İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Doğu Türkistan hakkında birkaç kitap ve tarihî coğrafî sınırlarımız

Hem coğrafî konum hem de taşıyabileceği fikir itibarıyla Türk dünyasının merkezi olabilecek Bakû’dayım. Abdürrehim Heyit hakkındaki çelişkili haberleri burada aldım. Şehit düşmek kelimesindeki düşmek fiilinin olumsuz bir anlama geldiğini düşünenlerin bulunduğu bir fikrî ortamda Uygur Türklerinin mücadelesi hakkında neler söylenebilir? Hâlbuki düşmek fiilini bazı şeylerin aklımıza veya gönlümüze gelmesini anlatırken de kullanırız. Türkçe düşünmek deriz ve ana dilimizde düşünmekten bahsederiz ve bunların öneminden bahsederiz. Yola düşmek de cabası.

Abdürrehim Heyit hakkındaki çelişkili haberler de aklımıza çok şey “düşürdü”. İslam dünyası Batı’dan, Doğu’dan ve Kuzey’den birkaç asırdır baskı altında tutuluyor. İslam’ın tarihî coğrafî sınırlarıyla bugünkü sınırları arasındaki farklılık bu baskının şiddetini izah eder. 18. yüz yılın başlarından itibaren bu baskı çok şiddetlenmiş, en nihayetinde Edirne’ye kadar çekilmiştik. Kuzey’den gelen baskı da çok şiddetliydi. Kırım’ın ve Kafkasların hikâyesi ayrı bir bahistir. Ruslar Türkistan’ın batısına doğru da hızlı bir şekilde yayıldı. Doğu Türkistan, Çin hâkimiyetinde kaldı. Türkiye’de Doğu Türkistan tarihi hakkında yazılmış çok önemli kitaplar var. Eğer bize ait sorunları bir davaya dönüştürmek istiyorsak mutlaka okumak zorundayız. Özellikle genç kuşakların bu kitaplarla buluşması çok daha önemli. Burada birkaç tanesinin adını zikretmek istiyorum.

Yakup Bey zamanından beri Doğu Türkistan’da yoğun bir Çin baskısı yaşanmıştır. İsmail Gaspıralı’nın yazdığı “Arslan Kız’, Uygur Türklerinin hayatından tablolar sunan küçük bir kahramanlık romanıdır. Bu romanın mutlaka okunması gerekir. Büyük Gaspıralı’nın bakışları neredeyse bütün Türk ve İslam dünyasını kuşatır.

Bir davanın edebiyatı yoksa mücadelesi de olamaz. Necip el-Kiylanî’nin Türkistan Geceleri Türkçeye çevrildikten sonra birkaç baskı ancak yapabilmiştir. Üstelik bu kitabın çok iyi bir tercümesi vardır. Abdürreşit İbrahim’in hatıratı da yeterli derecede ilgi görmüş değildir. Asya’da Beş Türk ve Çin Türkistan Hatıraları’nın da üzerinde çokça konuşulmuş değildir. Hâlbuki bu kitaplar tarihî coğrafî sınırlarımızın dramatik değişimini anlamamız açısından çok önemlidir. İklil Kurban’ın Doğu Türkistan İçin Savaş adlı kitabı mutlaka okunmalıdır.

Yirminci yüz yılda İslam dünyası üzerindeki baskı daha da şiddetlendi. Fakat bunları bir yönüyle tabiî karşılamak ve kaderin cilveleri arasında görmek mümkündür. Zamanı ve mekânı fikirlerin oluşumundan bağımsızlaştırdığımızda karşımıza telafisi mümkün olmayan sorunlar çıkmaya başlar. Sorunlarımıza çözüm bulamadığımız gibi bu sorunlar dolayısıyla kullanışlı hâle de gelebiliriz. Bunun örneklerini fazlasıyla yaşadık.

Abdürehim Heyit gibi bir milletin ağır yükünü omuzlarına almış sanatkârların seçilmesi önemlidir. Aşkı terennüm ederken milletin acılarını dile getirmek ve o millete yol göstermek çok kolay değildir. Kolay olsaydı herkes yapardı. Uçraşkanda (Karşılaşınca), takip edenlerin yabancı olmadığı bir türküydü. Heyit’in olağanüstü bir sesi vardı. Çin’de baskı ve zulümlerin şiddetleneceğini tahmin etmek zor değil.

Uygur Türklerinin yaşadığı zulmü başka yerde yaşayan Müslümanların maruz kaldığı zulümlerle karşılaştırmanın bir manası yok. İslam’ın sınırlarından merkezine doğru gittikçe şiddetlenen baskı ve diğer olumsuzlukları bir bütün içinde değerlendirmek gerekir. Ne yazık ki Müslüman dünyanın zaaflarını çok iyi biliyorlar ve bunları tepe tepe kullanıyorlar. Amerika’nın ya da Çin’in Türklere-Müslümanlara yönelik siyaseti kazanmak üzerine kuruludur. Arakan’da Myanmar devletinin neler yaptığını gördük. Kendi hedeflerine ulaşmak için Müslümanları araca dönüştürüyorlar.

Bütün dünyayı etkileme ihtimali bulunan büyük bir mücadele var. Bu mücadele, en yoğun bir şekilde Türk ve Müslüman dünyası üzerinden yürütülüyor. Bütün bu açık ve örtük savaşlar “yeni sömürgecilik dönemi”ne işaret ediyor. Petrol, altın ve diğer değerli madenler üzerinde kıyasıya bir savaş var. Ne yazık ki bu madenlerin merkez coğrafyasında Müslümanlar yaşıyor. Burası, aynı zamanda dünyanın merkez bağlantı coğrafyasıdır. Doğu’nun ve Batı’nın bütün güçlü devletleri bu coğrafyaya sahip olmaya çalıştı ve bu isteklerinden vazgeçtiklerini gösteren bir işaret yoktur.

Coğrafyamızın kaderi hakkında söz sahibi olmak istiyorsak bilmek zorundayız. Siyaset de bilgi üzerine inşa edilir.

Kaynak: YeniŞafak                                           yazar: Selçuk Türkyılmaz

İlk yorum yapan siz olun

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: