitim amacıyla özellikle Müslüman nüfusun ağırlıklı olduğu ülkelere gitmek ya da Çin dışında yaşayan insanlarla iletişim kurmak da insanları şüpheli konumuna düşüren temel sebepler arasında bulunuyor.
Kaynak: Uluslararası Af örgütü
Türk Ocakları Genel Merkez Yönetimi ve Şube Başkanları, 27-28 Ekim 2018 tarihlerinde Ankara’da toplandı. Ülke ve millet meseleleri hakkında istişarelerde bulunuldu ve Doğu Türkistan konusu dahil önemli bazı hususların Türk milletine arz edilmesine karar verildi. Doğu Türkistan konusu şöyle arz edildi:
“Son yıllarda Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türklerin temel insan hakları, Çin Hükumeti tarafından ihlal edilmekte; yüz binlerce insan, sözde “yeniden eğitim” adı altında toplama kamplarında tutulmaktadır. Türk Hükumeti ve Birleşmiş Milletlerin, Doğu Türkistan’da yaşanan 21. Yüzyılın en sistematik soykırımı karşısında Çin Hükumeti nezdinde gerekli girişimleri yapmasını bekliyoruz” (larende, Karaman gündem).
Ertesi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı günü, Merkezi Ankara’da bulunan Türk Ocakları Genel Merkezinde Türk Ocakları genel başkanı prof.Dr. Mehmet Öz’ün önderliğinde Doğu Türkistan’da insan hakları ihlali ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. (gökbayrak)
Doğu Türkistan Dernek Başkanları ve Temsilcileri, ayrı ayrı konuşmalar yapmış ve Doğu Türkistan Türklerinin çektiği acılar resimlerle, videolarla tüm basın önünde ortaya konmuştur.
Aynı gün farklı illerdeki Türk ocakları şube başkanları da Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri hakkında açıklama yaptılar: Türk Ocakları Karaman Şube Başkanı Yunus Turan, Çin’in “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırdığı Doğu Türkistan’da, son yıllarda meydana gelen insan hakları ihlalleri ve 21. yüzyılın en zalimane, aynı zamanda sistematik soykırımı hakkında basın açıklaması yaptı. (Karaman gündem) Türk Ocakları Alanya Şubesi Başkanı Hasan Peker, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri hakkında açıklamada bulundu. (gazete Alanya) …..
TÜRK OCAKLARI GENEL MERKEZİNİN DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI
Sayın Basın Mensupları,
Bugün burada, Çin’in “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırdığı Doğu Türkistan’da, son yıllarda meydana gelen insan hakları ihlalleri ve 21. yüzyılın en zalimane, aynı zamanda sistematik soykırımı hakkında, Doğu Türkistan Türklerinin ülkemizdeki sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla sizlere açıklama yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz.
Bilindiği gibi, Doğu Türkistan, Ekim 1949’da Rusların yardım ve yataklığı sonucunda Çin Komünist Partisi yönetimince işgal edilmiştir. 1955’te Çin tarzı otonom bölgeye çevrilen Doğu Türkistan, sonu gelmez yasak, zulüm ve işkencenin uygulandığı bir sömürge bölgesine dönüştürülmüştür.
“Türkistan” ve “Türk” adlarının yasaklanmasıyla başlayan zulüm, “Yerli Milliyetçilikle Mücadele”, “Pantürkizm ve Panislamizmle Mücadele”, “Derebeyleri ve Zenginlerle Mücadele”, “Sovyet İşbirlikçileriyle / Revizyonistlerle Mücadele” adlarıyla devam etmiş; ardından on yıl süren Kültür Devrimi dönemindeki akıl almaz, sistemli zulüm ve Çinlileştirme, Mao’nun ölümüyle kısmi olarak son bulmuştur.
Uygur Türkleri, Çin’deki “Reform ve Açılım” sürecinde, özellikle 1980-1990 yılları arasında nispeten rahat nefes alma ve kendine gelme fırsatını yakaladıysa da Sovyetler Birliği’nin parçalanması ve soğuk savaşın sona ermesiyle Doğu Türkistan’da, zulüm ve işkence devri geri gelmiştir.
1994-2010 arasında bölgenin tek mutlak hâkimi olan Wang Leçuan, Çin’in yürürlükteki anayasası, özerk bölgeler yasası, din-inanç yasası ve dil-yazı yasalarını rafa kaldırmış; tamamen kendi inisiyatifi ile Uygur Türklerine yönelik en sistematik, en acımasız ve tavizsiz eğitim, kültür, ekonomi ve sosyal politikaları uygulamıştır.
Bu uygulamalardan bazıları şunlardır:
1. İslamiyet’in kamusal ve özel alanlardan çıkartılması, din öğretiminin resmî ve özel olarak yasaklanması.
2. Uygur Türkçesinin özerk bölge yönetimi, eğitimi ve sosyal-kültürel alandaki resmî dil statüsünün iptal edilmesi ve Mandarin Çincesinin dayatılması; Çince konuşamayan ve yazamayanların işten çıkartılması.
3. Doğu Türkistan kırsallarındaki evlenme çağına gelmiş, 16-22 yaşlarında Uygur kızlarının devlet zoruyla Çin’in doğusundaki sanayi bölgelerine köle işçi olarak götürülmesi.
4. Yurt içi ve yurt dışına seyahatin zorlaştırılması, özellikle yurt dışına çıkışların zaman zaman imkânsızlaştırılması.
5 Temmuz 2009’daki Urumçi Soykırımı sonrasında, Çin Komünist Partisi iktidarı, bölgedeki zulmün dozunu sürekli arttırmış; Wang Leçuan’ın yerine atanan Zhang Çunşian, selefini aratmayacak uygulamaları hayata geçirmiştir. Köylerde kurduğu zorunlu anaokullarında Çince eğitim vererek Uygur çocuklarını ana dil ve Türk kültüründen tamamen kopartma yoluna gitmiştir.
Ağustos 2016’de, bölgeye Çin Komünist Partisi yetkilisi olarak atanan Chen Çuanguo ise, “Aşırılıkla Mücadele” adı altında Uygur Türklerinin bütün kesimlerini hedef almıştır. Ekim 2016’dan itibaren Uygurların pasaportları toplatılmış; Ocak 2017’den itibaren yurtdışında yaşayan, okuyan, ticaretle meşgul olan Uygur Türklerinin Çin’e dönmesi için Doğu Türkistan’daki aile fertlerini rehin alarak veya onların yanında telefondan arayarak tehdit ve şantaja başlamıştır.
Chen Çuanguo tarafından bölgede uygulanan “Izgara Tarzı Toplum Yönetimi” stratejisi, bölgeyi tam bir polis ve şiddet devletine çevirmiş; Uygurlar nefes alamaz hâle gelmiştir.
Bu süreçteki uygulamalardan bazılar şunlardır:
1. “Çifte-Bağlantılı Hane Sistemi” ile evlerin birbirlerini gözetlemek ve “güvenlik konuları” hakkında görevlilere rapor vermek üzere 10’lu gruplara ayrılması.
2. Merkezî ve mahallî görevlilerin, iletişim araçlarına yerleştirdikleri programlar ile sürekli denetleme ve gözetlemede bulunması.
3. Cep telefonu, bilgisayar ve internet kullanıcılarının “yasadışı dinî içerik, millî ve kültürel içerik” açısından izlenebilmesi için cihazlara casus yazılımı yükleme zorunluluğu getirilmesi.
4. İhbar ve ödüllendirmenin tesis edilmesi.
5. “Fazla” ve “kullanılmayan” cami ve mescitlerin yıkılması.
6. “Kardeş aile” uygulamasının başlatılması. (Bu uygulama kapsamda, 2017 yılında 100 bin Çinli memur, Doğu Türkistan’ın kırsal bölgelerindeki ailelerin evlerinde kalmıştır. Bu uygulama hâlâ devam etmektedir.)
Yasaklara uymayanlar, yeterli derecede uyumlu olmadığına kanaat getirilenler, son on yıl içinde yurtdışına gidip gelenler, yurtdışı ile herhangi bir şekilde bağlantısı olanlar, aile geçmişinde Çin karşıtı eylem veya söylemlerde bulunanlar “Yeniden Eğitim Merkezleri” denilen Çin tarzı “Nazi Kampları”na gönderiliyor. Bu kamplara gönderilenler, başlangıçta tamamen Uygur Türklerinden oluşsa da daha sonra Kazak ve Kırgız Türkleri de dâhil edilmiştir. Başta Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Komisyonu olmak üzere en güvenilir kaynaklar, günümüzde Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygur Türkü nüfusunun en az %10’unun kamplara kapatıldığını belirtmektedir.
Konuyla ilgili ilk akademik raporu hazırlayan Adrian Zenz‘e göre, yaygın olarak üç çeşit kamp uygulaması vardır.
Bu kamplar şunlardır:
1. Çinceyi bilmemekten başka “suç”u bulunmayan, okuryazar olmayan çiftçi ve esnafın kapatıldığı “Eğitim Merkezleri Aracılığıyla Toplu Öğretimle Dönüştürme Kampı”.
2. Evinde dinî kitap veya dini çağrıştıran nesne; telefonunda, bilgisayarında dinî veya “ayrılıkçı” içerik bulunduranların kapatıldığı “Hukuk Sistemi Okulları”.
3. Ülke dışında eğitim alanlar, bir şekilde yabancılarla bağ kuranlar, yurtdışına resmî veya gayriresmî seyahat edenler ve yurtdışında akrabası olanların en kötü muameleye tabi tutuldukları “Rehabilitasyon Merkezleri”.
Tutuklular, İslam’ı reddetmeye, kendilerini ve sevdiklerini durmaksızın eleştirmeye, hakaret etmeye ve partiyi ve Çinliliği yüksek sesle övmeye zorlanıyorlar. Beyin yıkama haricinde tecavüze, helal olmayan yemeklere, içki içmeye zorlanıyorlar. Özellikle genç erkekler öldürülme, tıbbi deneye tabi tutulma ve iç organlarının çalınması gibi vahşi cezalandırmalara maruz kalmaktadır. İtaatsizlik edenlere ise saatlerce ayakta durma, tecrit etme, yemek vermeme, demirden elbise giydirme, kafasını buzlu suya sokma gibi işkenceler uygulanmaktadır.
İnsan hakları örgütlerinin verilerine göre, Nisan 2017’den beri kaybolan veya “Çin Nazi Kampları”nda tutulan tanınmış Uygur Türkü aydınlarından 231’inin bilgilerine ulaşılmıştır. Bunların içinde tutuklu iken ölen veya öldürülen bilim insanlarının olduğu da bildirilmiştir.
Çin’in, Doğu Türkistan’da uzun süredir “terörizm ve dinî aşırılık” bahanesiyle devam ettirdiği bu ırkçı tutumundan, insan hakları ve inanç hürriyeti kısıtlamalarından ve “yeniden eğitim kampları” adıyla açık hava hapishanesi şeklinde kurduğu çağdaş Nazi işkence kamplarından bir an önce vazgeçmesi, yasadışı bir şekilde gözaltında tuttuğu bir milyondan fazla Müslüman Türk soydaşımızı serbest bırakması çağrısında bulunuyor; başta Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticileri olmak üzere uluslararası toplumu bu konuda duyarlı davranmaya, konuyu gündeme getirmeye ve çözüm üretmeye davet ediyoruz.
Bu şekilde devam etmesi hâlinde, emsali görülmemiş bir soykırıma dönüşecek olan bu uygulama ve baskıların gündeme getirilmesi, asla Çin’in iç işlerine karışmak olarak değerlendirilmemeli; ekonomik ve stratejik işbirliği düşünülerek milyonlarca Müslüman Türk’ün, tüm dünyanın gözü önünde asimilasyona uğramasına izin verilmemelidir.
Bağımsız uluslararası kuruluşların da teyit ettiği bu baskı ve zulümleri kınıyoruz. Eğer Çin Hükûmeti Türkiye ve diğer Türk devletleri ile Kuşak Yol Projesi de dâhil, sağlıklı ilişkiler kurmak istiyorsa Türk devletlerinin yetkilileri Çinlilere, Doğu Türkistan Türklerinin kimlik haklarına saygı göstermesi gerektiğini, uygun diplomatik dil ve politikalarla göstermek zorundadır.
Kamuoyuna saygı ile arz ederiz.
kaynak: gökbayrak, Karaman gündem, gazete Alanya, larende, Türk ocakları
Çin’in Uygur Türklerini baskı altında tutabilmek için geliştirdiği toplama kampları ilk kez bu kadar yakından görüntülendi. Eğitim merkezi adı altında faaliyet gösteren merkezlerin hapishaneden farkı yok.
BBC’nin ulaştığı yeni uydu görüntülerinden yola çıkarak hazırladığı videoda, bir futbol sahası ve etrafındaki alan kullanılarak oluşturulan tesis, uzmanlar tarafından dünyanın en büyük gözaltı merkezlerinden biri olarak adlandırılıyor.
Haberinde milyonlarca Müslüman Uygur Türkünün Sincan (Doğu Türkistan)’da yargılanmadan zorla alıkonulduğunu aktaran BBC, bölgedeki güvenliklik hapispahen tesislerinin sayısının son iki yılda iki kattan fazla arttığını da işaret etti.
BBC’den John Sudworth imzasıyla yayımlanan videoda, eğitim merkezinin etrafında konuşlanan güvenlik görevlileri çekim yapmalarına izin vermiyor. Sodworth’un bir genç kızla röportaj yapma girişimi de başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Uluslararası toplumun sessiz kaldığı Sincan (Doğu Türkistan)’da, son yıllarda baskı ve zulüm artarak devam ediyor. İstismar ve aşağılama iddialarının ayyuka çıktığı bölgede zorla tutulan Müslüman Uygur halkı, gizli hapishanelerde zorla tutuluyor.
Kaynak: karar
Çin’de Müslümanlara kamplarda işkence yapıldığı iddiaları sonrası gözlerin çevrildiği Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki merkezlerde ‘cephanelik’ gibi emniyet malzemesi toplandığı iddia edildi.
Pekin’in mesleki eğitim verildiğini savunduğu kamplardan sorumlu yerel yönetimin bu yılın başında 2 bin 768 polis copu, 550 elektro şok cihazı, bin 367 çift kelepçe ve 2 bin 792 kutu biber gazı satın aldığı ortaya çıktı.
Fransız haber ajansı AFP’ye göre, ihale ve bütçe resmi çalışma raporları gibi kamuya açık hükumet belgelerinden elde edilen bilgiler ‘merkezlerin okuldan çok hapishane gibi’ yönetildiğini gösteriyor.
Euronews’in haberine göre; nisan 2017’den sonra merkezler için satın alınan malzemeler arasında gelişmiş gözetleme sistemi, öğrencileri sınıflarda kayıt altına alacak kameralar, dikenli teller, telefon görüşmelerini dinlemeyi sağlayan bir sistem, kızılötesi izleme cihazları da bulunuyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM) Çin’de bir milyon Müslümanın kamplarda kötü şartlarda tutulduğunu açıklamasının ardından Pekin yönetimi ‘bu merkezlerde verilen mesleki eğitimin bölgedeki ekonomik büyüme ve sosyal hareketlilik politikasının bir parçası olduğunu’ duyurmuştu.
“SOYLARINI KIRIN, KÖKLERİNİ KURUTUN”
Belgelerden elde edilen bilgilere göre biber gazı, şok tabancası, elektro şok aletleriyle donatılmış binlerce görevli, güvenlik kameralarıyla dolu merkezlerdeki ‘öğrenciler’ üzerinde sıkı kontrol sağlıyor.
Aynı kişinin ayrıca ‘Yeni, daha iyi Çin vatandaşı inşa etmek için soylarını kırın, köklerini kurutun, bağlantılarını koparın’ ifadelerini kullandığı belirtiliyor.
DEVLET TELEVİZYONUNDAKİ OKUL GÖRÜNTÜLERİ TARTIŞILIYOR
Çin devlet televizyonu CCTV’de geçtiğimiz hafta bölgedeki 181 merkezden birinde üniforma giyen ‘öğrencilerin’ Mandarin dili öğrendiklerini, geleneksel örgü, dokuma ve yemek pişirme eğitimi aldıklarını gösteren bir program yayınlandı.
Çin’in 2014’te ‘terörizme’ karşı başlattığı kampanya çerçevesinde 2017’nin başlarında Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde ‘eğitim merkezleri’ kuruldu. Bu tesislerin maliyetinin 432 milyon Dolar olduğu tahmin ediliyor.
Ayrıca 2018’in başında sadece Hotan bölgesinin mesleki eğitim bürosu yaklaşık 200 bin Çince dilbilgisi kitabı ve 11 bin çift ayakkabı siparişi verdi.
BM: ÇİN’DE 1 MİLYON KİŞİ KAMPLARDA
Başta BM uzmanları olmak üzere, insan hakları grupları ve birçok ülke Çin’de çoğunluğu Müslüman azınlıklardan oluşan Uygur Özerk Bölgesi’nde insanların toplama kamplarında zorla alıkonulduğuna dikkat çekiyor.
İnsan hakları ihlali iddialarını reddeden Pekin yönetimi ise bölgedeki ‘aşırılara ve bölücülere’ karşı mücadele kapsamında eğitim kamplarının kurulduğunu savunuyor.
BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin İsviçre’nin Cenevre kentinde ağustosta düzenlediği toplantıda yayınlanan raporda Çin’in Uygur ve diğer azınlık Müslümanlardan bir milyon kişiyi gizli askeri kamplarda tuttuğu açıklamıştı.
Kaynak: Hürriyet
Doğu Türkistan'da bölgenin etnografyası değiştirilmeye çalışılıyor; milyonlarca Türk NAZİ kamplarında; işkenceler yaşanıyor; tıbbi deney ve iç organlarının çalınma iddiaları var; çocuklar yetimhanelere toplanıyor; gündelik yaşam tamamen takip altında; aydınlar hedefte; profesörler, şair, yazarlar... çoğu hapiste ; ekonomi durum derinden etkilenmiştir...
Çin Yönetimi, zorla toplama kamplarına aldığı Uygur Türklerinin çocuklarını da akrabalarına vermek yerine yetimhanelere yerleştiriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, uygulamayı “sapkın hükümet programının parçası” şeklinde…
Doğu Türkistan’da Çinlilerden farklı olarak şimdilik hapis dışında olan Uygur Türkleri, hayatının her alanına girmiş ve her yere yayılan radarlar altında yaşamak zorundadırlar. Onlar için yaşam, bir türlü hayatta kalma veya recmin pislik çukurlarına düşene dek gözetleme noktalarını atlatabilme mücadelesidir.
Çin, “aşırılıkçılıkla mücadele” adı altında “yeniden eğitim” kamplarında alıkonulan ebeveynlerin çocuklarını akrabalarına vermek yerine devlete ait yetimhanelerde topluyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü(HRW),Çin‘inSincan Uygur Özerk Bölgesinde…
Aziz Dolu Atabey – Çin’in, son dönemlerde büyük önem verdiği ve “İpek Yolu” adıyla anılan tarihin en ünlü ticaret yolunu tekrar canlandırmak için…
Çin’in “siyasi eğitim” politikası nedeniyle yaklaşık bir milyon kişi toplu halde gözaltında. Yaklaşık bir milyon kişinin akıbeti bilinmezken, gözaltına alınanların birçoğunun ailelerine hiçbir bilgi verilmiyor.…
Amerika Birleşik Devletleri Florida Senatörü Marco Rubio, Uygur Türkü İlham Tohti’ye 2019 Nobel Barış Ödülü’nün verilmesi gerektiğini ve bunun için devreye girdiklerini belirtti. ÜRÜMÇİ (QHA)…
Malezya, gözaltında tuttuğu Doğu Türkistanlı 11 kişiyi Çin’in yoğun baskı ve taleplerine rağmen bu ülkeye iade etmeyerek serbest bıraktı. Geçen yıl Tayland’da bir cezaevinden kaçarak…
Ümmetin en mağdur, en mazlum, en çaresiz halkları olduklarını ve dünyadan hiçbir şekilde destek göremediklerini belirten Doğu Türkistan Milli Meclisi Başkanı Seyit Tümtürk, coğrafyanın açık hava hapishanesine dönüştürüldüğüne dikkat çekti.
Doğu Türkistan Milli Meclisi Başkanı Seyit Tümtürk, 5 milyonu zor şartlarda cezaevlerinde olan 35 milyonluk açık hava hapishanesi hükmündeki Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında İLKHA’ya önemli açıklamalarda bulundu.
Doğu Türkistan’da uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bir durumun söz konusu olduğunu dile getiren Tümtürk, Çin’in ülkeyi işgal ettikten sonra yaptığı asimilasyon politikaları, nükleer denemeler, nüfus transferi, ekolojik dengeyi bozma, insanların din ve inanç hürriyetlerini kısıtlama hatta yok etmesiyle sonuçlandığını ifade etti.
“Yüzbinlerce insanın malı, canı, ırzı hiçe sayılmaktadır”
Tümtürk, “1949 yılında başlayan İşgal ile 69 yıldır ağır bir imtihandan geçiriliyor. Doğu Türkistan 2017 yılında Çin Komünist Partisinin almış olduğu kararla ‘Fikri Islahat ve İdeolojik Arındırma’ adı altında 5 milyon Müslüman cezaevlerine atılarak ağır şartlarda işkence ediliyor. Çok büyük ilmi derinliğine sahip olan âlimler başta olmak üzere birçok İslam âlimi de şehit edildi. Yine aynı dönemde başlayan kardeş aile projesi ile doğu Türkistanlıların erkekleri hapse atılırken mahrem evleri Çinli işgalciler yerleştiriliyor. Maalesef çok büyük bir ahlaksızlık ve insan hakları ihlali gerçekleştirmektedir. Yine Çin hükümeti Müslüman kızları zorla evlendirerek Çinli müşriklerin, ateistlerin köleleri ve cariyeleri konumunda getirilmektedir. Türkiye’ye ve bütün İslam âlemini rağmen bugün 100 binlerce kişi kamplardan iç bölgelere götürülerek malı, canı, ırzı hiçe sayılmaktadır.” dedi.
2017 yılında çıkarılan Çine geri dönüş yasasıyla birçok Doğu Türkistanlının geri çağrıldığı ve daha havaalanında iken hepsinin tutuklandığını ve cezaevlerine konulduğunu söyleyen Tümtürk, tek suçları Müslüman olan bu kişilerin Çin hükümeti tarafından terörist ilan edilerek çeşitli işkencelere maruz bırakıldığını söyledi. Tümtürk, dünyanın gözü önünde işlenen cinayetlere ne Birleşmiş Milletler ne insan hakları dernekleri ne de farklı ülkenin buna ses çıkarttığını söyledi.
“On binlerce Doğu Türkistanlı akrabalarından haber alamıyor”
Türkiye’de bulunan doğu Türkistanlıların da son iki yıldır ailelerinden ve akrabalarından hiç haber alamadıklarını da sözlerine ekleyen Tümtürk, şu ifadelere yer verdi;
“35 milyon insanı esir alan ve orayı bir açık hava hapishanesi haline getiren Çin yönetimi, yurtdışından geri dönmeyen Doğu Türkistanlıları telefonla arayarak, onları takibe alarak onları rahatsız etmektedir. Bugün yurtdışındaki binlerce on binlerce Doğu Türkistanlı akrabaların haber alamıyor ve hayatlarından endişe duyuyor. Maalesef bu konuda çaresizliği yaşamaktayız. Bu durum sürekli bu şekilde devam etmeyecektir. Çin mutlaka yaptığı zulmün karşılığını bedelini ödeyecektir.”
“Parçalanmış ümmetten beklentimiz yok”
Doğu Türkistan meselesinin öncelikli olarak ümmetin meselesi olduğunu belirten Tümtürk, “1,5 milyarlık İslam âleminin en mazlum coğrafyası Doğu Türkistan’dır. Ümmet bilinci ve şuuruyla Doğu Türkistan’daki 35 milyon kardeşine sahip çıkmalıdır. Maalesef bugün ümmetin başı olmadığı için, İslam dünyasındaki bölünmüşlük, tefrika olduğu için, ümmetin liderlerinin hür iradeleriyle seçilememesi ki maalesef Türkiye haricinde diğer İslam ülkelerinde özgür bir seçinden söz etmek mümkün değildir. Bu şekilde parçalanmış bir ümmetten çok fazla bir beklentimiz yok. Önce ümmet birleşmeli! Ümmet birleştiğinde, ümmetin bir başı olduğunda, nerede bir mazlum varsa, Osmanlı’da olduğu gibi ona sahip çıkabilecek, zalime karşı durabilecek bir otoritenin boşluğunu yaşıyoruz.” dedi.
“Türkiye, asli görevi olan Doğu Türkistan meselesini öteledi”
Türkiye’nin içeride ve dışarıda çeşitli ihanetler ve komplolarla karşılaştığını hatırlatan Tümtürk, “Bugün Türkiye yedi düvele karşı mücadele ederken Doğu Türkistan meselesinde maalesef asli görevi olan mazluma sahip çıkma görevini kısmen ötelemiştir. Biz Türkiye’nin bir an önce iç ve dış sorunlarını çözerek güçlü iktidar sahibi bir ülke haline gelmesini arzu ediyoruz. Türkiye güçlü olursa o zaman çeyiz bölümüne karşı dik durabilir. Ama bugünkü haliyle Türkiye maalesef kendi can derdine düşmüştür. Suriye’deki meselede Türkiye’nin Rusya’yla, Çin’le ilişkilerini gereği geliştirip ileri dereceye taşımak durumundadır. Burada maalesef Türkiye Doğu Türkistan meselesinde suskun kalmıştır, çaresiz kalmıştır. Doğu Türkistan adeta Çin’in insafına terk edilmiştir. Bugün birleşmiş milletler başta olmak üzere birçok dünya lideri Doğu Türkistan’daki Çin işgalini ve o bölgedeki insan hakları İhlallerini gündeme getirerek Çin’i kınamışlardır. Cumhurbaşkanı ‘Filistin bizim namusumuzdur! Herkes bu işten kaçta biz sahip çıkacağız’ dedi. Bu doğru ve hakkaniyetli bir söz, biz bunu destekliyoruz ama neden Doğu Türkistan için aynı kelimeyi kullanmıyor? Bu Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki sıkışmış ve adeta çıkmaz sokaktaki pozisyonu Doğu Türkistan’daki meselede suskun kalmaya itmektedir. Bunu kısmen doğru olduğunu ifade etmekle birlikte çözüm olmadığını da dile getirmek istiyorum.” şeklinde konuştu.
“Namusu kirletilen kızlarımız sadece Doğu Türkistanlıların namusu değildir”
Avrupa parlamentosunda 4 Ekim tarihinde almış olduğu bir kararla Çin’in Doğu Türkistan’daki 5 milyon Müslüman Uygur’un esir tutulduğu Nazi kamplarının kapatılması için tavsiye kararı aldığını ve Türkiye’nin bu işte yer almamasını kınayan Tümtürk, açıklamamalarını şu şekilde sürdürdü.
“Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Çin’i Doğu Türkistan meselesinde kınarken, ya da konuyu gündeme getirirken, dünya liderleri birleşmiş milletler toplantısında Çin’i eleştirirken niçin Türkiye bu kararın bir köşesinde yok. Niye Türkiye bu konuda suskun! Doğu Türkistan’da zorla evlendirilen ve Türkiye başta olmak üzere bütün İslam dünyasının namusudur. Buradan şunu hatırlatmak istiyorum Türkiye bu noktada 35 milyon dindışı olan Doğu Türkistan dağları Çin’in zulmüne ya da Batı’nın insafına terk etmemelidir. Bu noktada Türkiye Osmanlı’ya ve Selçukluya yakışır şekilde kendi misyonunu yerine getirmelidir. Cumhurbaşkanının Davos’ta Filistin için yaptığı gibi Doğu Türkistan için de bir ‘One Munite’ demesini bekliyoruz.”
(Nizamettin Aşkın- İLKHA)
Çin’in, Doğu Türkistan’da bulunan Uygur Türkleri için “Aşırılıktan etkilenenlere eğitimsel dönüşümü gerçekleştirmek için toplama merkezlerinin teşvik edilmesini ” içeren bir kanun maddesini revize ettikleri belirtildi.
ÇİN RESMEN KABUL ETTİ
Çin hükümeti, daha önce Doğu Türkistan’da herhangi bir toplama merkezlerinin olmadığını savunuyordu. Ancak bölgede bulunan birçok sivil toplum örgütü, medya ve bazı gözlemciler, Uygur Türkleri için toplama kampları olduğunu ifade ediyor.
Çin, yeni kanun maddesi ile daha çok ‘din aşırıcılığından’ etkilenenleri hedefledikleri belirtildi.
Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Komitesi önceki günlerde Çin’e “yasadışı yargılama, gözaltı ve tutuklamaları terk etmesi ve bu şartlar altında tutuklananların serbest bırakılması” çağrısında bulunmuştu.
AMERİKALI SİYASİLERİN ELİ GÜÇLENDİ
Çin’in resmi olarak toplama kamplarını kabul etmesinin Amerikalı siyasilerin elini daha da güçlendirebileceği ifade edildi.
ABD’li siyasetçiler, ABD Başkanı Donald Trump’a Çin’e yaptırım uygulamasını talep ediyor.
Bölgede yaşayan Uygur Türkleri’ne Çin’in keyfi işkencesine maruz kaldığını ifade eden siyasiler, Trump’a gönderdikleri mektupta, “Müslüman etnik azınlıklar keyfi gözaltı, işkence, ibadetlerinin yerine getirilmesi ve kültüre aleni kısıtlamalar ve günlük hayatlarının tamamı gözetim altında tutuluyor.” ifadelerine yer vermişti.
NE OLMUŞTU?
Nüfusu 20 milyon olan Doğu Türkistan’ın yaklaşık 10 milyonunu Uygur Türkleri oluşturuyor. 2003 yılından bu yana ise Çin, Uygurları başka bölgelere göç ettirerek yozlaşma politikasını daha da hızlandırmaya çalışıyor.
Doğu Türkistan’da 2009’da Urumçi’de yaşanan olaylarda resmi rakamlara göre 200’e yakın kişi hayatını kaybetmişti.
Olayların ardından bölgede gerilimin artması üzerine, eyaletin birçok noktasında Çin’in silahlı polisleri görev yapmaya başlamış, özellikle Uygur nüfusunun yoğun yaşadığı Kaşgar, Hotan, İli gibi bölgelerde üst düzey güvenlik önlemleri alınmıştı.
Kaynak: Yeniçağ
PEKİN/ANKARA (AA) – Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde helalin yaygınlaşmasına karşı bir kampanya başlatıldığı bildirildi.
Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’deki Halk Savcılığı, ülkenin sosyal paylaşım platformu Wechat’teki resmi hesabından paylaştığı açıklamaya göre, geçen pazartesi Urumçi’de “Helalin Yaygınlaşmasına Karşı Kararlılıkla Savaş” toplantısı düzenledi.
Çin Komünist Partisinin (ÇKP) bölgedeki Parti Grubu Sekreteri Liu Ming başkanlığındaki toplantıda, kentin polis kadrolarının ideoloji alanında mücadele şuurunun güçlendirilmesi ve “geleneksel düşenceyi yıkarak, helalin yaygınlaşmasına karşı kararlı şekilde mücadele etmesi” gerektiği savunuldu.
Özerk bölgede kitlelerin, “helalin yaygınlaşmasına karşı savaşa yönelik şuurlanmasına öncülük edilmesi gerektiği” belirtilerek, “partinin helalin yaygınlaşmasına karşı kararlılıkla savaşını, önemli bir siyasi görev olarak geliştirmesi ve bu kapsamda, plan, düzenleme, örgütlenme ve uygulamanın iyi şekilde yapılması gerektiği” öne sürüldü.
Ayrıca parti yetkililerinin ve çalışanların inançlı olmaması ve yemek ile alakalı bir sorunu olmaması gerektiği ifade edildi.
– “Helalin yaygınlaşmasına karşıyız”
“Özellikle azınlık gruplara bağlı parti yetkililerinin helalin yaygınlaşmasına karşı kararlılıkla savaş ilan etmesi gerektiği” savunulurken, açıklamada yer verilen görsellerde ise toplantıya katılan yetkililerin sağ ellerini yumruk şeklinde kaldırarak bu konuda yemin ettikleri görüldü.
Yemin metnindeki “Ben sadık bir Çin Komünist Partisi üyesiyim. Benim inancım Marksizm. Ben hiçbir dine inanmıyorum. Helalin yaygınlaşmasına karşı sonuna kadar kararlılıkla savaşacağım. Ölene kadar yılmayacağım.” ifadeleri paylaşıldı.
Ayrıca Uygur kökenli İrşat Osman adlı bir Urumçi yetkilisinin, “Arkadaşım, benim için özellikle helal bir restoran aramana gerek yok.” başlıklı bir makale yazdığı kaydedildi.
ÇKP’nin resmi yayın organlarından Global Times gazetesi ise konuyla alakalı haberinde, “geçmişte helal kavramının yaygınlaşmasının dini nefreti beslediğini” savundu.
“Ülkede gerçekte helal olması mümkün olmayan şeylerin, helal olmasına yönelik taleplerin bulunduğunu ve İslami ibadet ve törenlerin yayılmasının laik hayata nüfuz ettiğine yönelik bir şüpheyi doğurduğunu” savunan gazete, bu etkenlerin dini nefreti beslediğini iddia etti.
Ayrıca haberde geçmişte süt, diş macunu ve kağıt mendil gibi tüketim ürünlerine helal damgası vurulduğu hatırlatıldı.
– Çin’de helal gıda standartları
Ülkedeki helal gıda üreticileri, ürünlerini, bulundukları bölgedeki yerel İslam Cemiyeti idarelerinin denetimlerinden geçiriyor. İşletmeler, ilgili kurumun onaylayıp helal sertifikası verdiği ürün gruplarını, “helal” damgası ya da logosu ile piyasaya sürebiliyor.
Çin İslam Cemiyeti, helal et kesimi yapılan her tesise, işletmenin talebi doğrultusunda imam atıyor. Bu imamlar, kesimhanelerde yapılan işlemlerin helal konseptine uygunluğunu denetleyip onay veriyor.
Sahte helal damgalı ürünleri piyasaya süren işletme sahiplerine yasal işlem uygulanıyor.
Dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’deki 56 etnik azınlıktan 10’u Müslüman. Müslüman olan Hui (Çinli Müslümanlar), Uygur, Kırgız, Kazak, Tacik, Tatar, Özbek, Salar, Baoan ve Dongşiang etnik unsurları, yoğun olarak ülkenin kuzey ve kuzeybatısında yaşıyor.
– Uluslararası kurumlardan Çin’e Uygur tepkileri
Birleşmiş Milletler (BM) Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin (İHOP) Çin’de ayrımcılığa uğrayan topluluklarla ilgili İsviçre’nin Cenevre kentinde ağustosta düzenlediği toplantıya katılan insan hakları kuruluşları, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yerel yöneticilerin siyasi olarak sakıncalı tutumlar içinde olduğunu iddia ettiği bireyleri siyasi eğitim merkezlerinde alıkoyduğunu öne sürmüştü.
Örgüt temsilcileri, toplantıda yaptıkları sunumlarda, herhangi bir yargı kararına dayanmadan hürriyetinden alıkonulan kişi sayısının 3 milyonu bulduğu iddia etmişti.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ise Çin hükümetinin, ülkenin kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Müslüman Uygurlara ”sistematik insan hakları ihlallerinde bulunduğunu” bildirmişti.
Konuya ilişkin suçlamaları kabul etmeyen Pekin yönetimi, Çin’deki etnik azınlıkların dini özgürlüklerinin kanunlarla korunduğunu savunmuştu.
AA
Kaynak: Memleket
İZMİR —
Amerika’nın Sesi’ne konuşan Prof. Dr. Alimcan İnayet, Doğu Türkistan’da korkunç ve endişe verici olaylar yaşandığını belirterek, “Oradaki uygulamalar, tam anlamıyla insanlık suçudur. Bir nevi post-modern soykırımdır. Çin yönetiminin Müslüman Uygur Türklerine yönelik politikası, tümüyle bir asimilasyon politikasıdır” dedi. İnayet, Çin hükümetinin bölgedeki demografik yapıyı değiştirerek Uygurları Doğu Türkistan’da azınlığa düşürmeyi amaçladığını söyledi ve “1949’dan önce bölgedeki Çinliler nüfusun yüzde 5’ini oluşturuyordu. Şu anda bu oran yüzde 45’e ulaşmıştır” ifadesini kullandı.
“Bilinçli, okumuş kişiler toplama kampına alınıyor”
Bir milyondan fazla Uygur Türkü’nün zorla toplama kamplarında tutulduğunu ifade eden Prof. Dr. İnayet, “Gelen son bilgilere göre, toplama kamplarındaki pek çok Uygur, Çin’in iç kısımlarındaki cezaevlerine naklediliyor” diye konuştu. İnayet, bu kampları Nazi kamplarına benzeterek şunları söyledi: “Toplama kamplarına alınanların birçoğu Müslüman ve Uygur kimliğine sahip olan, bilinçli ve okumuş kimselerdir. Gelen son haberlere göre, Doğu Türkistan’daki pek çok akademisyen, araştırmacı, yazar ve şairler bu toplama kamplarına alınmış. Bu insanların politik veya ideolojik bir suçu yok. Sadece Çin yönetimi bu kişileri potansiyel bir tehlike olarak gördüğü için çeşitli bölgelerde kurduğu kamplarda zorla tutuyor.”
“Türkiye’de yaşayan Uygurlar tedirgin”
Çin hükümetinin geçen yıl Türkiye’de okuyan Uygur öğrencileri geri çağırdığını belirten İnayet, geri dönen öğrencilerin pasaportlarının iptal edildiğini, büyük bir kısmının da toplama kamplarında tutulduğunu söyledi. Çin yönetiminin sadece Uygur öğrencileri değil, Pekin’in Doğu Türkistan’daki aileleri tehdit ederek Türk vatandaşı olan Uygurları da geri çağrıldığını kaydetti. İnayet, “Dolayısıyla Türkiye’de yaşayan Uygur Türkleri bugün çok tedirgin. Aileleriyle hiçbir biçimde irtibata geçemiyorlar. Bütün iletişim yolları kapalı” dedi.
“Türkiye’nin sessizliği bizi üzüyor”
Prof. Dr. İnayet Uygur Türklerinin en büyük umudunun Türkiye olduğunu vurguladı, “Türkiye böyle bir durum karşısında sessiz kalmamalıydı” dedi. Türkiye’nin Çin’den aldığı krediler nedeniyle sessiz kaldığını söyleyen İnayet “Bu, bizi endişelendiriyor, üzüyor. Biz istiyoruz ki Türkiye hükümeti, Filistinlilere verdiği desteğin bir kısmını da Uygur Türklerine versin. Şu anda Doğu Türkistan’da yaşananlar, Filistinlilerin yaşadıklarından kat kat daha kötü. Biz Türkiye hükümetinden oradaki Uygurların moralini düzeltecek açıklamalar yapmasını, sessiz kalmamasını, Çin hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmasını talep ediyoruz” diye konuştu.
Kaynak: Amerika’nın Sesi
Çin’de, Sincan’da, Doğu Türkistan’da yaşanan sıkıntıların sona ermesi için dünya üzerindeki bütün insanları, insaniyeti harekete geçirmek gerekir. Türkiye ve İslâm âlemi elinden geleni yapmalı. Hem de bir gün dahi beklemeden ...
4 Ekim 2018’de Strasburg’da yapılan Avrupa Parlamentosu genel Kurulunda konuşan Bulgaristan’ın Türk Milletvekili Sayın İlhan Küçük, Doğu Türkistanlıların feci durumunu dile getirdi.
Sayın İlhan Küçük, Çin’in Doğu Türkistan Türklerine yaptığı insanlık dışı zulümleri şöyle aktardı:
Ne yazık ki, Doğu Türkistan’daki Uygur ve Kazak Müslüman etnik azınlıkları, keyfi gözaltı, işkence, dini uygulama ve kültürle ilgili kısıtlamalara tabidir. Hiçbir şey, 1 milyon insanın keyfi olarak gözaltına alınmasını ve zorluk güç kullanılarak yok edilmesini haklı çıkaramaz. Masum insanlar, anneler, babalar, erkek veya kız kardeşler ve arkadaşlar hepsi ortadan kayboldu. Bütün bu insanlar nerede? Sözde “yeniden eğitim” kamplarında neler oluyor? Çocukların ailelerinden alındıkları da iddia ediliyor.
Sayın İlhan Küçük, Nazi Kamalarında keyfi gözaltında tutulan Uygur Türklerinin serbest bırakılması için Avrupa Parlamentosu genel Kuruluna talepte bulundu:
İnsan hakları ihlalleri böyle büyük bir ölçekte sürüyorken biz sessiz kalamayız. Gözaltı kamplarda keyfi olarak tutulan herkesin ve İlham Tohti gibi keyfi hapsedilen siyasi tutukluların derhal serbest bırakılmasını talep ediyorum.
Uygur diasporası, Çin’deki kayıp aile üyelerinin akıbetinden kaygılı. Dünyanın dört bir yanında yaşayan Uygurlar’dan uluslararası topluma, konuyla ilgili bilgi vermesi için Çin’e baskı uygulama çağrısı yağıyor.
Doğu Türkistan bölgesinde kontrolu sıkılaştıran Çin hükümeti, bunu dini aşırıcılıkla mücadele kampanyası olarak tanımlıyor.
Birleşmiş Milletler, Çin hükümetinin, yasalardaki terör, aşırıcılık ve ayrılıkçılıkla ilgili geniş ve belirsiz tanımlara dayanarak, yaklaşık 1 milyon Müslüman Uygur’u “yeniden eğitim” kamplarında göz altında tuttuğunu öne sürüyor.
Ancak bu suçlamaları reddeden Pekinli yetkililer, attıkları adımların sadece İslamcı militanları ve ayrılıkçıları hedef aldığını savunuyor.
Amerika’nın Sesi’ne konuşan çok sayıda Uygur, gözaltı kamplarında kaybettikleri aile üyelerinin nerede olduğunu hala bilmediklerini söylüyor.
Bunlardan biri olan Gulgine Mamut’un oğlu Pakzat Qurbanjan, 2016’da, daha 16 yaşındayken tutuklanmış. Gulgine Mamut, şu anda Türkiye’de mülteci.
Mamut yaşadıklarını “Oğlumu, evini ziyarete gelirken, Urumçi havaalanında, devlete karşı komplo kurmak suçlamasıyla tutukladılar. Masum oğlumu Urumçi’de 13 yıl hapse mahkum ettiler. Bana suçunun hükümeti devirmeye teşebbüs olduğunu söylediler” şeklinde anlatıyor.
Mamut’un oğlu, Ağustos 2017’de ıslah evine kapatılmış ancak sonradan bir “toplama kampına” aktarılmış.
Mamut, Birleşmiş Milletler’e, insan hakları örgütlerine ve güçlü ülkelere, oğlunu ve Çin hapishanelerinde tutulan diğer masum Uygurlar’ı kurtarmaları için çağrıda bulunuyor.
Şu anda Türkiye’de yaşayan Amina Muhammadjan adlı başka bir Uygur mülteciyse, Guher Nijat adlı kızının nasıl kaybolduğunu ağlayarak anlatıyor.
Kızının Urumçi’de tutuklandığını söyleyen Muhammadjan sözlerini “Bana sadece hapiste olduğu söylendi. Nerede olduğunu veya ne kadar ceza aldığını bile bilmiyorum. Ondan haber almayalı 16 ay oldu” şeklinde sürdürüyor.

Sıkı kontrol
Çin kamplarında tutulan yakınlarından haber alamayanlar sadece Muhammadjan ve Mamut değil. Amerika’nın Sesi’ne konuşan Uygur diasporası, iletişim üzerindeki sıkı hükümet kontrolu nedeniyle, Doğu Türkistan (Sincan) bölgesinde yaşayan ve tutuklu olmayan yakınlarına bile ulaşamadıklarını söylüyor.
35 yaşındaki Uygur mülteci Hesenjan Abdukerim, 2013’te, Çin hükümetinin peşinde olduğunu öğrenince Mısır’a kaçmış. Abdukerim, 2017’nin ilk aylarından beri ailesiyle iletişim kuramadığını söylüyor.
Abdukerim “5 Temmuz 2013’te kızımın doğduğunu öğrendim ve adını koymak için eve dönmeye karar verdim. Ama eşim bana dönmememi söyledi. Çünkü polis pasaportumla ilgili sorular soruyormuş ve beni tutuklayacakmış. Ben de yeni doğmuş çocuğumu göremeden ülkeyi terk ettim” diyor.
Ailesi hakkında bilgi almaya çalışan Abdukerim, Kırgızistan’dan Sincan’a iş için seyahat eden tüccarlardan ailesi hakkında araştırma yapmalarını istemiş.
65 yaşındaki babasının, 15 ay önce yeniden eğitim kampına götürüldüğünü öğrenen Abdukerim, “Babam masum ve ben de hiçbir suç işlemedim. Bu apaçık insan hakları ihlali. Özgürlüğümüz ve şerefimiz olmadan yaşıyoruz. Babamın benim yüzümden acı çekmesi bende büyük travma yarattı” şeklinde konuşuyor.
Diaspora üyelerinin neredeyse hepsi, hükümet baskısından dolayı Sincan bölgesindeki kayıp akrabalarıyla iletişim kuramadıklarını söylüyor. Ağırlıklı olarak Müslümanlar’ın yaşadığı Sincan bölgesindeki zorlukları, uluslararası insan hakları örgütleri de doğruluyor.
Han kültürü
Uluslararası Af Örgütü tarafından yayınlanan bir rapor, kamplardaki mahkumların, İslami veya Çin’de hakim olan Han kültürüne ters düşen gelenekleri yerine getirmeyi reddetmeye zorlandıklarını ortaya koydu. Raporda, yeterince ilerleme gösteremeyenlerin dayak ve diğer işkence yöntemlerine maruz kaldığı kaydedildi.
Örgütün Doğu Asya Direktörü Nicholas Bequelin, toplu gözaltı kamplarının beyin yıkama, işkence ve ceza yerleri olduğunu söylüyor.
Bequelin “Çin hükümeti, kuzeybatı Çin’deki etnik azınlıklara karşı yürütülen bu gaddar kampanyanın sürmesine izin vermemeli” diyor.
Çin’in kuzeybatısındaki çöllerle dağların bulunduğu geniş bölge yaklaşık 22 milyon kişiye ev sahipliği yapıyor. Bu bölge, 11 milyonu Uygur ve diğer Türki Müslüman azınlıklar olmak üzere, Çin’deki en kalabalık Müslüman nüfusu barındırıyor.
Çin hükümeti, bağımsız Doğu Türkistan devleti kurmak isteyen ayrılıkçı Uygur hareketine onlarca yıldır baskı uyguluyor. Uygurlar, hükümeti, bölgeye milyonlarca Han Çinlisi yerleştirerek demografik yapıyı zorla değiştirmekle suçluyor.

İnkar politikası
Çinli yetkililer, uluslararası toplumun eleştirilerine rağmen izledikleri politikayı hararetle savunurken, toplu tutuklama suçlamalarını “tamamen asılsız” olarak tanımlıyor. Yetkililer, bölgedeki güvenlik önlemlerinin, IŞİD’in ortaya çıkmasını engellemeyi ve Türkistan İslam Partisi’ni baskı altında tutmayı hedeflediğini söylüyor.
Geçtiğimiz Ağustos’ta, BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komisyonu tarafından düzenlenen bir panelde konuşan Çinli temsilci Hu Lianhe, kampların “önemsiz suçlardan” hüküm giyenlerin rehabilite edilmesi amacıyla “mesleki eğitim merkezleri” olarak kullanıldığını söyledi. Çinli temsilci, kamplarda kalanların kötü muamele görmediklerini savundu.
Öte yandan, yakınları hakkında bilgi almaya çalışan Uygur aktivistler, Çin hükümetinin Sincan’da yaptıklarını inkar etmesine şaşırmadıklarını söylüyor.
Almanya’daki Dünya Uygur Kongresi Başkanı Dolkun Isa, yaşananlar karşısındaki isyanını “İnkar etmeye devam edecekler ama 1 milyon insanı zorla alıkoyarken saklanmaları imkansız” diyerek dile getiriyor.
Uluslararası toplumun Uygurlar’ın durumuna nihayet daha fazla odaklanmaya başlaması, 70 yaşındaki annesinin, bir buçuk yıl gözaltında kaldıktan sonra öldüğünü öğrenen Isa’yı umutlandırmış.
Isa, en büyük zorluğun, Çin’le güçlü ticaret bağları olan ülkeleri, Uygurlar konusunda Çin’e tavır koymaya ikna etmek olduğunu söylüyor. Medyada çıkan haberlere göre, Amerika Çinli yetkililere karşı yaptırımları devreye sokmayı planlıyor.
Kaynak: Amerika’nın Sesi
Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur çocukları ailelerinden ayırarak zorla tuttuğu kamp görüntülendi.
Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da uyguladığı asimilasyon politikaları bir süredir gündemde. Bu politikalardan en çok gündeme oturan uygulama, Çin yönetimi tarafından “yeniden eğitim kampı” adıyla kurulan toplama kamplarıydı.
Bu kamplarda Çin’in, sayısı bir milyonu aşan Uygur’u zorla tuttuğu ifade ediliyordu. Bunların arasında, zorla ailelerinden ayırılan çok sayıda çocuk da bulunuyor.
İngiltere merkezli Müslümanlara Karşı Zulmü Belgeleme (DOAM) isimli insan hakları kuruluşu sosyal medya hesabında bölgeden sızdırılan bir görüntüyü paylaştı.
https://twitter.com/doamuslims/status/1047437270964428800
Videoda, demirden parmaklıkların arkasındaki çocuklar görülüyor. Tek tip kıyafet giydirilen çocukların yaşlarının 5’ten küçük olduğu tahmin ediliyor.
Video oldukça kısıtlı bir süre için kayda alınabilmiş. Birkaç saniye sonra üniformalı bir şahıs kamerayla kayıt alınmasına engel oluyor.
Çin yönetiminin baskısı sebebiyle, bölgede yaşanan gelişmelere dair görüntüler oldukça nadiren basına yansıyor. Söz konusu video da, Çin’in bölgedeki politikalarını gösteren bir örnek niteliğinde.
Kaynak: Mepa News
Uygur gazeteci, Çin rejiminin baskısından kaçmak için intihar etti. Çin’in işgal ettiği Doğu Türkistan bölgesinde bir milyondan fazla Uygur Türkünün tutulduğu “siyasi eğitim kampına” gönderilmek…
Keyfi Tutuklamalar
Çin’in Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında keyfi olarak milyonlarca etnik Uygur ve Kazak Türklerini gözaltında tutması, Çeşitli uluslararası insan hakları örgütleri tarafından kanıtlayıp açıklanmıştı. Birleşmiş Milletler, bir milyona yakın Uygur Türkünün ‘terörizmle mücadele’ gerekçesiyle zorla kamplarda tutulduğu yönündeki haberlerin ‘son derece endişe verici’ olduğunu belirterek bu kişilerin serbest bırakılmasını istemişti. Çin suçlarını reddetti ve şu an tutukluları Çin’in iç eyaletlerine taşıyarak Doğu Türkistan Nazi kamplarındaki göze çarpıcı aşırı kalabalığı dağıtmak istiyor.
İnsan Hakları İzleme örgütü raporu
İnsan Hakları izleme örgütü, “İdeolojik Virüsleri Temizlemek: Çin’in Uygur Bölgesinde Yaşayan Müslümanlara Yönelik Baskı Kampanyası” başlığını taşıyan 117 sayfalık rapor yayımlayıp, Çin hükümeti tarafından Doğu Türkistan’daki Türk Müslümanlara yönelik uygulanan kitlesel keyfi gözaltılar, işkence, kötü muamele ve gündelik yaşam üzerinde giderek artan ölçüde yaygınlaşan, sistematik kontrole ilişkin yeni kanıtları açığa çıkardı.
Raporda, tüm bölgedeki 13 milyon Müslüman Türkler insan haklarına aykırı olarak, zorunlu siyasi beyin yıkama, toplu cezalandırmaya, seyahat ve iletişim özgürlüklerinin kısıtlanmasına, din özgürlüğünün üzerindeki kısıtlamaların artırılmasına, kitlesel takip ve gözetlemelere ilgili kanıtlar ve tanıkların konuşmalarına da yer veriliyordu. (Raporun Türkçe Özeti de yayınlanmıştır)
BM’nin tepkisi
Birleşmiş Milletler, bir milyona yakın Uygur Türkünün ‘terörizmle mücadele’ gerekçesiyle zorla kamplarda tutulduğu yönündeki haberlerin ‘son derece endişe verici’ olduğunu belirterek bu kişilerin serbest bırakılmasını istedi. Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Komisyonu, gözaltına alınan kişilerin derhal serbest bırakılmasını, tutsakların sayısı ve gözaltına alınma gerekçelerin açıklanmasını talep etti. BM, belirli ırk ve din mensuplarının hedef alındığı iddialarıyla ilgili olarak bağımsız soruşturma başlatılması çağrısında bulundu. Çin ise bunu reddetti. (ilgili haber)
Trenler Bilet Satışını Durdurdu
Son zamanlarda, yetkiler tarafından Çin- Doğu Türkistan arası Demiryolları için 22 Ekim’den başlayan tren biletlerinin satışlarının 26 Eylül’den buyana durdurulduğu bildirildi. Birçok siyasi yorumcular tarafından bunun Çin’in Doğu Türkistanlılara yönelik gerçekleşecek büyük bir kampanyanın hazırlıkları olabileceği ileri sürülüyordu.
Türkler Çin’e Nakledilmeye başladı
Radio Free Asia’nın 1 Ekim’deki haberinde Doğu Türkistan’daki yerel sakinlerinden aldığı bilgilere dayanarak 26 Eylül’den itibaren Çin makamlarının Uygurlar, Kazaklar ve Kırgızlar gibi Türk Müslümanlarını trenlerle Çin’in iç eyaletlerine nakletmeye başladıkları açıklandı. Habere göre, Doğu Türkistan’ın güneyindeki Uygur Müslümanlar kuzeye nakledilirken, kuzeydeki Kazaklar Çin’in iç eyaletlerinden Gansu’ya gönderildi. 200 binden 300 bine kadar insan nakledildiği tahmin ediliyor. Haberde, Müslümanların devasa nakledilmesi haberinin, Kaşgar Konaşehir nahiyesindeki polisler tarafından da doğrulandığı belirtildi.

Radio Free Asia’nın 1 Ekim’deki diğer bir haberinde Doğu Türkistanlıların Çin’in Heilongjiang eyaletindeki hapishanelere de gönderildiği ve bunun o eyalet sakinlerini de rahatsız ettiklerini bildirdi. Bu konu Heilongjiang eyaleti Tailai nahiyesi yetkilileri tarafından da doğrulandığını belirtti.
Doğu Türkistan Hapishaneleri aşırı kalabalık
Yöre halkı, Doğu Türkistan’ın çeşitli bölgelerindeki eğitim kampı ve hapishanelerin artık aşırı kalabalık olduğunu hatta cezaevi personelinin yakın aile fertlerinin bile alındığını ortaya koydu.

Çin eğitim kamplarını ve hapishaneleri her geçen gün çoğaltmalarına, genişletmelerine rağmen keyfi tutuklamalar sonucu ortaya çıkan bu kalabalıkları gizlemek ve asilimi sürecini hızlandırmak için etnik Müslümanları büyük çaplı bir şekilde nakletme tedbirleri başlattı.
Çin’deki Müslüman bir azınlık grubu olan Uygurların, ülkenin kuzeybatısındaki Sincan özerk bölgesinde Çinli yetkililer tarafından artan baskıya maruz kaldıkları bildiriliyor.
Çin, azınlık grubunun aleyhinde başlattığı “yeniden eğitim kamplarında” en az bir milyon Uygur’u gözaltında tutuyor.
Amerikan milletvekilleri, Rohingya mültecilere destek vermek için küresel çaba sarf eden Pakistan, Türkiye ve Körfez ülkeleri gibi ülkelerin, Uygur Müslümanlarının Çin’deki baskısına sırtını dönmelerinin çok garip olduğunu belirtti. Kongre üyesi Brad Sherman, çarşamba günü yapılan bir Kongre duruşmasında “Özellikle hiçbir şey söylemeyen Müslüman ülkelerine seslenmeliyiz” dedi. Sherman, “Türkiye, Pakistan ve Körfez ülkeleri, Rohingya mültecilerine az yardımda bulunmakla birlikte Uygurlara tamamen sırtlarını çevirmeleri çok garipti” dedi.
Çin’deki Müslüman bir azınlık grubu olan Uygurların, ülkenin kuzeybatısındaki Sincan özerk bölgesinde Çinli yetkililer tarafından artan baskıya maruz kaldıkları bildiriliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2016 yılından bu yana Çin’in “yeniden eğitim kamplarında” tutuklandığı Uygurların sayısının en az bir milyon olduğunu söylüyor. Sherman, Çin’in Uygur halkını büyük ölçüde baskı uyguladığını iddia etti. “Çin hükümeti, son günlerdeki bir BM toplantısında da belirtildiği gibi, Sincan’ı gizli bir insan hakları olmayan büyük bir gözaltı kampına dönüştürdü.”
Bir Kongre komitesi önünde ifade veren Uygur İnsan Hakları Projesi’nin yönetim kurulu başkanı Nuri Türkel, Pakistan’ın Çin’le iş birliği yapan korkunç bir tarihi olduğunu söyledi. Türkel, Malezyalı lider Enver İbrahim’in geçtiğimiz günlerde Uygurların insan hakları ihlalleri konusunda endişelerini dile getiren tek Müslüman lider olduğunu bildirdi.
Türkel, “Pakistan, Pakistan vatandaşı Uygurları susturmak için çabalayan Çin’e çok destek oldu.” dedi.
“Körfez ülkeler, özellikle de BAE ve Mısır, Uygur öğrencilerin sınır dışı edilmesine ilişkin çeşitli medya organları tarafından da yayınlanan korkunç bir sicile sahiptir. Malezyada, bir önceki yönetim tarafından da bazı Uygurlar sınır dışı edildi” dedi.
Kongre üyesi Ted Yoho, Çin ordusu 1949 yılında işgal yoluyla Sincan’ı yeni Çin’e kattığını dile getirdi.
O yine şöyle belirtti: Bugün [Komünist] Parti, doğrudan doğruya tamamen kurgu ürünü olan yöntemleri kullanarak Sincan’daki farklılıkları ortadan kaldırmaya çalışıyor. Yetkili makamlar bölgeyi yüksek teknolojili askeri bir devlete dönüştürdüler. Normal insanları yaygın gözetime tabi tutmak için A.I. yüz ve ses tanıma sistemleri hatta zorla genetik örnekleme dahil en son teknolojiler kullanmaktadır.
Sherman, Ortadoğu ülkeleri tarafından geri gönderilen Uygurların uluslararası yükümlülükleri ihlal eden işkencelere maruz kaldığını söyledi. Kongre üyesi Dana Rohrabacher, Uygurları desteklemekle birlikte, Myanmar’da “Müslümanların katledilmesinin” arkasında da Çin hükümetinin parmağı olduğunu iddia etti.
“Çin’deki Müslümanları önemsiyoruz. Burma’dakileri de önemsiyoruz” dedi.
Kaynak: İndianexpres

Araştırmacı Shawn Zhang, Nisan 2017 öncesi ve bugünün uydu görüntülerini karşılaştırarak Çin rejiminin toplama kamplarının nasıl inşa edildiğini ve genişletildiğini gözler önüne serdi.
Doğu Türkistan Özerk Bölgesi’nde yıllardır yürüttüğü asimilasyon çalışmalarıyla bölgeyi cezaevine çeviren Çin yönetimi, 2017’den itibaren toplu gözaltı, izinsiz gözetim, siyasi telkin ve zorunlu kültürel dönüşüm uygulamalarını yoğunlaştırdı. 2017’de ‘eğitim yoluyla dönüştürme’ adı altında açılan toplama kamplarında tutulan sivillerin sayısı 1 milyonu geçti. İtiraz hakkının bulunmadığı ‘siyasi eğitim kampları’nda tutulanlara fiziki ve psikolojik işkence uygulanıyor. Saat ayarını değiştirme, uzun sakal bırakmak, namaz kılmak, oruç tutmak gibi bahanelerle kamplara gönderilenler ancak ‘yeterince dönüştüğü’ne kanaat getirilirse serbest bırakılıyor.

(Aksu ilinde yer alan başka büyük toplama kampı)
İSLAM DÜNYASI DUYARSIZ
Son olarak Uluslararası Af Örgütü’nün (UAÖ) bir raporla dikkat çektiği Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerini dünya sessizce izliyor. Çin’le ticari ilişkileri nedeniyle Avrupa ülkeleri ve ABD, BM gibi platformlarda konuyu gündeme getirmiyor. Uygur Türklerine yönelik asimilasyon ve baskı politikalarına İslam dünyası da sessiz. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Arakan ve Suriye’deki ihlallerle ilgili duyarlılığı Doğu Türkistan için göstermiyor.

(Doğu Türkistan’ın kuzeyinde yer alan Kızılsu Kırgız Özerk İline bağlı Atuş ilçesindeki devasa toplama kampı)
AİLELER PARÇALANIYOR:
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ile Uluslararası Af Örgütü’nün (UAÖ) son raporlarında Doğu Türkistan’da giderek artan baskı ve işkencelere dikkat çekildi. Raporlarda yüz binlerce ailenin kamplar nedeniyle parçalandığı, eski hayatlarına dönemedikleri vurgulandı. HRW’nin 117 sayfalık çalışmasında giderek artan ölçüde yaygınlaşan sistematik baskı ve işkenceler gözler önüne serildi.

(Atuş’ta ilçesinde yer alan yukarıdaki toplama kampının yanına yeni bir toplama kampı daha inşa edilmiş.)
ÇİN YASASINDA BİLE SUÇ DEĞİL
Siyasi eğitim kamplarındaki tutuklular herhangi bir işleme tabi tutulmaksızın- suçlamasız ve mahkemesiz – hapsediliyor. Avukatlar ve aileleri ile iletişime geçmelerine izin verilmiyor.
(Aşağıdaki toplama kampı Doğu Türkistan’ın Hotan iline bağlı Karakaş ilçesinde yer alıyor. Bu kapasitesi az olan toplama kamplarından…)

Bu kamplara yabancı ülkelerle, özellikle de “26 hassas ülkeden” (Türkiye de dahil) oluşan listede yer alan ülkelerle bağlantıları (ziyaret ettikleri veya ziyaret eden akrabalarının var olması gibi) olduğu için insanlar gönderilebiliyor. Doğu Türkistanlılar bu kamplarda, WhatsApp gibi yabancı iletişim araçlarını kullandıkları için, ayrıca kimliklerini ve dinlerini barışçıl bir şekilde ifade ettikleri için tutuluyorlar ancak hiçbiri Çin yasalarına göre dahi suç değil. Siyasi eğitim kamplarında aylarca kalmış bir adam İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne şunları anlattı:

(Kaşgar vilayetindeki Yenişehir ilçesindeki toplama kampı ise böyle tespit edildi)
“Yetkililere avukat tutabilir miyim diye sordum; bana ‘Hayır, çünkü senin hakkında bir suçlama yok. Kendini herhangi bir suça karşı savunmak zorunda değilsin. Burada siyasi eğitim kampındasın. Burada tek yapman gereken çalışmaktır’ dediler.” İnsanlar, sürekli ve ısrarlı bir siyasi beyin yıkama sürecine maruz bırakılıyor. Sürekli tekrar eden bir düzende bayrak çekme törenlerine, siyasi veya ihbar alma toplantılarına ve Mandarince “gece okulları”na katılmaya zorlanıyorlar. Yetkililer, daha önce emsali görülmemiş kontrollerle İslam dinini etkili bir biçimde yasaklamış durumdalar.

“ARTIK UYUYAMIYORUZ”
UAÖ’nün raporunda da mağdurların çarpıcı anlatımlarına yer verildi. Onlardan biri de Kazak öğrenci Bota Hüseyin’in babasının başına gelenler: “Moskova Devlet Üniversitesi’nde okuyan Kazak öğrenci Bota Hüseyin, babası Hüseyin Sagambay ile en son Kasım 2017’de WeChat’te konuştu. Esasen Sincanlı olan ailesi, 2013’te Kazakistan’a yerleşmişti.
Bota’nın babası 2017 sonlarında bir doktora görünmek için Çin’e geri döndü, ancak yetkililer Sincan bölgesine vardığında babasının pasaportuna el koydu. Bota daha sonra akrabalarından babasının ‘siyasi eğitim kampına’ gönderildiğini öğrendi. Sincan’daki akrabaları Bota ile tekrar iletişim kurmalarının onları zan altında bırakabileceğinden o kadar korkuyorlardı ki, babası kampa gönderildikten sonra Bota ile iletişimi kestiler. Bota, yaşadıklarını şöyle anlattı:
‘Babam sıradan bir vatandaş. Gözaltına alınmadan önce mutlu bir aileydik. Birlikte gülüp eğlenirdik. Artık gülemiyoruz ve geceleri uyuyamıyoruz. Her gün korku içinde yaşıyoruz. Bu durum annemi çok yıprattı. Babamın nerede olduğunu bilmiyoruz. Hala hayatta olup olmadığını bile bilmiyoruz. Babamı yeniden görmek istiyorum.’”
Kaynak: Karar
Kaynak: Uzaydan Bile Görünüyor Ama Dünya Çin’deki Zulme Gözünü Kapamış
AP’nin bu haftaki Genel Kurulunda, AB’nin Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na (UNRWA) desteği, Yemen’deki son durum, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Kazak ve Uygurların toplu bir şekilde ve keyfi olarak tutuklandığı iddiaları da ele alınacak diğer gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği, Doğu Türkistan işgalinin 69. yıl dönümü dolayısıyla bir basın açıklaması yayınladı. Açıklamada, ’69 yıldır öz vatanımızda esaret altında yaşamak zorunda olduğumuz kara tarihin başlangıcı, zalim Çinlilerin bayram olarak kutladığı, kutlamalara katılmayan kardeşlerimizin hücrelere tıkıldığı kara gün…’ ifadeleri yer aldı.
Bugün Doğu Türkistan’da Çin zulmünün başladığı işgalin 69. yıl dönümü. İşgalin seneyi devriyesinde Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği, basın açıklaması yaptı.
İŞTE O BASIN AÇIKLAMASI
Doğu Türkistan işgalinin 69 yıl dönümü Basın Açıklaması.
1 Ekim 1949; Biz Doğu Türkistanlıların kara tarihi, vatanımızın işgalinin ilan edildiği, 69 yıldır öz vatanımızda esaret altında yaşamak zorunda olduğumuz kara tarihin başlangıcı, zalim Çinlilerin bayram olarak kutladığı, kutlamalara katılmayan kardeşlerimizin hücrelere tıkıldığı kara gün…
Bundan tam 69 yıl önce Mao’nun Kızıl idaresi, kadim Türk-İslam beldesi can Doğu Türkistanımızı Komünist Çin idaresine bağladığını resmen açıklamış ve bu tarihten 6 sene sonra yani 1955 yılında “Sincan Uygur Özer Bölgesi”nin kurulduğunu dünyaya ilan etmişti. Geçen 69 senede zulmün her çeşidine maruz kalan halkımız, her yönüyle asimile edilmeye çalışılmış, asimile edilemeyenler hapishanelere tıkılmış, fırsatını bulabilenler ise hicret edip hür dünyaya çıkmıştır. 69 yıldır yaşanan haksızlıkları liderlerimiz hür dünyaya anlatmak için gecelerini gündüzlerine katmış, haklı davamızda bayraktarlık nesilden nesile devam ettirile gelmiştir. Biz ne 1 Ekimleri unuttuk ne 5 Şubat ne 5 Nisan ne 5 Temmuz ne de son 2 yılı aşkın süredir vatanımızda yaşanan insanlık dışı uygulamaları. Unutmanın tükenmek olduğunu ise hiç mi hiç hatırımızdan çıkarmadık.
2016 yılı Mart ayından bu yana Doğu Türkistan’da yaşanan gelişmeler insanlık adına utanç verici bir hal almıştır. Yurt dışında ikamet eden Doğu Türkistanlıları tehdit, şantaj ve korkutma ile başlayan bu süreç, Doğu Türkistan’a dönmeyen vatandaşlarımızın yakınlarının hapse atılmasıyla devam etmektedir. Yaşanan sürece müdahale edilmediği takdirde tarihe “2. Endülüs Vakası” olarak geçecek gelişmelerle karşı karşıya kalacağımız açıktır.
Son iki yılı aşkın süreçte resmi rakamlara göre 1 milyonu, gayri resmi rakamlara göre ise 3 milyonu aşkın insanımız “terbiye kampları” adı altında hapse atılmış, “kardeş aile projesi” adı altında Çin istihbarat elemanları, erkekleri hapse atılan ailelerimizin evlerine yerleştirilerek birlikte yaşamaya zorlanmış, genç kızlarımız Çinli erkeklerle evlendirilmeye mecbur bırakılmış, Ramazan ayında ise iş daha da ileriye götürülerek insanlarımız gündüz vakti içki içmeye zorlanmıştır. Doğu Türkistan ile dışarıdan irtibat kurmak, telefonla görüşmek imkânsız hale gelmiştir. İrtibat kuranlar direkt hapse atılmakta, hapse atılanların akıbetinden ise haber alınamamaktadır. Hapishanelerde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın naaşlarına ise aylar sonra ulaşılabilmektedir.
Anlaşılan o ki komünist, faşist ve dünya tarihinin en iğrenç emperyal devleti Çin, halkımızı tamamen yok etmeden, vatanımızın adını haritalardan silmeden bu yaptıklarından vazgeçmeyecektir. Dilimizi, kültürümüzü, dinimizi ve milli kimliğimizi 69 senedir yok edemeyen Çin, önümüzdeki 20 yıllık süreçte bu konuyu tamaman tarihin tozlu raflarına kaldırma yemini etmişçesine harekete geçmiştir. Müslüman genç kızlarımızın dinsiz Çinlilerle zorla, gözyaşları içerisinde evlendirilmelerine hangi vicdan rıza gösterebilir? Benzer muamele sizin evlatlarınıza reva görülse vereceğiniz tepkinin sadece %1’ini beklemek hakkımız değil midir?
Birleşmiş Milletlerin çağrısı gelinen noktayı anlamak açısından önemlidir. Amnesty, HRW gibi insan hakları izleme örgütlerinin raporları gözler önündedir. Azizi Türkiyemize onca düşmanlık ettiğine şahit olduğumuz ülkelerin yetkililerin kendi ülkelerinin çıkarları için dahi olsa Çin’e tepki koyması bir nevi hakikatin haykırılmasıdır. Malum ülkelerin kara kaşımıza kara gözümüze hayran olup meseleyi gündeme taşımadığının da farkındayız ama anlayışla
karşılanmalıdır ki tek dişi kalmış batı bile Can Doğu Türkistanımızda yaşanları dile getirirken, Türk-İslam dünyasının sessizliği bizleri kahretmektedir. Liderlerimiz bizlere “Aziz Türkiyemizin âli menfaatleri her şeyin üzerindedir” dedikleri gibi, haklı davamızı ifade edecek cümlelerimizi dokuz defa düşünüp bir defa söylerken, canımızdan daha çok sevdiğimiz Türkiyemizin sessizliği bizleri kahretmektedir. Bengal ve Hindistan ve bir nevi Çin’in peyki durumuna gelmiş Pakistan Müslümanlarının avazlarını unutmamız mümkün değildir. Kazakistan Devletinin Çin’e verdiği notayı da unutmamız mümkün değildir. Ama bilinmesini isteriz ki İslam İşbirliği teşkilatı başta olmak üzere dut yemiş bülbüle dönen islam dünyası devlet ve teşkilatlarını da unutmayacağız.
Kıymetli Basın mensupları;
Her Doğu Türkistanlının ikinci vatanı üzerinde yaşama, ekmeğini yeme, suyunu içme bahtiyarlığına erdiğimiz yer aziz Türkiyemizdir. Aziz Türkiyemizin elimizi geçmişte olduğu gibi bırakmayacağına, haklı davamızda hakkımızı savunacağına dün olduğu gibi bugün de inanmak istiyoruz. Bu dünyada cehennemi yaşamakta olan halkımızın inancı, Aziz Türkiyemizin her zaman haklı ve mağdurun yanında, zalimin de karşısında olduğu gerçeğidir. Buradan devlet yetkililerimize seslenmek istiyoruz; Hakk için, adalet için, din için, millet için, vedahi insanlık onur ve şerefi için… Elimizi açtık, kolumuzu uzattık, mağduruz, mazlumuz, Türküz, Müslümanız, TUTUN ELİMİZDEN! diye buradan haykırıyoruz.
Bununla beraber zalim Çin de aklından hiç çıkarmasın ki; Moyonçor Kağandan bu güne Hoca Niyaz hacıların, Sabit Damollamların, Mahmut Muhitilerin, Alihan Töre Sagunilerin, Ahmetcan Kasimilerin, Mesut Sabri Baykozilerin, Mehmet Emin Buğraların, İsa Yusuf Alptekin beylerin, Barat Hacimların, Abdulhekim Mahsumların diktiği filizler daha asırlar geçse de meyve vermeye devam edecek, bağımsızlık özlem ve kararlılığımız her geçen gün alevlenerek büyüyecektir.
Doğu Türkistan’da bütün bu gayri insanı muameleye tabi tutulan halkımızın durumu biz Doğu Türkistanlıları derin endişelere sevk etmekte, dahası Çin’e karşı nefret duyguları gittikçe kabarmaktadır.
Aziz Türkiye’mizin içinden geçmekte olduğu bu kritik süreçte, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Devletimizi sıkıntıya sokmadan, Doğu Türkistan’da yaşananlar üzerinden oluşturulan ve ajite edilen söylemlerle vatandaşlarımızın galeyana gelerek devletiyle karşı karşıya kalmasını hiçbir Doğu Türkistanlı gibi bizler de arzu etmemekteyiz.
Bilinmesini isteriz ki; her Doğu Türkistanlı Doğu Türkistan’da yaşanan gayri insani durumlara karşı aynı hissiyatı yaşamaktadır. Doğu Türkistan davası için Aziz Türkiyemizin âli menfaatleri her şeyin üzerindedir. Bununla beraber Doğu Türkistanlılar olarak problemlerimizi dile getirme, çözüm notasında ısrarcı olma veya Devlet ricali, kurum ve kuruluşlarıyla irtibat halinde gerekli görüşme, fikirlerimizi beyan etme ve nümayişler, tv programları, basın açıklamaları tertip ederek kamuoyu oluşturma çabalarımızda bundan sonra da ısrarcı olacağımızı, kanunen her türlü hukuki haklarımızdan istifade ile bundan sonra da meselenin çözümü noktasında daha ciddi adımlar atacağımızın bu vesile ile bilinmesini isteriz.
Bu bağlamda her ne kadar Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dışı uygulamalar yüreğimizi yaksa da Türkiye’de ikamet eden Doğu Türkistanlıların ve Türk Vatandaşı olan kardeşlerimizin dini ve milli hissiyatının provoke edilmesini tasvip etmediğimizin de bilinmesini isteriz. Doğu Türkistan’daki sıkıntıların giderilmesine dair Hükümetimizin ciddi adımlar atacağına olan inancımızı muhafaza ediyoruz. Bununla beraber Doğu Türkistan’da yaşananları yakinen takip ettiğimizi, Çin devleti başta olmak üzere ülkemizdeki işbirlikçilerini de buradan uyarıyoruz. Yapılan insanlık dışı devlet terörüne derhal son verilmelidir. Doğu Türkistan halkının daha fazla tahrik edilmemesi temennimizdir. Yapılan zulüm artık halkımızı patlama noktasına getirmiştir ve her an bölgenin karışma ihtimali artmaktadır. Sonuç olarak olası bölgenin karışması halinde yangın kolay kolay söndürülemeyecektir. Konu hassasiyetini kamuoyu ve Devletimizin ilgili birimlerine buradan ilan ediyoruz.
Saygılarımızla,
Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği adına
Hidayet OĞUZHAN
Kaynak: Timeturk
1 Ekim Çin’in Doğu Türkistan ‘ı işgalinin 69. yıl dönümü dolayısıyla Sarıyer’deki Çin İstanbul Başkonsolosluğu önünde protesto eylemi yapıldı.
Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği’ne bağlı, aralarında kadın ve çocukların da olduğu yaklaşık 3 bin Uygur Türkü öğle saatlerinde Tarabya Sahilden Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu’na doğru yürüyüşe geçti.

ARTIK BİZİDE GÖRÜN İSTİYORUZ.
Başkonsolosluğun bulunduğu Sokağı’n önünde polis, bariyerleri kapatarak yoğun güvenlik önlemi almıştı. Çin aleyhine sık sık sloganlar eşliğinde Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği adına basın açıklaması yapan Birlik başkanı Hidayet Oğuzhan, 1 Ekim 1949’un Doğu Türkistanlılar’ın, Çin Devleti tarafından öz vatanlarında esaret altında yaşamak zorunda bırakıldıkları kara tarihin başlangıcı olduğundan bahsederken Başta Türkiye olmak üzere Türk ve İslam Alemine seslenerek ‘’ Görmezden geldiğiniz 35 Milyon Müslüman Türklere sahip çıkın! Sahip çıkın ki yapılan insanlık dışı cinayetlere ve devlet terörüne derhal son verilsin” diye konuştu.

”POLİS ABİ YOL VER! KARDEŞİMİN KATİLİNE İKİ ÇİFT LAFIM VAR”
Basın açıklamasının ardından sevdikleri Çin mezalımı tarafından katledilen bazı kişilerin başkonsolosluğa yürümek istemesi gerginlik yarattı. Polisin müdahalesi ile eylemciler konsolosluk önünden uzaklaştırıldı.


Kaynak: Turkistanpress




























