İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ABD, Çin’in Uygurları zorla çalıştırmasına karşı gerçekten etkili olabilecek mi?

Küresel ticarette zorla çalıştırma tartışmaları büyürken, özellikle Çin ve işgal altındaki Doğu Türkistan merkezli üretim dünya ekonomisinin kalbine kadar uzanıyor. ABD bu sisteme karşı ekonomik önlemlerini artırmaya hazırlanıyor. Ancak asıl soru halaaynı: Dünya ucuz üretimden vazgeçip zorla çalıştırmaya karşı gerçekten birlikte hareket edebilecek mi?

Küresel ticarette zorla çalıştırma giderek büyüyen bir insan hakları ve ekonomik güvenlik sorunu haline gelirken, ABD yönetimi bu sorunu ulusal güvenlik ve ticaret politikalarının merkezine yerleştiriyor. Ancak tartışmaların odağında yalnızca büyük güçler değil — uluslararası toplumun tamamı bulunuyor.

KÜRESEL TİCARETTE GÖRÜNMEYEN EMEK

ABD Çalışma Bakanlığı verilerine göre 2024 itibarıyla 82 ülkede üretilen 200’den fazla ürün çocuk işçiliği ve zorla çalıştırma şüphesi taşıyor. Bu tablo, sorunun tek bir ülkeyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.

Ancak uzmanlara göre zorla çalıştırmanın en yoğun ve sistematik olduğu yerlerden biri Çin. Özellikle Doğu Türkistan küresel tedarik zincirlerinin kritik bir halkası haline gelmiş durumda.

Burada milyonlarca Uygur Türkü gözaltı, zorla çalıştırma, ailelerinden koparılma ve sistematik baskıya maruz kaldığı uzun süredir uluslararası raporlara yansıyor. Üstelik bu emekle üretilen hammaddeler ve ürünler dünya pazarlarına girerek küresel ticareti etkiliyor.

BATI TEDARİK ZİNCİRLERİNE UZANAN ETKİ

Global Rights Compliance’nin 6 Şubat 2026 tarihli kapsamlı bir raporu, bölgeden çıkarılan kritik minerallerin elektrikli araçlardan uzay teknolojilerine kadar geniş bir ürün yelpazesinde kullanıldığını ortaya koydu. Bu mineraller yalnızca sanayi için değil, yapay zeka teknolojileri için de stratejik öneme sahip. Araştırmalar, zorla çalıştırma bağlantılı üretimin küresel rekabeti de bozduğunu gösteriyor. Ucuz üretim, serbest piyasa dengesini değiştirerek şirketler arasında “aşağı doğru rekabet” yaratıyor.

ABD YÖNETİMİNİN STRATEJİSİ

Donald Trump yönetiminin ulusal güvenlik stratejisinde zorla çalıştırma ile mücadele ekonomik güvenlik, insan hakları ve dini özgürlük politikalarıyla doğrudan bağlantılı görülüyor. ABD yönetimi, zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını sınırlayan düzenlemeleri daha sıkı uygulamayı ve kamu alımlarında temiz tedarik zincirlerini şart koşmayı hedefliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da bu yaklaşımı “Amerikalıları daha güvenli ve güçlü kılmanın yolu” olarak tanımlıyor.

STRATEJİK REKABET VE EKONOMİK GÜVENLİK

ABD’ye göre zorla çalıştırma sadece insan hakları ihlali değil, aynı zamanda ekonomik bir tehdit. Kritik minerallerin üretiminde bağımlılık arttıkça teknoloji, savunma ve enerji alanlarında stratejik riskler büyüyor.

Bu nedenle Washington, müttefik ülkelerde alternatif üretim zincirleri kurmak için yatırımlar yapıyor. Örneğin Endonezya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkelerde çalışma standartlarını yükseltmeye yönelik programlar destekleniyor.

TÜRK VE MÜSLÜMAN DEVLETLERİN SORUMLULUĞU

Bu tartışma yalnızca büyük güçler arasında bir ekonomik rekabet meselesi değil. Uygurların dini ve kültürel kimliği nedeniyle hedef alınması, özellikle Müslüman ülkeler açısından ahlaki ve siyasi bir sorumluluk tartışmasını da beraberinde getiriyor.

Uzmanlara göre:

  • İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkeler insan hakları ihlallerine karşı ortak diplomatik tutum geliştirebilir.
  • Türk devletleri ekonomik ilişkilerde şeffaf tedarik zinciri standartları talep edebilir.
  • Müslüman toplumlar tüketim tercihleriyle etik üretim baskısı oluşturabilir.

Küresel ticaret ağları bu kadar iç içe geçmişken sessizlik de fiilen bir tutum olarak değerlendiriliyor.

KÜRESEL STANDARTLAR YÜKSELECEK Mİ?

Uzmanlara göre zorla çalıştırmayla mücadele yalnızca yaptırımlarla değil, uluslararası standartların birlikte yükseltilmesiyle mümkün. ABD bu konuda öncü rol üstlenmeye çalışıyor.

Ancak asıl soru şu:
Dünya ekonomisi ucuz üretimin cazibesinden vazgeçmeye gerçekten hazır mı?

Ve belki de daha kritik soru:
Bu mücadele gerçekten küresel olacak mı, yoksa sadece jeopolitik rekabetin yeni bir aracı mı?

İlk yorum yapan siz olun

Bir Yorum Yazın