İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kamp Mağdurları, Erdoğan ve Soylu’ya Doğu Türkistan Bayrağı için arbede yaşanan Eyüpsultan’dan seslendi: “O polis hakkında gereken yapılmalı”

Cuma günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sesini duyurabilmek için Eyüpsultan’a gelen ve Doğu Türkistan Bayrağı açması nedeniyle polisin engellemesine uğrayarak parmağı kırılan 81 yaşındaki Mahmut Tohti Amin ile birlikte Eyüpsultan Camisi önünde basın açıklaması yapan Toplama Kamp Mağdurları Platformu: “Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın İçişleri Bakanımızdan bu tür şahısların polis teşkilatımızın onurunu zedelemesine fırsat vermemesini ve gereğini yapmasını talep ediyoruz.”

Kamp Mağdurları Platformu; Cuma günü (22 Temmuz) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cuma namazını kılmak için Eyüpsultan Camisi’ne gelmesinden önce, kendisine seslerini duyurabilmek için toplanan Uygurların Doğu Türkistan Bayrağı açmasına izin verilmemesi ve 81 yaşındaki Mahmut Tohti Amin’in uğradığı polis müdahalesini kınamak için Eyüpsultan Camisi önünde basın açıklaması yaptı.

Mahmut Tohti Amin, Uygur diasporasının öncü isimlerinden Mehmet Emin Buğra’nın torunu olan Abdullah Oğuz ve Özgür-Der Başkanı Rıdvan Kaya’nın da katıldığı basın açıklamasını Kamp Mağdurları Platformu sözcülerinden Mirzehmet İlyasoğlu okudu.

Platform’un açıklaması şöyle:

“Biz Çin’in soykırım ve toplama kampı mağdurlarıyız. Kimimizin annesi, kimimizin babası, kimimizin eşi, kimimizin kardeşleri 6 senedir Çin’in Nazi toplama kamplarında. Yakınlarımızın bir kısmının ölüm haberleri geldi, çoğundan hiçbir şekilde haber alamıyoruz.

Dünya insan hakları kuruluşları, çok sayıda ülke, bağımsız araştırma merkezleri ve BM raporlarında Çin’in Doğu Türkistan’da açıkça soykırım yaptığı kabul edilmiştir. Toplama kamp mağdurları olarak bunları yıllardır yoğun bir şekilde dile getiriyoruz ve bununla ilgili etkinlikler yapıyoruz.

Ama maalesef bu duruma başta iktidar olmak üzere ana akım medya sağır ve kör.  Biz her zaman barışçıl bir şekilde sesimizi duyurmaya çalışsak da bazen kendini bilmez, vicdanını kaybetmiş bazı güvenlik güçlerinin çok sert müdahalesi ile karşı karşıya kalıyoruz.

Geçtiğimiz Cuma günü yani iki gün evvel Eyüp Sultan camisinde yaşanan vicdansızlık bunun bir örneği. Çin zulmünden dolayı 6 senedir çocuk hasreti çeken, bir an önce onlara kavuşabilme isteği ile sokaklarda çektiği acıyı insanlarla paylaşmak için çırpınan 82 yaşındaki aksakal dedemiz Mahmut Tohti Emin Sayın Cumhurbaşkanımızın Eyüp Sultan Camisi’nde Cuma namazını eda edeceğini öğrenir ve derdini cumhurbaşkanımıza anlatabilmek için Eyüp Sultan Camisine gelir. Dedemizin elinde Doğu Türkistan bayrağı ve çocuklarının resmini taşıdığı için polis müdahalesi sonucu kaşının açıldığını ve parmağının kırıldığını büyük bir üzüntü içinde öğrendik.

Öncelikle belirtmek istiyoruz. Türk Polisi gururumuz ve başımızın tacıdır.  Fakat içlerinden zaman zaman bazı çürükleri de çıkabiliyor. Sırf onların yüzünden polisimiz de zaman zaman zor duruma düşebiliyor.

Cuma günkü dedemize sert davranan polisin ne kadar cahil, ne kadar liyakatsiz olduğu apaçık ortada. Ay yıldızlı gök bayrağın Türk bayrağı olduğunu bilmemekle kalmayıp, aksakallı gönlü kırık dedemizi hastanelik etmiş, üstelik bunu sayın Cumhurbaşkanımızın olduğu alanda yapmıştır.

Türk polisinin yüzüne leke süren o şahsa seslenmek istiyoruz. Senin yaptıklarını şiddetle kınıyoruz, senin yaptığın sadece bizi değil Türk polis teşkilatımızın onurunu incitmiştir.

Biz çok kez senin gibi polis teşkilatımızın yüz karasına denk gelsek de bunu polis teşkilatımıza mal etmedik ve bundan sonra da etmeyeceğiz, Türk polisinin arşivine leke düşmesin diye şikâyette de bulunmadık. Biz buradan Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın İçişleri Bakanımızdan bu tür şahısların polis teşkilatımızın onurunu zedelemesine fırsat vermemesini ve gereğini yapmasını talep ediyoruz.

Bizim amacımız zalim Çin’in pençesinden aile yakınlarımızı kurtarmak. Aile yakınlarımızın akıbetini öğrenmek için Çin konsolosluğuna ve Çin büyükelçiliğine gittiğimizde önümüz kesiliyor ve karşımıza elçilik sözleşmeleri gereği konsolosluk ve elçilik kapısı önünü yaklaşmamıza izin verilmiyor. Soruyoruz, sözleşmeler sadece güçsüz mazlumlar için mi geçerli? Bu mudur adalet?

Zalim Çin uluslararası insan hakları sözleşmelerine imza atmış bir ülke, hal böyle iken neden önce Çin’e dönüp sözleşmelere uyması gerektiğini söylemek yerine sözleşmeleri çiğneyen Çin korunuyor? 

Bütün bu tür tatsız olayların asıl sebebin Çin olduğu aşikâr iken, neden Çin’in barışı tehdit eden bu kirli emellerine dur denilmiyor? Bir söz vardır, insan yapar, Allah da onu görür diye Çin’in insanlığa karşı cinayetleri çok açık bir şekilde cereyan ediyor ve Çin bunları yaparken cesareti maalesef bizim suskunluğumuzdan, hatta onu koruyup, ona karşı söz söyleyenleri susturuşumuzdan alıyor, bunun adı zulme alkış tutmak ve desteklemek değil de nedir?

Buradan öncelikle Çin’i sonra ona destek verenleri lanetliyoruz ve diyoruz ki hakkımızı geri alana kadar biz asla susmayacağız. Zalim Çin’e asla boyun eğmeyeceğiz.

Eğer siz zalime zalim diyemiyorsanız, bari bizim barışçıl hak arayışımıza engel olmayın, bizim kalbimiz zaten yaralı, yaramıza merhem olamıyorsanız, en azından acımızı katlamayın.

Adaletin ve barışın egemen olması için mazlumun hakkını iade etmekten başka yol yoktur. Biz buradan tüm siyasi partileri atamız Bilge Kağan’ın dediği gibi Çin’in entrikalarına kanmamaya çağırıyoruz.

Son olarak sözlerimi sevgili Peygamber Efendimizin kutlu mesajları ile bitirmek istiyorum:

“Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet etmez, yalan söylemez ve yardımı terk etmez.”

İlk yorum yapan siz olun

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: