İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Uygur Haber

Çin kollarını işkenceye açıyor

Sabah gazetesinden Göksan Göztaş, Pekin’den Kazakistan sınırına kadar yaptığı gezisini “Çin kollarını Türkiye’ye açtı” başlığıyla 4 Kasım’da Sabah gazetesinde yayınladı. Yazıda, Doğu Türkistan’daki Çin zulmünden bahsedilmemesine…

Çin, Doğu Türkistan’da Şimdilik Kültür Soykırımı Yolunu Tuttu, ya sonra …

Bir kavmi öldürmeden yok etmek çok pahalıdır, ancak Pekin bu bedeli ödemeye istekli görünüyor. Doğu Türkistanda dehşetleri devam etmektedir. Milyonlarca insan kamplarda tutuklu bulunmaktadır. Her aileye memur yerleştirilmiştir. kontrol noktaları yaygın, her cihaza casus yazılımları yüklenmiştir.

Toplu gözaltı kampları “mesleki eğitim” değil, cezalandırma mekanlarıdır

Uluslararası Af Örgütü, Çin’in kuzeyindeki Sincan Uygur Özerk Bölgesi valisinin, çoğunluğu Müslüman neredeyse bir milyon kişinin gözaltında tutulduğu kampları “ücretsiz mesleki eğitim” merkezleri olarak tanımlaması üzerine bir açıklama yayımladı.

Uluslararası Af Örgütü Çin Araştırmacısı Patrick Poon, yaptığı açıklamada “Valinin açıklamaları mevcut kanıtları hiçe saymanın yanı sıra, kamplarda acı çeken insanlara ve kayıpların ailelerine hakaret niteliği taşıyor. Neredeyse bir milyon kişi keyfi olarak gözaltında tutulurken hiçbir manevra Çin yetkililerinin Sincan (Doğu Türkistan) Bölgesi’nde sistematik baskı uyguladığı gerçeğini gizleyemez” dedi. Poon, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Toplu gözaltı kampları esas olarak öğrenme merkezleri değil, cezalandırma ve işkence mekanlarıdır. İnsanların dövüldüğüne, yiyecekten mahrum bırakıldığına ve tecritte tutulduğuna ilişkin tutarlı haberler geliyor. Bu durum, neredeyse bir milyon insanın hayatı üzerinde yıkıcı etkiler yaratıyor. Yetkililerin Sincan (Doğu Türkistan) Bölgesi’nde gerçekten neler yaşandığıyla ilgili dürüst olmasının zamanı geldi.”

Arka Plan:

Çin hükümeti, Sincan (Doğu Türkistan) Bölgesi’ndeki Uygurlara, Kazaklara ve çoğunluğu Müslüman diğer etnik gruplara yönelik toplu gözaltı, izinsiz gözetim, siyasi telkin ve zorunlu kültürel asimilasyon politikalarını geçen yıl boyunca daha da yoğunlaştırdı. Gözaltına alınanların çoğunun ailelerine sevdiklerinin akıbeti hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Aileler ise çoğu zaman seslerini yükseltmeye korkuyor.

“Aşırılıkla Mücadele Düzenlemesi”nin kabul edildiği Mart 2017’den bu yana, Sincan (Doğu Türkistan) Bölgesi’nde kamplara kapatılan ve çoğunluğu Müslüman olan etnik grupların sayısı hızla artıyor. Düzenlemeye göre “normal” olmayan sakal bırakmak, peçe veya başörtüsü takmak, namaz kılmak, oruç tutmak, alkol almamak ya da İslam veya Uygur kültürüyle ilgili kitaplar veya yazılar bulundurmak da dahil olmak üzere dini veya kültürel aidiyetin açık veya hatta özel alanda sergilenmesi “aşırılık” olarak değerlendiriliyor.

Çalışma veya eğitim amacıyla özellikle Müslüman nüfusun ağırlıklı olduğu ülkelere gitmek ya da Çin dışında yaşayan insanlarla iletişim kurmak da insanları şüpheli konumuna düşüren temel sebepler arasında bulunuyor.

Kaynak: Uluslararası Af örgütü

Türk Ocakları’nın Doğu Türkistan’daki Hakkında Basın Açıklaması

Türk Ocakları Genel Merkez Yönetimi ve Şube Başkanları, 27-28 Ekim 2018 tarihlerinde Ankara’da toplandı. Ülke ve millet meseleleri hakkında istişarelerde bulunuldu ve Doğu Türkistan konusu dahil önemli bazı hususların Türk milletine arz edilmesine karar verildi. Doğu Türkistan konusu şöyle arz edildi:

“Son yıllarda Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türklerin temel insan hakları, Çin Hükumeti tarafından ihlal edilmekte; yüz binlerce insan, sözde “yeniden eğitim” adı altında toplama kamplarında tutulmaktadır. Türk Hükumeti ve Birleşmiş Milletlerin, Doğu Türkistan’da yaşanan 21. Yüzyılın en sistematik soykırımı karşısında Çin Hükumeti nezdinde gerekli girişimleri yapmasını bekliyoruz” (larende, Karaman gündem).

Ertesi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı günü, Merkezi Ankara’da bulunan Türk Ocakları Genel Merkezinde Türk Ocakları genel başkanı prof.Dr. Mehmet Öz’ün önderliğinde Doğu Türkistan’da insan hakları ihlali ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. (gökbayrak)

Doğu Türkistan Dernek Başkanları ve Temsilcileri, ayrı ayrı konuşmalar yapmış ve Doğu Türkistan Türklerinin çektiği acılar resimlerle, videolarla tüm basın önünde ortaya konmuştur.

Aynı gün farklı illerdeki Türk ocakları şube başkanları da Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri hakkında açıklama yaptılar: Türk Ocakları Karaman Şube Başkanı Yunus Turan, Çin’in “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırdığı Doğu Türkistan’da, son yıllarda meydana gelen insan hakları ihlalleri ve 21. yüzyılın en zalimane, aynı zamanda sistematik soykırımı hakkında basın açıklaması yaptı. (Karaman gündem)  Türk Ocakları Alanya Şubesi Başkanı Hasan Peker, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri hakkında açıklamada bulundu. (gazete Alanya) …..

TÜRK OCAKLARI GENEL MERKEZİNİN DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

Sayın Basın Mensupları,

Bugün burada, Çin’in “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırdığı Doğu Türkistan’da, son yıllarda meydana gelen insan hakları ihlalleri ve 21. yüzyılın en zalimane, aynı zamanda sistematik soykırımı hakkında, Doğu Türkistan Türklerinin ülkemizdeki sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla sizlere açıklama yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz.

Bilindiği gibi, Doğu Türkistan, Ekim 1949’da Rusların yardım ve yataklığı sonucunda Çin Komünist Partisi yönetimince işgal edilmiştir. 1955’te Çin tarzı otonom bölgeye çevrilen Doğu Türkistan, sonu gelmez yasak, zulüm ve işkencenin uygulandığı bir sömürge bölgesine dönüştürülmüştür.

“Türkistan” ve “Türk” adlarının yasaklanmasıyla başlayan zulüm, “Yerli Milliyetçilikle Mücadele”, “Pantürkizm ve Panislamizmle Mücadele”, “Derebeyleri ve Zenginlerle Mücadele”, “Sovyet İşbirlikçileriyle / Revizyonistlerle Mücadele” adlarıyla devam etmiş; ardından on yıl süren Kültür Devrimi dönemindeki akıl almaz, sistemli zulüm ve Çinlileştirme, Mao’nun ölümüyle kısmi olarak son bulmuştur.

Uygur Türkleri, Çin’deki “Reform ve Açılım” sürecinde, özellikle 1980-1990 yılları arasında nispeten rahat nefes alma ve kendine gelme fırsatını yakaladıysa da Sovyetler Birliği’nin parçalanması ve soğuk savaşın sona ermesiyle Doğu Türkistan’da, zulüm ve işkence devri geri gelmiştir.

1994-2010 arasında bölgenin tek mutlak hâkimi olan Wang Leçuan, Çin’in yürürlükteki anayasası, özerk bölgeler yasası, din-inanç yasası ve dil-yazı yasalarını rafa kaldırmış; tamamen kendi inisiyatifi ile Uygur Türklerine yönelik en sistematik, en acımasız ve tavizsiz eğitim, kültür, ekonomi ve sosyal politikaları uygulamıştır.

Bu uygulamalardan bazıları şunlardır:

1. İslamiyet’in kamusal ve özel alanlardan çıkartılması, din öğretiminin resmî ve özel olarak yasaklanması.

2. Uygur Türkçesinin özerk bölge yönetimi, eğitimi ve sosyal-kültürel alandaki resmî dil statüsünün iptal edilmesi ve Mandarin Çincesinin dayatılması; Çince konuşamayan ve yazamayanların işten çıkartılması.

3. Doğu Türkistan kırsallarındaki evlenme çağına gelmiş, 16-22 yaşlarında Uygur kızlarının devlet zoruyla Çin’in doğusundaki sanayi bölgelerine köle işçi olarak götürülmesi.

4. Yurt içi ve yurt dışına seyahatin zorlaştırılması, özellikle yurt dışına çıkışların zaman zaman imkânsızlaştırılması.

5 Temmuz 2009’daki Urumçi Soykırımı sonrasında, Çin Komünist Partisi iktidarı, bölgedeki zulmün dozunu sürekli arttırmış; Wang Leçuan’ın yerine atanan Zhang Çunşian, selefini aratmayacak uygulamaları hayata geçirmiştir. Köylerde kurduğu zorunlu anaokullarında Çince eğitim vererek Uygur çocuklarını ana dil ve Türk kültüründen tamamen kopartma yoluna gitmiştir.

Ağustos 2016’de, bölgeye Çin Komünist Partisi yetkilisi olarak atanan Chen Çuanguo ise, “Aşırılıkla Mücadele” adı altında Uygur Türklerinin bütün kesimlerini hedef almıştır. Ekim 2016’dan itibaren Uygurların pasaportları toplatılmış; Ocak 2017’den itibaren yurtdışında yaşayan, okuyan, ticaretle meşgul olan Uygur Türklerinin Çin’e dönmesi için Doğu Türkistan’daki aile fertlerini rehin alarak veya onların yanında telefondan arayarak tehdit ve şantaja başlamıştır.

Chen Çuanguo tarafından bölgede uygulanan “Izgara Tarzı Toplum Yönetimi” stratejisi, bölgeyi tam bir polis ve şiddet devletine çevirmiş; Uygurlar nefes alamaz hâle gelmiştir.

Bu süreçteki uygulamalardan bazılar şunlardır:

1. “Çifte-Bağlantılı Hane Sistemi” ile evlerin birbirlerini gözetlemek ve “güvenlik konuları” hakkında görevlilere rapor vermek üzere 10’lu gruplara ayrılması.

2. Merkezî ve mahallî görevlilerin, iletişim araçlarına yerleştirdikleri programlar ile sürekli denetleme ve gözetlemede bulunması.

3. Cep telefonu, bilgisayar ve internet kullanıcılarının “yasadışı dinî içerik, millî ve kültürel içerik” açısından izlenebilmesi için cihazlara casus yazılımı yükleme zorunluluğu getirilmesi.

4. İhbar ve ödüllendirmenin tesis edilmesi.

5. “Fazla” ve “kullanılmayan” cami ve mescitlerin yıkılması.

6. “Kardeş aile” uygulamasının başlatılması. (Bu uygulama kapsamda, 2017 yılında 100 bin Çinli memur, Doğu Türkistan’ın kırsal bölgelerindeki ailelerin evlerinde kalmıştır. Bu uygulama hâlâ devam etmektedir.)

Yasaklara uymayanlar, yeterli derecede uyumlu olmadığına kanaat getirilenler, son on yıl içinde yurtdışına gidip gelenler, yurtdışı ile herhangi bir şekilde bağlantısı olanlar, aile geçmişinde Çin karşıtı eylem veya söylemlerde bulunanlar “Yeniden Eğitim Merkezleri” denilen Çin tarzı “Nazi Kampları”na gönderiliyor. Bu kamplara gönderilenler, başlangıçta tamamen Uygur Türklerinden oluşsa da daha sonra Kazak ve Kırgız Türkleri de dâhil edilmiştir. Başta Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Komisyonu olmak üzere en güvenilir kaynaklar, günümüzde Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygur Türkü nüfusunun en az %10’unun kamplara kapatıldığını belirtmektedir.

Konuyla ilgili ilk akademik raporu hazırlayan Adrian Zenz‘e göre, yaygın olarak üç çeşit kamp uygulaması vardır.

Bu kamplar şunlardır:

1. Çinceyi bilmemekten başka “suç”u bulunmayan, okuryazar olmayan çiftçi ve esnafın kapatıldığı “Eğitim Merkezleri Aracılığıyla Toplu Öğretimle Dönüştürme Kampı”.

2. Evinde dinî kitap veya dini çağrıştıran nesne; telefonunda, bilgisayarında dinî veya “ayrılıkçı” içerik bulunduranların kapatıldığı “Hukuk Sistemi Okulları”.

3. Ülke dışında eğitim alanlar, bir şekilde yabancılarla bağ kuranlar, yurtdışına resmî veya gayriresmî seyahat edenler ve yurtdışında akrabası olanların en kötü muameleye tabi tutuldukları “Rehabilitasyon Merkezleri”.

Tutuklular, İslam’ı reddetmeye, kendilerini ve sevdiklerini durmaksızın eleştirmeye, hakaret etmeye ve partiyi ve Çinliliği yüksek sesle övmeye zorlanıyorlar. Beyin yıkama haricinde tecavüze, helal olmayan yemeklere, içki içmeye zorlanıyorlar. Özellikle genç erkekler öldürülme, tıbbi deneye tabi tutulma ve iç organlarının çalınması gibi vahşi cezalandırmalara maruz kalmaktadır. İtaatsizlik edenlere ise saatlerce ayakta durma, tecrit etme, yemek vermeme, demirden elbise giydirme, kafasını buzlu suya sokma gibi işkenceler uygulanmaktadır.

İnsan hakları örgütlerinin verilerine göre, Nisan 2017’den beri kaybolan veya “Çin Nazi Kampları”nda tutulan tanınmış Uygur Türkü aydınlarından 231’inin bilgilerine ulaşılmıştır. Bunların içinde tutuklu iken ölen veya öldürülen bilim insanlarının olduğu da bildirilmiştir.

Çin’in, Doğu Türkistan’da uzun süredir “terörizm ve dinî aşırılık” bahanesiyle devam ettirdiği bu ırkçı tutumundan, insan hakları ve inanç hürriyeti kısıtlamalarından ve “yeniden eğitim kampları” adıyla açık hava hapishanesi şeklinde kurduğu çağdaş Nazi işkence kamplarından bir an önce vazgeçmesi, yasadışı bir şekilde gözaltında tuttuğu bir milyondan fazla Müslüman Türk soydaşımızı serbest bırakması çağrısında bulunuyor; başta Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticileri olmak üzere uluslararası toplumu bu konuda duyarlı davranmaya, konuyu gündeme getirmeye ve çözüm üretmeye davet ediyoruz.

Bu şekilde devam etmesi hâlinde, emsali görülmemiş bir soykırıma dönüşecek olan bu uygulama ve baskıların gündeme getirilmesi, asla Çin’in iç işlerine karışmak olarak değerlendirilmemeli; ekonomik ve stratejik işbirliği düşünülerek milyonlarca Müslüman Türk’ün, tüm dünyanın gözü önünde asimilasyona uğramasına izin verilmemelidir.

Bağımsız uluslararası kuruluşların da teyit ettiği bu baskı ve zulümleri kınıyoruz. Eğer Çin Hükûmeti Türkiye ve diğer Türk devletleri ile Kuşak Yol Projesi de dâhil, sağlıklı ilişkiler kurmak istiyorsa Türk devletlerinin yetkilileri Çinlilere, Doğu Türkistan Türklerinin kimlik haklarına saygı göstermesi gerektiğini, uygun diplomatik dil ve politikalarla göstermek zorundadır.
Kamuoyuna saygı ile arz ederiz.

kaynak: gökbayrak, Karaman gündemgazete Alanyalarende, Türk ocakları

Çin’in Uygur Türklerini hapsettiği kamplar yakından görüntülendi

Çin’in Uygur Türklerini baskı altında tutabilmek için geliştirdiği toplama kampları ilk kez bu kadar yakından görüntülendi. Eğitim merkezi adı altında faaliyet gösteren merkezlerin hapishaneden farkı yok.

BBC’nin ulaştığı yeni uydu görüntülerinden yola çıkarak hazırladığı videoda, bir futbol sahası ve etrafındaki alan kullanılarak oluşturulan tesis, uzmanlar tarafından dünyanın en büyük gözaltı merkezlerinden biri olarak adlandırılıyor.

Haberinde milyonlarca Müslüman Uygur Türkünün Sincan (Doğu Türkistan)’da yargılanmadan zorla alıkonulduğunu aktaran BBC, bölgedeki güvenliklik hapispahen tesislerinin sayısının son iki yılda iki kattan fazla arttığını da işaret etti.

BBC’den John Sudworth imzasıyla yayımlanan videoda, eğitim merkezinin etrafında konuşlanan güvenlik görevlileri çekim yapmalarına izin vermiyor. Sodworth’un bir genç kızla röportaj yapma girişimi de başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Uluslararası toplumun sessiz kaldığı Sincan (Doğu Türkistan)’da, son yıllarda baskı ve zulüm artarak devam ediyor. İstismar ve aşağılama iddialarının ayyuka çıktığı bölgede zorla tutulan Müslüman Uygur halkı, gizli hapishanelerde zorla tutuluyor.

Kaynak: karar

Uygur Türklerinin tutulduğu kamplar ‘cephanelik’ gibi

Çin’de Müslümanlara kamplarda işkence yapıldığı iddiaları sonrası gözlerin çevrildiği Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki merkezlerde ‘cephanelik’ gibi emniyet malzemesi toplandığı iddia edildi.

Pekin’in mesleki eğitim verildiğini savunduğu kamplardan sorumlu yerel yönetimin bu yılın başında 2 bin 768 polis copu, 550 elektro şok cihazı, bin 367 çift kelepçe ve 2 bin 792 kutu biber gazı satın aldığı ortaya çıktı.

Fransız haber ajansı AFP’ye göre, ihale ve bütçe resmi çalışma raporları gibi kamuya açık hükumet belgelerinden elde edilen bilgiler ‘merkezlerin okuldan çok hapishane gibi’ yönetildiğini gösteriyor.

Euronews’in haberine göre; nisan 2017’den sonra merkezler için satın alınan malzemeler arasında gelişmiş gözetleme sistemi, öğrencileri sınıflarda kayıt altına alacak kameralar, dikenli teller, telefon görüşmelerini dinlemeyi sağlayan bir sistem, kızılötesi izleme cihazları da bulunuyor.

Birleşmiş Milletler’in (BM) Çin’de bir milyon Müslümanın kamplarda kötü şartlarda tutulduğunu açıklamasının ardından Pekin yönetimi ‘bu merkezlerde verilen mesleki eğitimin bölgedeki ekonomik büyüme ve sosyal hareketlilik politikasının bir parçası olduğunu’ duyurmuştu.

“SOYLARINI KIRIN, KÖKLERİNİ KURUTUN” 

Belgelerden elde edilen bilgilere göre biber gazı, şok tabancası, elektro şok aletleriyle donatılmış binlerce görevli, güvenlik kameralarıyla dolu merkezlerdeki ‘öğrenciler’ üzerinde sıkı kontrol sağlıyor.

Aynı kişinin ayrıca ‘Yeni, daha iyi Çin vatandaşı inşa etmek için soylarını kırın, köklerini kurutun, bağlantılarını koparın’ ifadelerini kullandığı belirtiliyor.

DEVLET TELEVİZYONUNDAKİ OKUL GÖRÜNTÜLERİ TARTIŞILIYOR 

Çin devlet televizyonu CCTV’de geçtiğimiz hafta bölgedeki 181 merkezden birinde üniforma giyen ‘öğrencilerin’ Mandarin dili öğrendiklerini, geleneksel örgü, dokuma ve yemek pişirme eğitimi aldıklarını gösteren bir program yayınlandı.

Çin’in 2014’te ‘terörizme’ karşı başlattığı kampanya çerçevesinde 2017’nin başlarında Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde ‘eğitim merkezleri’ kuruldu. Bu tesislerin maliyetinin 432 milyon Dolar olduğu tahmin ediliyor.

Ayrıca 2018’in başında sadece Hotan bölgesinin mesleki eğitim bürosu yaklaşık 200 bin Çince dilbilgisi kitabı ve 11 bin çift ayakkabı siparişi verdi.

BM: ÇİN’DE 1 MİLYON KİŞİ KAMPLARDA 

Başta BM uzmanları olmak üzere, insan hakları grupları ve birçok ülke Çin’de çoğunluğu Müslüman azınlıklardan oluşan Uygur Özerk Bölgesi’nde insanların toplama kamplarında zorla alıkonulduğuna dikkat çekiyor.

İnsan hakları ihlali iddialarını reddeden Pekin yönetimi ise bölgedeki ‘aşırılara ve bölücülere’ karşı mücadele kapsamında eğitim kamplarının kurulduğunu savunuyor.

BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin İsviçre’nin Cenevre kentinde ağustosta düzenlediği toplantıda yayınlanan raporda Çin’in Uygur ve diğer azınlık Müslümanlardan bir milyon kişiyi gizli askeri kamplarda tuttuğu açıklamıştı.

Kaynak: Hürriyet

Doğu Türkistan’daki Durumun Kısa Özeti

Doğu Türkistan'da bölgenin etnografyası değiştirilmeye çalışılıyor; milyonlarca Türk NAZİ kamplarında; işkenceler yaşanıyor; tıbbi deney ve iç organlarının çalınma iddiaları var; çocuklar yetimhanelere toplanıyor; gündelik yaşam tamamen takip altında; aydınlar hedefte; profesörler, şair, yazarlar... çoğu hapiste ; ekonomi durum derinden etkilenmiştir...

Doğu Türkistan: Sapkın uygulama

Çin Yönetimi, zorla toplama kamplarına aldığı Uygur Türklerinin çocuklarını da akrabalarına vermek yerine yetimhanelere yerleştiriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, uygulamayı “sapkın hükümet programının parçası” şeklinde…

35 milyonluk açık hava hapishanesi: Doğu Türkistan

Ümmetin en mağdur, en mazlum, en çaresiz halkları olduklarını ve dünyadan hiçbir şekilde destek göremediklerini belirten Doğu Türkistan Milli Meclisi Başkanı Seyit Tümtürk, coğrafyanın açık hava hapishanesine dönüştürüldüğüne dikkat çekti. 

Doğu Türkistan Milli Meclisi Başkanı Seyit Tümtürk, 5 milyonu zor şartlarda cezaevlerinde olan 35 milyonluk açık hava hapishanesi hükmündeki Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında İLKHA’ya önemli açıklamalarda bulundu.

Doğu Türkistan’da uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bir durumun söz konusu olduğunu dile getiren Tümtürk, Çin’in ülkeyi işgal ettikten sonra yaptığı asimilasyon politikaları, nükleer denemeler, nüfus transferi, ekolojik dengeyi bozma, insanların din ve inanç hürriyetlerini kısıtlama hatta yok etmesiyle sonuçlandığını ifade etti.

“Yüzbinlerce insanın malı, canı, ırzı hiçe sayılmaktadır”

Tümtürk, “1949 yılında başlayan İşgal ile 69 yıldır ağır bir imtihandan geçiriliyor. Doğu Türkistan 2017 yılında Çin Komünist Partisinin almış olduğu kararla ‘Fikri Islahat ve İdeolojik Arındırma’ adı altında 5 milyon Müslüman cezaevlerine atılarak ağır şartlarda işkence ediliyor. Çok büyük ilmi derinliğine sahip olan âlimler başta olmak üzere birçok İslam âlimi de şehit edildi. Yine aynı dönemde başlayan kardeş aile projesi ile doğu Türkistanlıların erkekleri hapse atılırken mahrem evleri Çinli işgalciler yerleştiriliyor. Maalesef çok büyük bir ahlaksızlık ve insan hakları ihlali gerçekleştirmektedir. Yine Çin hükümeti Müslüman kızları zorla evlendirerek Çinli müşriklerin, ateistlerin köleleri ve cariyeleri konumunda getirilmektedir. Türkiye’ye ve bütün İslam âlemini rağmen bugün 100 binlerce kişi kamplardan iç bölgelere götürülerek malı, canı, ırzı hiçe sayılmaktadır.” dedi.

2017 yılında çıkarılan Çine geri dönüş yasasıyla birçok Doğu Türkistanlının geri çağrıldığı ve daha havaalanında iken hepsinin tutuklandığını ve cezaevlerine konulduğunu söyleyen Tümtürk, tek suçları Müslüman olan bu kişilerin Çin hükümeti tarafından terörist ilan edilerek çeşitli işkencelere maruz bırakıldığını söyledi. Tümtürk, dünyanın gözü önünde işlenen cinayetlere ne Birleşmiş Milletler ne insan hakları dernekleri ne de farklı ülkenin buna ses çıkarttığını söyledi.

 “On binlerce Doğu Türkistanlı akrabalarından haber alamıyor”

Türkiye’de bulunan doğu Türkistanlıların da son iki yıldır ailelerinden ve akrabalarından hiç haber alamadıklarını da sözlerine ekleyen Tümtürk, şu ifadelere yer verdi;

“35 milyon insanı esir alan ve orayı bir açık hava hapishanesi haline getiren Çin yönetimi, yurtdışından geri dönmeyen Doğu Türkistanlıları telefonla arayarak, onları takibe alarak onları rahatsız etmektedir. Bugün yurtdışındaki binlerce on binlerce Doğu Türkistanlı akrabaların haber alamıyor ve hayatlarından endişe duyuyor. Maalesef bu konuda çaresizliği yaşamaktayız. Bu durum sürekli bu şekilde devam etmeyecektir. Çin mutlaka yaptığı zulmün karşılığını bedelini ödeyecektir.”

“Parçalanmış ümmetten beklentimiz yok”

Doğu Türkistan meselesinin öncelikli olarak ümmetin meselesi olduğunu belirten Tümtürk, “1,5 milyarlık İslam âleminin en mazlum coğrafyası Doğu Türkistan’dır. Ümmet bilinci ve şuuruyla Doğu Türkistan’daki 35 milyon kardeşine sahip çıkmalıdır. Maalesef bugün ümmetin başı olmadığı için, İslam dünyasındaki bölünmüşlük, tefrika olduğu için, ümmetin liderlerinin hür iradeleriyle seçilememesi ki maalesef Türkiye haricinde diğer İslam ülkelerinde özgür bir seçinden söz etmek mümkün değildir. Bu şekilde parçalanmış bir ümmetten çok fazla bir beklentimiz yok. Önce ümmet birleşmeli! Ümmet birleştiğinde, ümmetin bir başı olduğunda, nerede bir mazlum varsa, Osmanlı’da olduğu gibi ona sahip çıkabilecek, zalime karşı durabilecek bir otoritenin boşluğunu yaşıyoruz.” dedi.

“Türkiye, asli görevi olan Doğu Türkistan meselesini öteledi”

Türkiye’nin içeride ve dışarıda çeşitli ihanetler ve komplolarla karşılaştığını hatırlatan Tümtürk, “Bugün Türkiye yedi düvele karşı mücadele ederken Doğu Türkistan meselesinde maalesef asli görevi olan mazluma sahip çıkma görevini kısmen ötelemiştir. Biz Türkiye’nin bir an önce iç ve dış sorunlarını çözerek güçlü iktidar sahibi bir ülke haline gelmesini arzu ediyoruz. Türkiye güçlü olursa o zaman çeyiz bölümüne karşı dik durabilir. Ama bugünkü haliyle Türkiye maalesef kendi can derdine düşmüştür. Suriye’deki meselede Türkiye’nin Rusya’yla, Çin’le ilişkilerini gereği geliştirip ileri dereceye taşımak durumundadır. Burada maalesef Türkiye Doğu Türkistan meselesinde suskun kalmıştır, çaresiz kalmıştır. Doğu Türkistan adeta Çin’in insafına terk edilmiştir. Bugün birleşmiş milletler başta olmak üzere birçok dünya lideri Doğu Türkistan’daki Çin işgalini ve o bölgedeki insan hakları İhlallerini gündeme getirerek Çin’i kınamışlardır. Cumhurbaşkanı ‘Filistin bizim namusumuzdur! Herkes bu işten kaçta biz sahip çıkacağız’ dedi. Bu doğru ve hakkaniyetli bir söz, biz bunu destekliyoruz ama neden Doğu Türkistan için aynı kelimeyi kullanmıyor? Bu Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki sıkışmış ve adeta çıkmaz sokaktaki pozisyonu Doğu Türkistan’daki meselede suskun kalmaya itmektedir. Bunu kısmen doğru olduğunu ifade etmekle birlikte çözüm olmadığını da dile getirmek istiyorum.” şeklinde konuştu.

“Namusu kirletilen kızlarımız sadece Doğu Türkistanlıların namusu değildir”

Avrupa parlamentosunda 4 Ekim tarihinde almış olduğu bir kararla Çin’in Doğu Türkistan’daki 5 milyon Müslüman Uygur’un esir tutulduğu Nazi kamplarının kapatılması için tavsiye kararı aldığını ve Türkiye’nin bu işte yer almamasını kınayan Tümtürk, açıklamamalarını şu şekilde sürdürdü.

“Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Çin’i Doğu Türkistan meselesinde kınarken, ya da konuyu gündeme getirirken, dünya liderleri birleşmiş milletler toplantısında Çin’i eleştirirken niçin Türkiye bu kararın bir köşesinde yok. Niye Türkiye bu konuda suskun! Doğu Türkistan’da zorla evlendirilen ve Türkiye başta olmak üzere bütün İslam dünyasının namusudur. Buradan şunu hatırlatmak istiyorum Türkiye bu noktada 35 milyon dindışı olan Doğu Türkistan dağları Çin’in zulmüne ya da Batı’nın insafına terk etmemelidir. Bu noktada Türkiye Osmanlı’ya ve Selçukluya yakışır şekilde kendi misyonunu yerine getirmelidir. Cumhurbaşkanının Davos’ta Filistin için yaptığı gibi Doğu Türkistan için de bir ‘One Munite’ demesini bekliyoruz.”

 (Nizamettin Aşkın- İLKHA)

Çin, Uygur Türkleri için yaptığı toplama kamplarını resmen kabul etti

Çin’de bir yerel yönetim, Uygur Türkleri için hazırladıkları toplama kamplarını resmen kabul etti.

Çin’in, Doğu Türkistan’da bulunan Uygur Türkleri için “Aşırılıktan etkilenenlere eğitimsel dönüşümü gerçekleştirmek için toplama merkezlerinin teşvik edilmesini ” içeren bir kanun maddesini revize ettikleri belirtildi.

ÇİN RESMEN KABUL ETTİ

Çin hükümeti, daha önce Doğu Türkistan’da herhangi bir toplama merkezlerinin olmadığını savunuyordu. Ancak bölgede bulunan birçok sivil toplum örgütü, medya ve bazı gözlemciler, Uygur Türkleri için toplama kampları olduğunu ifade ediyor.

Çin, yeni kanun maddesi ile daha çok ‘din aşırıcılığından’ etkilenenleri hedefledikleri belirtildi.

Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Komitesi önceki günlerde Çin’e “yasadışı yargılama, gözaltı ve tutuklamaları terk etmesi ve bu şartlar altında tutuklananların serbest bırakılması” çağrısında bulunmuştu.

AMERİKALI SİYASİLERİN ELİ GÜÇLENDİ 

Çin’in resmi olarak toplama kamplarını kabul etmesinin Amerikalı siyasilerin elini daha da güçlendirebileceği ifade edildi.

ABD’li siyasetçiler, ABD Başkanı Donald Trump’a Çin’e yaptırım uygulamasını talep ediyor.

Bölgede yaşayan Uygur Türkleri’ne Çin’in keyfi işkencesine maruz kaldığını ifade eden siyasiler, Trump’a gönderdikleri mektupta, “Müslüman etnik azınlıklar keyfi gözaltı, işkence, ibadetlerinin yerine getirilmesi ve kültüre aleni kısıtlamalar ve günlük hayatlarının tamamı gözetim altında tutuluyor.” ifadelerine yer vermişti.

NE OLMUŞTU?

Nüfusu 20 milyon olan Doğu Türkistan’ın yaklaşık 10 milyonunu Uygur Türkleri oluşturuyor. 2003 yılından bu yana ise Çin, Uygurları başka bölgelere göç ettirerek yozlaşma politikasını daha da hızlandırmaya çalışıyor.

Doğu Türkistan’da 2009’da Urumçi’de yaşanan olaylarda resmi rakamlara göre 200’e yakın kişi hayatını kaybetmişti.

Olayların ardından bölgede gerilimin artması üzerine, eyaletin birçok noktasında Çin’in silahlı polisleri görev yapmaya başlamış, özellikle Uygur nüfusunun yoğun yaşadığı Kaşgar, Hotan, İli gibi bölgelerde üst düzey güvenlik önlemleri alınmıştı.

Kaynak: Yeniçağ

Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde “helal ile mücadele” toplantısı

PEKİN/ANKARA (AA) – Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde helalin yaygınlaşmasına karşı bir kampanya başlatıldığı bildirildi.

Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’deki Halk Savcılığı, ülkenin sosyal paylaşım platformu Wechat’teki resmi hesabından paylaştığı açıklamaya göre, geçen pazartesi Urumçi’de “Helalin Yaygınlaşmasına Karşı Kararlılıkla Savaş” toplantısı düzenledi.

Çin Komünist Partisinin (ÇKP) bölgedeki Parti Grubu Sekreteri Liu Ming başkanlığındaki toplantıda, kentin polis kadrolarının ideoloji alanında mücadele şuurunun güçlendirilmesi ve “geleneksel düşenceyi yıkarak, helalin yaygınlaşmasına karşı kararlı şekilde mücadele etmesi” gerektiği savunuldu.

Özerk bölgede kitlelerin, “helalin yaygınlaşmasına karşı savaşa yönelik şuurlanmasına öncülük edilmesi gerektiği” belirtilerek, “partinin helalin yaygınlaşmasına karşı kararlılıkla savaşını, önemli bir siyasi görev olarak geliştirmesi ve bu kapsamda, plan, düzenleme, örgütlenme ve uygulamanın iyi şekilde yapılması gerektiği” öne sürüldü.

Ayrıca parti yetkililerinin ve çalışanların inançlı olmaması ve yemek ile alakalı bir sorunu olmaması gerektiği ifade edildi.

– “Helalin yaygınlaşmasına karşıyız”

“Özellikle azınlık gruplara bağlı parti yetkililerinin helalin yaygınlaşmasına karşı kararlılıkla savaş ilan etmesi gerektiği” savunulurken, açıklamada yer verilen görsellerde ise toplantıya katılan yetkililerin sağ ellerini yumruk şeklinde kaldırarak bu konuda yemin ettikleri görüldü.

Yemin metnindeki “Ben sadık bir Çin Komünist Partisi üyesiyim. Benim inancım Marksizm. Ben hiçbir dine inanmıyorum. Helalin yaygınlaşmasına karşı sonuna kadar kararlılıkla savaşacağım. Ölene kadar yılmayacağım.” ifadeleri paylaşıldı.

Ayrıca Uygur kökenli İrşat Osman adlı bir Urumçi yetkilisinin, “Arkadaşım, benim için özellikle helal bir restoran aramana gerek yok.” başlıklı bir makale yazdığı kaydedildi.

ÇKP’nin resmi yayın organlarından Global Times gazetesi ise konuyla alakalı haberinde, “geçmişte helal kavramının yaygınlaşmasının dini nefreti beslediğini” savundu.

“Ülkede gerçekte helal olması mümkün olmayan şeylerin, helal olmasına yönelik taleplerin bulunduğunu ve İslami ibadet ve törenlerin yayılmasının laik hayata nüfuz ettiğine yönelik bir şüpheyi doğurduğunu” savunan gazete, bu etkenlerin dini nefreti beslediğini iddia etti.

Ayrıca haberde geçmişte süt, diş macunu ve kağıt mendil gibi tüketim ürünlerine helal damgası vurulduğu hatırlatıldı.

– Çin’de helal gıda standartları

Ülkedeki helal gıda üreticileri, ürünlerini, bulundukları bölgedeki yerel İslam Cemiyeti idarelerinin denetimlerinden geçiriyor. İşletmeler, ilgili kurumun onaylayıp helal sertifikası verdiği ürün gruplarını, “helal” damgası ya da logosu ile piyasaya sürebiliyor.

Çin İslam Cemiyeti, helal et kesimi yapılan her tesise, işletmenin talebi doğrultusunda imam atıyor. Bu imamlar, kesimhanelerde yapılan işlemlerin helal konseptine uygunluğunu denetleyip onay veriyor.

Sahte helal damgalı ürünleri piyasaya süren işletme sahiplerine yasal işlem uygulanıyor.

Dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’deki 56 etnik azınlıktan 10’u Müslüman. Müslüman olan Hui (Çinli Müslümanlar), Uygur, Kırgız, Kazak, Tacik, Tatar, Özbek, Salar, Baoan ve Dongşiang etnik unsurları, yoğun olarak ülkenin kuzey ve kuzeybatısında yaşıyor.

– Uluslararası kurumlardan Çin’e Uygur tepkileri

Birleşmiş Milletler (BM) Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin (İHOP) Çin’de ayrımcılığa uğrayan topluluklarla ilgili İsviçre’nin Cenevre kentinde ağustosta düzenlediği toplantıya katılan insan hakları kuruluşları, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yerel yöneticilerin siyasi olarak sakıncalı tutumlar içinde olduğunu iddia ettiği bireyleri siyasi eğitim merkezlerinde alıkoyduğunu öne sürmüştü.

Örgüt temsilcileri, toplantıda yaptıkları sunumlarda, herhangi bir yargı kararına dayanmadan hürriyetinden alıkonulan kişi sayısının 3 milyonu bulduğu iddia etmişti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ise Çin hükümetinin, ülkenin kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Müslüman Uygurlara ”sistematik insan hakları ihlallerinde bulunduğunu” bildirmişti.

Konuya ilişkin suçlamaları kabul etmeyen Pekin yönetimi, Çin’deki etnik azınlıkların dini özgürlüklerinin kanunlarla korunduğunu savunmuştu.

AA

Kaynak: Memleket

‘Filistinlilere Verilen Desteğin Bir Kısmı da Uygurlara Verilsin’

Amerika’nın Sesi’ne konuşan Prof. Dr. Alimcan İnayet, Doğu Türkistan’da korkunç ve endişe verici olaylar yaşandığını belirterek, “Oradaki uygulamalar, tam anlamıyla insanlık suçudur. Bir nevi post-modern soykırımdır. Çin yönetiminin Müslüman Uygur Türklerine yönelik politikası, tümüyle bir asimilasyon politikasıdır” dedi. İnayet, Çin hükümetinin bölgedeki demografik yapıyı değiştirerek Uygurları Doğu Türkistan’da azınlığa düşürmeyi amaçladığını söyledi ve “1949’dan önce bölgedeki Çinliler nüfusun yüzde 5’ini oluşturuyordu. Şu anda bu oran yüzde 45’e ulaşmıştır” ifadesini kullandı.

“Bilinçli, okumuş kişiler toplama kampına alınıyor”

Bir milyondan fazla Uygur Türkü’nün zorla toplama kamplarında tutulduğunu ifade eden Prof. Dr. İnayet, “Gelen son bilgilere göre, toplama kamplarındaki pek çok Uygur, Çin’in iç kısımlarındaki cezaevlerine naklediliyor” diye konuştu. İnayet, bu kampları Nazi kamplarına benzeterek şunları söyledi: “Toplama kamplarına alınanların birçoğu Müslüman ve Uygur kimliğine sahip olan, bilinçli ve okumuş kimselerdir. Gelen son haberlere göre, Doğu Türkistan’daki pek çok akademisyen, araştırmacı, yazar ve şairler bu toplama kamplarına alınmış. Bu insanların politik veya ideolojik bir suçu yok. Sadece Çin yönetimi bu kişileri potansiyel bir tehlike olarak gördüğü için çeşitli bölgelerde kurduğu kamplarda zorla tutuyor.”

“Türkiye’de yaşayan Uygurlar tedirgin”

Çin hükümetinin geçen yıl Türkiye’de okuyan Uygur öğrencileri geri çağırdığını belirten İnayet, geri dönen öğrencilerin pasaportlarının iptal edildiğini, büyük bir kısmının da toplama kamplarında tutulduğunu söyledi. Çin yönetiminin sadece Uygur öğrencileri değil, Pekin’in Doğu Türkistan’daki aileleri tehdit ederek Türk vatandaşı olan Uygurları da geri çağrıldığını kaydetti. İnayet, “Dolayısıyla Türkiye’de yaşayan Uygur Türkleri bugün çok tedirgin. Aileleriyle hiçbir biçimde irtibata geçemiyorlar. Bütün iletişim yolları kapalı” dedi.

“Türkiye’nin sessizliği bizi üzüyor”

Prof. Dr. İnayet Uygur Türklerinin en büyük umudunun Türkiye olduğunu vurguladı, “Türkiye böyle bir durum karşısında sessiz kalmamalıydı” dedi. Türkiye’nin Çin’den aldığı krediler nedeniyle sessiz kaldığını söyleyen İnayet “Bu, bizi endişelendiriyor, üzüyor. Biz istiyoruz ki Türkiye hükümeti, Filistinlilere verdiği desteğin bir kısmını da Uygur Türklerine versin. Şu anda Doğu Türkistan’da yaşananlar, Filistinlilerin yaşadıklarından kat kat daha kötü. Biz Türkiye hükümetinden oradaki Uygurların moralini düzeltecek açıklamalar yapmasını, sessiz kalmamasını, Çin hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

Kaynak: Amerika’nın Sesi

Doğu Türkistan’i Görmek

Çin’de, Sincan’da, Doğu Türkistan’da yaşanan sıkıntıların sona ermesi için dünya üzerindeki bütün insanları, insaniyeti harekete geçirmek gerekir. Türkiye ve İslâm âlemi elinden geleni yapmalı. Hem de bir gün dahi beklemeden ...