İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Doğu Türkistan’dan Avrupa’ya: Çin’in sınır tanımayan güvenlik modeli

Çin’de “Halk Polisi Günü”, resmi açıklamalarda hukuk, istikrar ve kamu hizmetine adanmış bir anma günü olarak tanıtılıyor. Ancak uluslararası insan hakları örgütleri ve bazı araştırma kuruluşları, etkinliğin özellikle Uygurlar ve Tibetlilere yönelik hak ihlali iddialarını gölgeleyen bir propaganda çerçevesi oluşturduğunu belirtiyor.

Çeşitli raporlarda, Doğu Türkistan’da bir milyondan fazla Uygur ve diğer Türkî Müslüman topluluklardan kişilerin kitlesel gözaltı sistemlerinden geçtiği veya bu tür yapılarda tutulduğu ileri sürülürken; Tibet’te de binlerce kişinin benzer güvenlik uygulamalarından etkilendiği ifade ediliyor. Değerlendirmelerde, konunun yalnızca Çin’in iç güvenlik politikası olarak değil, insan hakları ve uluslararası normlar açısından da izlenmesi gereken bir başlık olduğu vurgulanıyor.

Uzmanlar Doğu Türkistan’daki “aşırılıkla mücadele” kapsamında yürütüldüğü belirtilen güvenlik uygulamalarına dikkat çekiliyor. Australian Strategic Policy Institute (ASPI) ve Human Rights Watch (HRW) gibi kuruluşların çalışmalarında; yaygın gözetim, zorla çalıştırma, ideolojik yönlendirme ve geniş kapsamlı veri toplama pratiklerine dair iddialar yer alıyor.

Söz konusu çalışmalarda, kolluk birimleri ile teknoloji şirketleri ve yerel yönetim yapılarının bir arada çalıştığı; bu işleyişin kapsamlı bir sosyal kontrol mekanizması oluşturduğu görüşü dile getiriliyor. Bazı araştırmacılar, uygulamaların belirli grupların “risk profili” üzerinden takip edilmesine dayandığını ve bunun toplumsal yaşamı doğrudan etkilediğini savunuyor.

Tibet’e ilişkin değerlendirmelerde ise dini yaşamın yakından izlendiği, manastırların denetime tabi tutulduğu ve dini eğitimin siyasi sadakat çerçevesine bağlandığı iddiaları öne çıkıyor. Amnesty International raporları ve Tibet üzerine çalışan bazı araştırma kurumlarının yayınlarında, güvenlik politikalarının kültürel ve dini alanlarda baskı yarattığı yönünde tespitler bulunduğu aktarılıyor.

Uzmanlar ayrıca, baskı iddialarının sınır ötesi boyutuna ilişkin tartışmaları dile getiriyor. Tayvan’a yönelik “gri bölge” yöntemleri, siber faaliyetler ve psikolojik baskı girişimlerinin, Pekin’in güvenlik yaklaşımının uzantıları olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. Öte yandan Safeguard Defenders’ın raporlarında, yurt dışında “gayriresmi polis noktaları” bulunduğu iddiaları yer alırken; bazı Avrupa ülkelerinde bu iddialara ilişkin soruşturma ve değerlendirmelerin gündeme geldiği belirtiliyor.

Araştırmalarda, yüz tanıma sistemleri, biyometrik veri tabanları, “tahmine dayalı polislik” uygulamaları ve büyük veri platformlarının kapsamlı bir gözetim ağı oluşturduğu görüşü paylaşılıyor. Journal of Democracy’de yayımlanan çalışmalar ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) raporları gibi kaynaklara atıfla, teknolojinin güvenlik kapasitesini artırdığı, buna karşın şeffaflık ve hesap verebilirlik tartışmalarını derinleştirdiği kaydediliyor. Bazı değerlendirmelerde, bu modelin dijital altyapı projeleri ve güvenlik işbirlikleri üzerinden başka ülkelere taşınabileceği uyarısı da yer alıyor.

Kaynak: Times Now News

İlk yorum yapan siz olun

Bir Yorum Yazın