İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yazıların kategorisi: “Türkiye’de”

Genç Türkler Çin’e Karşı Birleşti

Kendilerine “Genç Türkler” adını veren bir grup üniversite öğrencisi bir araya gelerek Çin’nin Doğu Türkistan’da yaptığı etnik soykırımı ve Çin virüsü ile dünyada milyonlarca insanın hayatını yitirmesine neden olması dolayısı ile Çin’nin ürünlerine boykot kampanyaları düzenliyor.

Doğu Türkistan’ın – Uygurların Stratejik Önemi

İnsanlık için hepimiz sesimizi yükseltmeliyiz. Bildiğimiz bütün dillerde Doğu Türkistan’da yaşayan “Uygurların-Kazakların feryadını” duyurmalıyız. Hani zamanı geldiğinde diyoruz ya “biz ne büyük milletiz, biz Türkler, biz Müslümanlar, biz insan hakları savunucuları filan filan”.

Doğu Türkistan Milli Meclisi Başkanı: Erkeklerimiz kamplarda, Çinliler mahremimize giriyor

"Çin, enerji ihtiyacının 3'te birini Doğu Türkistan'dan karşılıyor"
“Son 3 yıldaki uygulamalar (toplama kampları), 67 yıllık zulmü mumla aratıyor”
“Türk – İslam dünyası sessiz”
“Türk heyet, Çin’in uygulamalarını meşrulaştıracaksa gitmemesi daha efdal”

Konfüçyüs Enstütülerine Karşılık Doğu Türkistan ve Çin’e Yunus Emre Enstitüleri

4 üniversitemizde Konfüçyüs enstitüleri açılmıştır. Buna karşın Yunus Emre enstitülerine Çin'den izin verilmemiştir. Başta Doğu Türkistan şehirleri olmak üzere Pekin ve Şanghay gibi merkezlerde bunların açılması için yeniden başvuruda bulunulmalıdır. Kabul edilmediği takdirde Türkiye’deki Konfüçyüs merkezlerinin kapatılma süreci başlatılmalıdır.

İYİ Parti’den Çavuşoğlu’na Uygur Türkleri ziyareti

İYİ Parti heyeti, Uygur Türkleri ile ilgili iddiaları görüşmek üzere Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüştü.
Heyet, Bakan Çavuşoğlu’ndan Çin’deki kamplarda tutulan Uygur Türkleri hakkında bilgi alınması ve bu kampı ziyaret etmek için Çin makamları ile temas kurulması taleplerini iletti.  Daha önce reddedilen Meclis’te araştırma komisyonu kurulması önerisi de konuşuldu.

“Mazlumların feryadını duymayan kalmadı”

Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği tarafından Beyazıt meydanında basın açıklaması düzenlendi. Komünist Çin hükümetinin Doğu Türkistanlılara yaptığı zulüm ve işkenceler her gün artarak devam ediyor. Milyonlarca insanın toplama kamplarında tutulduğu Doğu Türkistan’da hayat çekilmez hale gelirken, Türkiye’dekiler, akrabalarından hiçbir şekilde haber alamıyor.

Erkan Akçay’dan Dışişleri Bakanlığına Doğu Türkistan Desteği

Doğu Türkistan Türklerinin haklı davasının takipçisi ve savunucusu Türkiye Cumhuriyeti'dir, bu gerçek hiçbir zaman değişmeyecektir. Dışişleri Bakanlığımızın Bakanlık sözcüsünün 9 Şubat 2019 tarihli açıklamasına sahip çıkarak Doğu Türkistan davasını gündemden uzak tutmaması beklentimizdir. Ayrıca Türkistan'daki Çin zulmü birkaç videoyla da gizlenemeyecektir.

Çavuşoğlu, Doğu Türkistan’da Yaşanan Zulme Yönelik Soruyu yanıtladı.

'Burada hiçbir şey olmuyor' demiyoruz. Ama burada çok ciddi bir bilgi kirliliği, manipülasyon da var... Uygur bölgesinde bir terörist varsa DEAŞ'a katıldıysa o da teröristtir. 'Oradan şu sayıda yabancı terörist savaşçı geldi, dolayısıyla tüm Uygurlar teröristtir' anlayışına da karşıyız.

Fahrettin Yokuş’tan Doğu Türkistan Çağrısı : Soydaşlarımız Yaşam Savaşı Veriyor

MV Fahrettin Yokuş, TBMM'de Doğu Türkistan'a ilişkin açıklamalarında şu konulara değindi: Çin devleti katliama girişti; Soydaşlarımız yaşam savaşı veriyor; Çin'den gelen sığınmacılar iade edilmemeli; Türkiye'ye sığınan 11 Uygur Türk'ü gözaltında; Türk nüfusu azınlığa düşsün çabasındalar...

Çeşitli sivil toplum kuruluşlarından Çin’in Uygur Türkleri’ne uyguladığı baskıya tepki  

İstanbul’da bazı sivil toplum kuruluşları, Çin ile BM İnsan Hakları Konseyi arasında gerçekleştirilecek ‘Çin’deki insan hakları ihlalleri görüşmesi’ öncesinde, Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı politikaları yürüyüşle…

Türk Ocakları’nın Doğu Türkistan’daki Hakkında Basın Açıklaması

Türk Ocakları Genel Merkez Yönetimi ve Şube Başkanları, 27-28 Ekim 2018 tarihlerinde Ankara’da toplandı. Ülke ve millet meseleleri hakkında istişarelerde bulunuldu ve Doğu Türkistan konusu dahil önemli bazı hususların Türk milletine arz edilmesine karar verildi. Doğu Türkistan konusu şöyle arz edildi:

“Son yıllarda Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türklerin temel insan hakları, Çin Hükumeti tarafından ihlal edilmekte; yüz binlerce insan, sözde “yeniden eğitim” adı altında toplama kamplarında tutulmaktadır. Türk Hükumeti ve Birleşmiş Milletlerin, Doğu Türkistan’da yaşanan 21. Yüzyılın en sistematik soykırımı karşısında Çin Hükumeti nezdinde gerekli girişimleri yapmasını bekliyoruz” (larende, Karaman gündem).

Ertesi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı günü, Merkezi Ankara’da bulunan Türk Ocakları Genel Merkezinde Türk Ocakları genel başkanı prof.Dr. Mehmet Öz’ün önderliğinde Doğu Türkistan’da insan hakları ihlali ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. (gökbayrak)

Doğu Türkistan Dernek Başkanları ve Temsilcileri, ayrı ayrı konuşmalar yapmış ve Doğu Türkistan Türklerinin çektiği acılar resimlerle, videolarla tüm basın önünde ortaya konmuştur.

Aynı gün farklı illerdeki Türk ocakları şube başkanları da Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri hakkında açıklama yaptılar: Türk Ocakları Karaman Şube Başkanı Yunus Turan, Çin’in “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırdığı Doğu Türkistan’da, son yıllarda meydana gelen insan hakları ihlalleri ve 21. yüzyılın en zalimane, aynı zamanda sistematik soykırımı hakkında basın açıklaması yaptı. (Karaman gündem)  Türk Ocakları Alanya Şubesi Başkanı Hasan Peker, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri hakkında açıklamada bulundu. (gazete Alanya) …..

TÜRK OCAKLARI GENEL MERKEZİNİN DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

Sayın Basın Mensupları,

Bugün burada, Çin’in “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırdığı Doğu Türkistan’da, son yıllarda meydana gelen insan hakları ihlalleri ve 21. yüzyılın en zalimane, aynı zamanda sistematik soykırımı hakkında, Doğu Türkistan Türklerinin ülkemizdeki sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla sizlere açıklama yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz.

Bilindiği gibi, Doğu Türkistan, Ekim 1949’da Rusların yardım ve yataklığı sonucunda Çin Komünist Partisi yönetimince işgal edilmiştir. 1955’te Çin tarzı otonom bölgeye çevrilen Doğu Türkistan, sonu gelmez yasak, zulüm ve işkencenin uygulandığı bir sömürge bölgesine dönüştürülmüştür.

“Türkistan” ve “Türk” adlarının yasaklanmasıyla başlayan zulüm, “Yerli Milliyetçilikle Mücadele”, “Pantürkizm ve Panislamizmle Mücadele”, “Derebeyleri ve Zenginlerle Mücadele”, “Sovyet İşbirlikçileriyle / Revizyonistlerle Mücadele” adlarıyla devam etmiş; ardından on yıl süren Kültür Devrimi dönemindeki akıl almaz, sistemli zulüm ve Çinlileştirme, Mao’nun ölümüyle kısmi olarak son bulmuştur.

Uygur Türkleri, Çin’deki “Reform ve Açılım” sürecinde, özellikle 1980-1990 yılları arasında nispeten rahat nefes alma ve kendine gelme fırsatını yakaladıysa da Sovyetler Birliği’nin parçalanması ve soğuk savaşın sona ermesiyle Doğu Türkistan’da, zulüm ve işkence devri geri gelmiştir.

1994-2010 arasında bölgenin tek mutlak hâkimi olan Wang Leçuan, Çin’in yürürlükteki anayasası, özerk bölgeler yasası, din-inanç yasası ve dil-yazı yasalarını rafa kaldırmış; tamamen kendi inisiyatifi ile Uygur Türklerine yönelik en sistematik, en acımasız ve tavizsiz eğitim, kültür, ekonomi ve sosyal politikaları uygulamıştır.

Bu uygulamalardan bazıları şunlardır:

1. İslamiyet’in kamusal ve özel alanlardan çıkartılması, din öğretiminin resmî ve özel olarak yasaklanması.

2. Uygur Türkçesinin özerk bölge yönetimi, eğitimi ve sosyal-kültürel alandaki resmî dil statüsünün iptal edilmesi ve Mandarin Çincesinin dayatılması; Çince konuşamayan ve yazamayanların işten çıkartılması.

3. Doğu Türkistan kırsallarındaki evlenme çağına gelmiş, 16-22 yaşlarında Uygur kızlarının devlet zoruyla Çin’in doğusundaki sanayi bölgelerine köle işçi olarak götürülmesi.

4. Yurt içi ve yurt dışına seyahatin zorlaştırılması, özellikle yurt dışına çıkışların zaman zaman imkânsızlaştırılması.

5 Temmuz 2009’daki Urumçi Soykırımı sonrasında, Çin Komünist Partisi iktidarı, bölgedeki zulmün dozunu sürekli arttırmış; Wang Leçuan’ın yerine atanan Zhang Çunşian, selefini aratmayacak uygulamaları hayata geçirmiştir. Köylerde kurduğu zorunlu anaokullarında Çince eğitim vererek Uygur çocuklarını ana dil ve Türk kültüründen tamamen kopartma yoluna gitmiştir.

Ağustos 2016’de, bölgeye Çin Komünist Partisi yetkilisi olarak atanan Chen Çuanguo ise, “Aşırılıkla Mücadele” adı altında Uygur Türklerinin bütün kesimlerini hedef almıştır. Ekim 2016’dan itibaren Uygurların pasaportları toplatılmış; Ocak 2017’den itibaren yurtdışında yaşayan, okuyan, ticaretle meşgul olan Uygur Türklerinin Çin’e dönmesi için Doğu Türkistan’daki aile fertlerini rehin alarak veya onların yanında telefondan arayarak tehdit ve şantaja başlamıştır.

Chen Çuanguo tarafından bölgede uygulanan “Izgara Tarzı Toplum Yönetimi” stratejisi, bölgeyi tam bir polis ve şiddet devletine çevirmiş; Uygurlar nefes alamaz hâle gelmiştir.

Bu süreçteki uygulamalardan bazılar şunlardır:

1. “Çifte-Bağlantılı Hane Sistemi” ile evlerin birbirlerini gözetlemek ve “güvenlik konuları” hakkında görevlilere rapor vermek üzere 10’lu gruplara ayrılması.

2. Merkezî ve mahallî görevlilerin, iletişim araçlarına yerleştirdikleri programlar ile sürekli denetleme ve gözetlemede bulunması.

3. Cep telefonu, bilgisayar ve internet kullanıcılarının “yasadışı dinî içerik, millî ve kültürel içerik” açısından izlenebilmesi için cihazlara casus yazılımı yükleme zorunluluğu getirilmesi.

4. İhbar ve ödüllendirmenin tesis edilmesi.

5. “Fazla” ve “kullanılmayan” cami ve mescitlerin yıkılması.

6. “Kardeş aile” uygulamasının başlatılması. (Bu uygulama kapsamda, 2017 yılında 100 bin Çinli memur, Doğu Türkistan’ın kırsal bölgelerindeki ailelerin evlerinde kalmıştır. Bu uygulama hâlâ devam etmektedir.)

Yasaklara uymayanlar, yeterli derecede uyumlu olmadığına kanaat getirilenler, son on yıl içinde yurtdışına gidip gelenler, yurtdışı ile herhangi bir şekilde bağlantısı olanlar, aile geçmişinde Çin karşıtı eylem veya söylemlerde bulunanlar “Yeniden Eğitim Merkezleri” denilen Çin tarzı “Nazi Kampları”na gönderiliyor. Bu kamplara gönderilenler, başlangıçta tamamen Uygur Türklerinden oluşsa da daha sonra Kazak ve Kırgız Türkleri de dâhil edilmiştir. Başta Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Komisyonu olmak üzere en güvenilir kaynaklar, günümüzde Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygur Türkü nüfusunun en az %10’unun kamplara kapatıldığını belirtmektedir.

Konuyla ilgili ilk akademik raporu hazırlayan Adrian Zenz‘e göre, yaygın olarak üç çeşit kamp uygulaması vardır.

Bu kamplar şunlardır:

1. Çinceyi bilmemekten başka “suç”u bulunmayan, okuryazar olmayan çiftçi ve esnafın kapatıldığı “Eğitim Merkezleri Aracılığıyla Toplu Öğretimle Dönüştürme Kampı”.

2. Evinde dinî kitap veya dini çağrıştıran nesne; telefonunda, bilgisayarında dinî veya “ayrılıkçı” içerik bulunduranların kapatıldığı “Hukuk Sistemi Okulları”.

3. Ülke dışında eğitim alanlar, bir şekilde yabancılarla bağ kuranlar, yurtdışına resmî veya gayriresmî seyahat edenler ve yurtdışında akrabası olanların en kötü muameleye tabi tutuldukları “Rehabilitasyon Merkezleri”.

Tutuklular, İslam’ı reddetmeye, kendilerini ve sevdiklerini durmaksızın eleştirmeye, hakaret etmeye ve partiyi ve Çinliliği yüksek sesle övmeye zorlanıyorlar. Beyin yıkama haricinde tecavüze, helal olmayan yemeklere, içki içmeye zorlanıyorlar. Özellikle genç erkekler öldürülme, tıbbi deneye tabi tutulma ve iç organlarının çalınması gibi vahşi cezalandırmalara maruz kalmaktadır. İtaatsizlik edenlere ise saatlerce ayakta durma, tecrit etme, yemek vermeme, demirden elbise giydirme, kafasını buzlu suya sokma gibi işkenceler uygulanmaktadır.

İnsan hakları örgütlerinin verilerine göre, Nisan 2017’den beri kaybolan veya “Çin Nazi Kampları”nda tutulan tanınmış Uygur Türkü aydınlarından 231’inin bilgilerine ulaşılmıştır. Bunların içinde tutuklu iken ölen veya öldürülen bilim insanlarının olduğu da bildirilmiştir.

Çin’in, Doğu Türkistan’da uzun süredir “terörizm ve dinî aşırılık” bahanesiyle devam ettirdiği bu ırkçı tutumundan, insan hakları ve inanç hürriyeti kısıtlamalarından ve “yeniden eğitim kampları” adıyla açık hava hapishanesi şeklinde kurduğu çağdaş Nazi işkence kamplarından bir an önce vazgeçmesi, yasadışı bir şekilde gözaltında tuttuğu bir milyondan fazla Müslüman Türk soydaşımızı serbest bırakması çağrısında bulunuyor; başta Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticileri olmak üzere uluslararası toplumu bu konuda duyarlı davranmaya, konuyu gündeme getirmeye ve çözüm üretmeye davet ediyoruz.

Bu şekilde devam etmesi hâlinde, emsali görülmemiş bir soykırıma dönüşecek olan bu uygulama ve baskıların gündeme getirilmesi, asla Çin’in iç işlerine karışmak olarak değerlendirilmemeli; ekonomik ve stratejik işbirliği düşünülerek milyonlarca Müslüman Türk’ün, tüm dünyanın gözü önünde asimilasyona uğramasına izin verilmemelidir.

Bağımsız uluslararası kuruluşların da teyit ettiği bu baskı ve zulümleri kınıyoruz. Eğer Çin Hükûmeti Türkiye ve diğer Türk devletleri ile Kuşak Yol Projesi de dâhil, sağlıklı ilişkiler kurmak istiyorsa Türk devletlerinin yetkilileri Çinlilere, Doğu Türkistan Türklerinin kimlik haklarına saygı göstermesi gerektiğini, uygun diplomatik dil ve politikalarla göstermek zorundadır.
Kamuoyuna saygı ile arz ederiz.

kaynak: gökbayrak, Karaman gündemgazete Alanyalarende, Türk ocakları

‘Filistinlilere Verilen Desteğin Bir Kısmı da Uygurlara Verilsin’

Amerika’nın Sesi’ne konuşan Prof. Dr. Alimcan İnayet, Doğu Türkistan’da korkunç ve endişe verici olaylar yaşandığını belirterek, “Oradaki uygulamalar, tam anlamıyla insanlık suçudur. Bir nevi post-modern soykırımdır. Çin yönetiminin Müslüman Uygur Türklerine yönelik politikası, tümüyle bir asimilasyon politikasıdır” dedi. İnayet, Çin hükümetinin bölgedeki demografik yapıyı değiştirerek Uygurları Doğu Türkistan’da azınlığa düşürmeyi amaçladığını söyledi ve “1949’dan önce bölgedeki Çinliler nüfusun yüzde 5’ini oluşturuyordu. Şu anda bu oran yüzde 45’e ulaşmıştır” ifadesini kullandı.

“Bilinçli, okumuş kişiler toplama kampına alınıyor”

Bir milyondan fazla Uygur Türkü’nün zorla toplama kamplarında tutulduğunu ifade eden Prof. Dr. İnayet, “Gelen son bilgilere göre, toplama kamplarındaki pek çok Uygur, Çin’in iç kısımlarındaki cezaevlerine naklediliyor” diye konuştu. İnayet, bu kampları Nazi kamplarına benzeterek şunları söyledi: “Toplama kamplarına alınanların birçoğu Müslüman ve Uygur kimliğine sahip olan, bilinçli ve okumuş kimselerdir. Gelen son haberlere göre, Doğu Türkistan’daki pek çok akademisyen, araştırmacı, yazar ve şairler bu toplama kamplarına alınmış. Bu insanların politik veya ideolojik bir suçu yok. Sadece Çin yönetimi bu kişileri potansiyel bir tehlike olarak gördüğü için çeşitli bölgelerde kurduğu kamplarda zorla tutuyor.”

“Türkiye’de yaşayan Uygurlar tedirgin”

Çin hükümetinin geçen yıl Türkiye’de okuyan Uygur öğrencileri geri çağırdığını belirten İnayet, geri dönen öğrencilerin pasaportlarının iptal edildiğini, büyük bir kısmının da toplama kamplarında tutulduğunu söyledi. Çin yönetiminin sadece Uygur öğrencileri değil, Pekin’in Doğu Türkistan’daki aileleri tehdit ederek Türk vatandaşı olan Uygurları da geri çağrıldığını kaydetti. İnayet, “Dolayısıyla Türkiye’de yaşayan Uygur Türkleri bugün çok tedirgin. Aileleriyle hiçbir biçimde irtibata geçemiyorlar. Bütün iletişim yolları kapalı” dedi.

“Türkiye’nin sessizliği bizi üzüyor”

Prof. Dr. İnayet Uygur Türklerinin en büyük umudunun Türkiye olduğunu vurguladı, “Türkiye böyle bir durum karşısında sessiz kalmamalıydı” dedi. Türkiye’nin Çin’den aldığı krediler nedeniyle sessiz kaldığını söyleyen İnayet “Bu, bizi endişelendiriyor, üzüyor. Biz istiyoruz ki Türkiye hükümeti, Filistinlilere verdiği desteğin bir kısmını da Uygur Türklerine versin. Şu anda Doğu Türkistan’da yaşananlar, Filistinlilerin yaşadıklarından kat kat daha kötü. Biz Türkiye hükümetinden oradaki Uygurların moralini düzeltecek açıklamalar yapmasını, sessiz kalmamasını, Çin hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

Kaynak: Amerika’nın Sesi

150. yıl – İlber Ortaylı

1868 yılı 1 Eylül’ünde Osmanlı İmparatorluğu’nun eğitim tarihinde en önemli kurumlardan biri açıldı.

Bu okul, imparatorluğun reformist kadrosu ki ön planda Mehmed Emin Ali Paşa ve Fuad Paşa gibi 19. asrın diplomasi tarihinde de çok önemli yeri olan devlet adamları sayesinde hayata geçmiştir. Sultan Abdülaziz Türk tarih biyografisindeki özensiz ve bilgisiz çizimin aksine Türkiye’nin Batılılaşmasında öncü sayılacak bir devlet adamıdır. Kardeşi Sultan Abdülmecid’in hükümdarlığı (1839-1859) sırasında okulun kuruluşu tasarlanmıştır.

KURULUŞ 1 EYLÜL 1868

1 Eylül 1868’de tedrisata başlayan okulda eğitim Türkçe ve Fransızcadır. Bu önemlidir, imparatorlukta Fransız okulları vardı, büyük ölçüde Katolik Lisesi’nin rahipleri ve rahip olmayan frerler tarafından kurulmaktadır. Bu okullarda bütün dersler Fransızca yapılmaktaydı veya 19. yüzyıl başından beri Maarif Nezareti’nin kurduğu ilk ve orta dereceli okullar Türkçe tedrisat yapmaktaydı. Galatasaray ismi buradaki binanın yani eski Galata Sarayı Enderun Okulu’nun adını taşımaktadır. Bu eski saray Enderun okullarının en yükseği Topkapı Sarayı’ndadır. Bu okulla 1868’deki Galatasaray Sultanisi’nin program ve ruh bakımından fazla ilgisi yoktur. Galatasaray Sultanisi (Lycee Imperial) imparatorluğun idaresi için Fransızcaya ve Avrupa eğimine çok önem veren bürokratların inisiyatifiyle kurulmuştur ve bu adamların bir tek emeli vardı: Fransızca ve Fransız eğitimini misyoner mekteplere değil kendi maarifimize yaptırmamız. Galatasaray Lisesi’nde seçmeli olarak Arapça, Farsça, Yunanca, Bulgarca, İtalyanca gibi diller de okutuluyordu.

KARDEŞ LİSE GİBİ

Bunun gibi bir müesseseyi 19. yüzyılın başında (1812) Çar I. Aleksandr, Petersburg civarında kurdurdu. Çar, büyük şair Puşkin, Rusya’nın büyük diplomatı dışişleri bakanı Aleksandr Mihayloviç Gorçakov gibi dâhilerin yetiştiği bu okulda Fransızcayı ve Batı eğitimini Rusya’nın seçkin sınıflarına ve çocuklarına kendinin vermesi gerektiği düşüncesiyle kurmuştur. Bugün bu mektebin adı Alexander Lisesi değil Puschkin Gymnasium’dur. Batılılaşan birçok ülkede bu tip çifte karakterli, çifte dilli karma bir eğitim görmek pek mümkün değildir. Demek ki Galatasaray Lisesi’nin bugün Petersburg’daki faal olan Puschkin Gymnasium ile bir kardeş lise kadar benzediği, özgün oldukları açıktır.

2 PRENSİBE DAYANIR

Okulun yabancı kadrolu okullardan en büyük farkı şuydu: Eski Galatasaray’ın mensupları Fransızcayı da Türkçe kadar iyi bilirlerdi. Okulun hazırlık sınıfında Fransızca ve bu dili bilenler içinse Türkçe öğretilirdi. Bu özellik zamanla zayıfladı.

ÖZAL – MITTERRAND

Ancak 14 Nisan 1992 tarihinde, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal arasında imzalanan protokolle 1994 tarihinde yürürlüğe giren 39/93 sayılı kanunla yeni Galatasaray Üniversitesi, kendisi ile bütünleşen ilk ve orta-lise eğitimini de hayata geçirdi. Gelecek sene bu özgün kurumun 25. yılı kutlanacak. 2000’lerde gerçekleşen yeni kuruluşla Fransızca eğitimi yeniden kuvvetlendi. Burada Coşkun Kırca (yeni Galatasaray Üniversitesi kanununu kaleme alan ve liseyi de bu kanuna alarak yeniden düzenleyen reformistlerin başında gelir) Galatasaraylılar Vakfı’nı, bu vakfın önemli yöneticileri İnan Kıraç ve müteveffa Dr. Yiğit Okur’u şükranla anmamız gerekir.

BÜROKRATLAR, TÜCCARLAR

İlk alınan 150 öğrencinin mükemmel Türkçe ve Fransızcaları mezunların hem devlet hayatında hem de ticari hayattaki muvaffakiyeti muhalefeti önledi. İmparatorluk Ermenilerinin ünlü patriği Ohannes Arşaruni bu okulun mezunudur. Bulgaristan’ın Londra ve Brüksel büyükelçisi Simeon Radev bu okulun öğrencisidir. Simeon Radev’in basılan hatıratı (Galatasaray Mekteb-i Sultanisi-Resneli Bulgar Bir Talebenin Hatıraları 1879-1898) bir canlı belgedir. Kitaptan öğrendiğimize göre Saraybosna’da 1914 suikastını düzenleyen komitenin üyesi Boğdan Radenkoviç, Simeon’un liseden arkadaşıdır. Suriye’nin, Lübnan’ın, Bulgaristan’ın ve Türkiye’nin önemli bürokrat kadroları ve tüccarları Galatasaraylıdır.

Galatasaray Lisesi Türk patriotisminin de, ulusçuluğun da Fransa kültürü kadar çok hâkim olduğu bir kurumdur. I. Cihan Harbi’nin son yıllarında buradan ancak beş öğrenci mezun oldu. Cephelerde eriyen yedek subayların yetiştiği ocaklarından biriydi.

150. yıl150. yıl

İPTAL EDİLEN PASAPORT

ERHAN Aydın, Erciyes Üniversitesi’nde eğitim gören Türkologlardan. Yüksek lisansını Ankara Üniversitesi’nde yapmıştır. TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) tarafından Moğolistan’da yürütülen Türk anıtları projesinin epigrafik değerlendirmesi ekibinde bulundu. Köktürk yazıtları uzmanı, malum Moğolistan coğrafyasında bir zamanlar Türkler ve Moğollar iç içe yaşarlardı. Etraftaki doğayı, botaniği, evcil hayvan kullanımını özellikle atçılığı birlikte bilen iki kavim.

TÜRKİYE İLGİLENMİYOR

Fakat arada dil ve âdetler bakımından önemli farklar var. Bu dün de vardı, bugün de görülüyor. Moğollar galiba daha iyi zamana ve zemine göre yaşam biçimlerini değiştirebiliyorlar. Özellikle Rusya kültürünü daha çabuk benimsediler. Türkler ise bu bölgeyi büyük ölçüde terk ettiler ve Uygurların yaşadığı Doğu Türkistan’a çekildiler. Ortaçağlarda önce Budizm, Nasturilik ama asıl önemlisi ilk Müslüman devletler olarak İslam kültürü çevresine adım attıklarından dolayı bir farklılaşma var. Erhan Aydın 2010 yılında doçent olduktan sonra 2013-2014 yıllarında Pekin’de bulunan Merkezi Milletler Üniversitesi’nde (Minzu University of China) konuk öğretim üyesi olarak çalıştı. Burada Uygur Türk’ü olan Mihriban Hanım’la evlendi. Eşi Çin uyrukludur, evlikleri Çin’de olmuş. Beş yıldır karı-koca olarak Türkiye’de yaşıyorlar. Çin devleti, bir ziyaret için Urumçi’ye, ailesinin yanına giden Mihriban Hanım’ın pasaportunu iptal ederek dış gezi hakkını kaldırdı. Türkiye maalesef dünyanın bu çevresiyle ve buradaki en eski Türk devletlerinin mirasıyla ve Türkistanlılarla yeterince ilgilenmiyor. Yakın zamanda bazı Uygurlar da sınır dışı edilmişti. Bunun nedeni de ayrıntılı olarak açıklanmadı, kamuoyu tatmin edilmedi. Kalabalık bir ülkenin bu gibi baskılarına göz yumulmaması gerekiyor. Üzerinde duruyoruz, çünkü Erhan Aydın’ın siyasetle ve dış Türkler politikasıyla ilgisi olduğunu duymadım.

SÜRÜKLEYİCİ BİR KALEM

‘Taşa Kazınan Tarih’te Köktürk ve Uygur yazıtları ayrı bir gözle inceleniyor. Daha W. Radloff’tan ve V. Thomsen’den beri farklı okumalar ve değerlendirmeler yapılıyor. Köktürk yazıtlarının kültür tarihimiz ve devlet tarihimiz acısından çok uyarıcı olduğu açık. Hatta yakın zamanlarda merhum profesör Sencer Divitçioğlu bile sosyolojik ve iktisadi açıdan bu metinler ve devlet teşkilatıyla çok yakından ilgilenmişti. Talat Tekin gibi Türkologlarımız da bu konuyla yakından ilgileniyordu. ‘Taşa Kazınan Tarih-Türklerin İlk Yazılı Belgeleri’, sıkıcı üslupla yazılmış bir uzman kitabı değil, aksine sürükleyici bir kalem tarafından hazırlandığını belirletmek durumdayız. Türk tarihinin kendi dili ve yazısıyla ifade edildiği bu dönem ve bölge henüz bizim bilgimizin dışında kalıyor. Bu bakımından alanında önemli bir boşluğu dolduracağı aşikâr olan kitaba ilgi gösterilmesini tavsiye ederim.

Kaynak: Hürriyet

 

%d blogcu bunu beğendi: